Ev işlerini yaparken zamanın geçmesini bekliyordum. Nedense bugün zaman bir türlü geçmek bilmiyor. Normalde daha hızlı geçer... Yetmez hatta. Ancak bugün zar zor geçiyor.
Deli miyim ben de... Ah... Aptal kafam... Ne yapıyorum ben.
Telefonumu açtım ve i********: DM sayfasına geldim. Yağız'ın profiline tıkladım. Aktif değil. Belki uyuyordur. Arabayla mı alacak beni... Babasının arabası değil ise... Kimin arabası. Mesaj bölümüne dokundum. Ancak parmaklarım bir türlü yazmadı. Yazamadım. İptal etmek istedim. Ancak yapamadım. Neden bu kadar meraklıyım ki... Kahretsin...
Telefonu kilitleyip masaya bıraktım. Hızlı adımlarla evin içinde yürümeye başladım.
Kimseye görünmeden gitmem gerekiyor. Bunu yaparım da. Herkes benim spor yaptığımı bilir... Ancak bir konu kafama takıldı o anda. Yağız... Benden akıllı davranan biriydi. Ben kimseye söylememe taraftarı biriyken o böyle olmaz dedi. Demek ki bunun hakkında düşündü daha önce... Ya da o anda aklına geldi. Eğer öyleyse gerçekten de çok zeki biri...
Odama çıktım ve üzerimi çıkardım. Duş alıp sakinleşmek istiyorum. En azından vücudum bu gerginliği bir an olsa bile üzerinden atar. Bunu umuyorum yani.
Sıcak su vücuduma temas ettiği anda bir rahatlama dalgası içimi sardı. Gerçekten güzel geliyor bana... Sıcak suda olmayı hep sevdim.
Saat on ikiye doğru gelirken kendimi sıcak sudan çıkarıp duruladım. Kremlerimi vücuduma sürerken ne kadar güzel bir kokusu olduğunu fark ettim kremlerin. O sırada aklıma geldi onun o güzel parfümü... Diğerlerinden hep farklı bir şey hissettiren bir parfüm... Bir koku...
Üzerimi giyinmek için odama geçtim. Gardırop karşısında dururken düşündüğüm şeyler aklımı kaçırmama neden olacak türden... Neler oluyor bana. İç çamaşırı çekmeceme bakarken ne düşünüyorum. Üzerimi çıkarmam gerekmeyecek ki... Spor için her zaman giydiğim Calvin Klein tangamı çıkardım. Bugün özel bir giyinme olmayacak... Olmamalı...

Üzerime de aynı şekilde spor sutyenimi giydikten sonra taytımı ve tişörtümü giydim.
Evet... Spor için hazırım artık. Gerçi oldukça kısa sürecek bugün. Saçlarımı da arkadan bağladıktan sonra kendime aynada bir kere daha baktım. Güzel... Gerçekten kendi görüntüm hoşuma gidiyor. Özellikle spora başladıktan sonra vücudum bir anda toparladı. Doğumdan sonra da spor yapıp kendime gelmiştim. Formumu çok hızlı bir şekilde geri kazanabiliyorum.
Kendimi bu şekilde daha seksi hissettiğim bir gerçek... Yine de... Bilmiyorum. Bazen içimden geçen düşüncelere engel olmak istiyorum. Yağız... Saat bire yirmi var.
Parfümümü sıktıktan sonra aşağı indim. Telefonuma bildirim gelmiş. Hemen baktım. Bu arada bunun ayarlarına bir ara bakmam lazım. Gelen mesajlar direk ekranda gözüküyor. Ferhat görse ona ne derim... Eşim zaten telefonuma asla bakmaz. Ancak Ferhat arada sırada alıyor.
Instagram açıldığı sırada kalbim daha da hızlı bir şekilde atmaya başladı. Yağız mesaj atmış.
- emine teyze
- Ben gelmek üzereyim
- söylediğim yere doğru gel
- eğer hala görmek istiyorsan
Son cümlesi... İçimi bir garip yaptı. Eğer hala görmek istiyorsam... Evet bu benim seçimim. İleride onu suçlarım diye bir düşüncem yok aslında ama bana bunu yazdığı için teşekkür etmem gerekir. Çünkü bana ikinci bir kere düşünmek için bir şans verdi. Ben ne yapıyorum. Gelmek istiyorsam... İstiyor muyum acaba...
Ancak içimde bir şeyler vardı... Yağız ne yapıyordu böyle... Sonuçta dün ona yazan bendim. Onu merak eden de öyle... Merak... Başıma çok iş açacak.
- tamam geliyorum
- kimse yoksa dur
-merak etme kimse anlamaz bile
- ama boş görünüyor
- geldim
Yazıyı görür görmez kapıya doğru fırladım. Anahtarları çekip kapıyı kilitledim. Yavaş tempoda koşmaya başladığım sırada etrafa bakmayı da ihmal etmedim. Şu anda en istemediğim şey birinin beni Yağız'ın arabasına binerken görmesi. Gerçi araba demişken... Kimin arabası ile gelecek ki. Bilmiyorum. Yine de bana ne göstermesi gerektiğini merak ediyorum. Bu kadar gizemli olan nedir? Ona ne oldu da birden böyle bir hırsa kapıldı bunu da anlamıyorum gerçi.
