Karanlık. Bedenimi esir almış, aklımı istila etmişti. Nefesimin son raddesine gelmeme rağmen devam ediyordum koşmaya. Birkaç adım sonra yere yığılmıştım.
Gökyüzü gürledi, karanlığı ıslatan damlalar düşmeye başladı üstüme. Her geçen saniye arttırdı şiddetini.
"Yolun sonundasın, vazgeç artık."
Onun sesi. Onun kokusu. Onun adım sesleri. Her şey onun.
"Hayır." dedim öfkeyle. "Devam edeceğim. Sen ne dersen de ben devam edeceğim."
Kehribar gözleri alev aldı. Korkunç zekasını süsleyen bakışları koşarak kaçma isteği uyandırıyordu ama yine de durdum. Bu korkuya alışmıştım. Ondan korkmaya alışmıştım. Şeytanların onu seviyordu, bana edebilecekleri en büyük ihanetti bu. Beni değil, onu seçmişlerdi.
"Benim yolumda devam etme. Sana seçenek sunmuyorum Elisa. Git. Arkanı bile dönmeden git buradan. Sen buraya, bana ait değilsin."
Zehirli bir ok gibi kalbime isabet etmiş cümleleri, zihnimin karanlık girdaplarında dolandı. Korkuyla karışmış buz mavisi bakışlarım öfkeyle parladı.
"Bana dokundun, her zerremi tattın. İlkin oldum. Şimdi karşıma geçmiş ciddi ciddi bunu mu söylüyorsun? Ne demek ya bana ait değilsin?"
Sustum. Kelimeler boğazıma düğümlendi sustum. Konuşacak her şeyi kaybetmiştim. Biz onunla olan bu sessizliği susarak aştık.
"Hani sana ait olan bir şey ilalebet seninle kalırdı, kalmak zorundaydı? Ne oldu o sözlere, niye vazgeçiyorsun şimdi? Ben gitmek istedim, defalarca gitmek istedim. Sen durdurmadın mı beni? İşkence çektirdin bana sen ya, işkence! Sana alışmamı sağladın. Beni en olmadık zevklerin koynuna bıraktın. Beni koynuna aldın. Şimdi git diyemezsin!"
Yere doğru savrulan kağıt parçalarını üzerime attı. Bu, benimle imzaladığı sözleşmeydi. Onlarca parçaya ayrılarak yırtılmış bir şekilde üstüme yağıyordu şimdi.
"Git. Benim için değil, kendin için."
"Gidemem." Başımı aksi ihtimalini düşünmek istemezmiş gibi olumsuz anlamda salladım. "Şeytanlarım seni böylesine seviyorken gidemem."
"Şeytanların değil, sen beni seviyorsun!"
Hayır, her şeyi kabul ederdim ama bunu asla. Ben... Ben ondan nefret ediyordum. Onu sevmem imkansızdı.
Aklımdan geçenleri biliyormuş gibi kısıldı bakışları. Ve gitmeden önceki son sözler bir zehir gibi döküldü dudaklarından.
"Kendi iyiliğin için benden uzak dur."
"HAYIR!"
Terim, ateş gibi yanan alnımdan buz gibi kaydı. Korkuyla kasıp kavrulan kalbim birazdan yorulup atmayı bırakacak gibi fazla çarpıyordu kaburgalarımın arasında.
Rüyaydı! Hepsi rüyaydı!
Günahkâr ellerim, bedenimi hızlıca kontrol etti. Giyiniktim. Üstümde kıyafetler vardı!
"Ben en son..."
Titrek bir sesle başladığım cümleyi Kutay sonlandırdı. "Sevişiyorduk Elisa."
Kaşlarım çatıldı. Ne oluyor diye soran gözlerim, kehribarı ile kesiştiğinde bakışları ateş saçıyordu sanki.
"Öyleyse neden üstümde kıyafet var?"
Duygusuz gözleri üstümde gezindi. "Çünkü bayıldın."
"NE?"