Şansım var. Etrafta kimse yok. Nefesimi düzenleyerek hafif tempoda koşmaya devam ediyorum. Onun yanına gittiğim zaman nefes nefese kalmak istemiyorum ama diğer türlü de spor yapmış gibi görünmem sonuçta. İnandırıcı olmak zorunda.
İleri doğru hamle yaptığım zaman sokağın boş olduğunu görmek içimi çok rahatlattı. Hemen hemen tüm arabalar park etmiş durumda. Ancak hangi araba onun. Durdum ve etrafa baktım. İçinde insan olan hiçbir araba yok. Geldi mi gerçekten? Nerede peki?
Telefonumun kilidini açıp hafif tempoda koşarken telefona bakmaya devam ediyorum. Mesajlar kısmına doğru geldim ve ses kaydı almaya başladım.
"Neredesin? Göremiyorum seni." dedim ve kaydı gönderdim. Anında görüldü yazdı. Ve ses kaydını dinledi.
Ekranda hemen onun mesajı belirdi.
- gri araba
- tam ilerinde duruyorum
- gündüz farları yanıyor
O sirada dediği arabayı gördüm. Bu arabayı nereden buldu böyle...

Hızlıca oraya doğru yöneldim. Ve yola doğru adım attım. Etrafıma bir kere daha bakıp kapıyı açtım ve içeri girip kapıyı kapattım. Yağız her zamankinden farklı giyinmişti. Siyah bir gömlek ve siyah bir kot pantolon vardı üzerinde. Kemeri de parlak kahverengi bir deriden yapılma... Güzel duruyordu üzerinde. İlk defa onu böyle giyinirken görüyorum. Açık olan düğmelerinden göğsünün bir kısmını görebiliyorum.
"Hadi gidelim. Kimse görmeden..." dedim. O sırada nefesimi toplamaya çalışıyorum tabi. Koşu yaptım, ne kadar düşük tempo da olsa... Ancak arabanın içi gerçekten çok ferah. Klima uzun zamandır çalışıyor demek ki. Bu yaz sıcağını resmen kırıp geçirmiş. Derin bir nefes alıp koltuğa yaslandım.
Gerçekten çok büyüktü araba. Hayatımda bindiğim en geniş araba bu olabilir...
"Nereye gidiyoruz?" dedim. O sirada farkına vardım aslında gizli saklı bir şekilde buluştuk... Biliyordum ama olana kadar sanki bir macera gibi geliyordu. Ancak şimdi Yağız ile birlikte aynı arabadayım.
"Göreceksin Emine teyze. Merak etme çok zaman almayacak. Yakın bir yer de değil." o sırada bana baktı ve gözlerinin yüzüme dikkatle baktığını gördüm.
"Terlemişsin." dedi.
"Evet... Mecburen öyle olacak. Koşuyor gibi görünmem lazım. Yoksa dikkat çeker. Kim girer çıkar bilemedim. İnşallah pencereden gören biri yoktur."
"Yoktur bence kim bakıp da mahalleyi izleyecek ki. Hem bayağı mesafe koştun. Oradan sonra da ev yoktu zaten. Ağaçlar kapatıyor."
"Evet... Yine de... Ne bileyim... Neyse... Bana ne göstereceksin çok merak ettim. Ondan geldim yani..."
Normalde durum zaten yeterince acayip ancak neden böyle bir açıklama yapma gereği duydum onu bile bilmiyorum.
"Yok Emine teyze biliyorum. Yani senin görmen lazım gerçekten. Yoksa anlaman zor... Bana kızarsın belki ama işler böyle yürüyor. Yapacak bir şey yok buna."
"Tamam da ne bileyim yine de aklıma pek yatmıyor..."
"Biraz bekle... Senden tek ricam bu. Göreceksin. Merak etme hem ne bundan sonra ne de önce Ferhat bu işe dahil olacak. Olmadı zaten de... İleride de girmez merak etme..."
"Benim seni merak ettiğimi anlamıyorsun değil mi?" dedim. Yüzümde o sırada gergin bir ifade vardı sanırım. Çünkü Yağız bana döndü ve birden dudaklarına gülümseme geldi.
"Tamam Emine teyze. Gerilme lütfen. Anladım. Ben sadece ek bir bilgi verdim..." dedi.
Sola doğru dönüp gaza basınca arabanın motoru gürüldedi ve birden koltuğa yapıştım. Gerçekten de güçlü bir araba... Birden hızlandı.
"Yavaş ol..." dedim ani bir refleksle.
"Kusura bakma Emine teyze. Zaman az, hızlı gidelim diye yaptım." dedi ve gazdan ayağını geri çekti.
"Tamam sorun değil... Kaza yapmayalım da..."
"Bana güven..." dedi gözlerime bakarak. Ve yeniden yola bakıp gaza basınca bir kere daha koltuğa yapıştım.
Yol hızlı bir şekilde altımızdan akıp giderken ben de bir bilinmezliğe doğru yol aldığımın farkına vardım...