Kısık çıkmasının beklediğim sesim benden bağımsız bir şekilde yükseldi. Buz mavisi gözlerim, tekrar kehribarları buldu. Hâlâ duygusuzdu, bana öyle bakıyordu. O an bir şeyden emin oldum. Bu adam, duygusuz olmak için doğmuştu.
"Bedenin yorgun olduğu için dayanamadın, bayıldın."
Söylediklerini idrak etmem zaman almıştı. Son yaşananları hatırlamaya çalışıyordum ama sanki zihnimdeki her şey sekteye uğramıştı ve bana buhrandan başka bir şey bırakmamıştı. Afrodizyağın kanıma karıştığını hatırlıyordum. Kutay'ın beni yatağa attığı ve daha sonra... Sevişmeye başladığımız o ateşli dakikalar...
Peki sonra?
Derin bir nefes çektim içime. Kaburgalarımın arasında çarpan yürek bile bana isyan bayrağını çekmişti. Hiçbir şey yolunda gitmiyordu sanki. Ben ise sakinlikle sonumu bekliyorum. Ama...
Üstümde çok değişik bir sakinlik var. Kafamın içi deliriyor ama öylece duruyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişini mi kabullendim, yoksa kusursuz bir sinir krizi öncesi sessizliği mi ayırt edemiyorum.
"Keşke beni öldürseydin."
Benden bağımsız bir şekilde döküldü dudaklarımdan bu cümle. Yaşamak için savaşırken bugün vazgeçişimi kutluyordu şeytanlarım. Oysa bugüne kadar beni ayakta tutan hep onlar olmuştu. Şimdi ne değişti de ölmemi istiyorlardı?
Şeytanlarım bile beni terk etmişti.
Beni değil, onu seçmişlerdi. Kehribar gözlü duygusuz katili.
"Kalk ayağa Elisa. Hiçbir şeyin yok, iyisin."
"Buna sen mi karar veriyorsun Alavaris? Belki iyi değilim, sen ben misin?"
Trip mi atıyordum şimdi? Tanrı aşkına ne oluyordu bana? Bu cehenneme geldim geleli kim olduğumu unutmuştum sanki.
"Kalk ayağa."
Sesi net ve keskindi. Hiçbir şey demeden yüzüne baktım. Diyecek bir şeyim yoktu zaten. Her zamanki gibi emir veriyordu bana. Eğer yapmazsam... Unut bunu Esila. İhtimal bile değil. Adam sana yapmadığını bırakmadı.
Yatakta tamamen doğrulup ayağa kalktığımda gerçekten iyi olduğumu gördüm. Bayılan birine göre hiçbir şeyim yoktu. Ne oluyordu cidden?
Kutay'ın yüzüne bana bir şey mi yaptın sen der gibi şüpheyle baktım. Zira hâlâ bu hâlde olduğuma inanıyordum. Suyumda afrodizyak çıktığını öğrendikten sonra herkesten her şeyi bekler olmuştum. Özellikle de karşımda duran kehribar gözlü adamdan!
"Korkma benden bu kadar Elisa."
Kalbim nedensiz bir şekilde çarpmaya başladığında kusursuz yüzünde oluşan müstehzi tebessüm sinirimi bozmuştu. Hep böyle yapıyordu. İnsan üstünde inanılmaz bir hakimiyet kuruyordu çünkü kusursuz bir zekası vardı. Öyle hamleler yapıyordu karşı koymak da tahmin etmek de imkansızdı. Kusursuzluğun ve tehlikenin bir simgesi olacaksa şayet bu kesinlikle Kutay Alavaris'ti.
"Senden korkmuyorum." dedim aynı şekilde, aynı alaycılıkla ona karşılık vermeye çalışarak. Ama... Başarısızdım sanki. Ne yaparsam yapayım onun manipüle yeteneği kadar iyi yapamıyordum. Lanet olsun ki elimde değildi.
"Belli." Bunu söylerken gülüyordu. Evet, ciddi ciddi gülüyordu!
Ah Alavaris, ulan Alavaris! Keşke o kusursuz yüzünü tek yumrukta dağırabilsem, keşke ...
"Yürüsene Elisa, davetiye mi istiyorsun?" Bu sefer her zamanki gibi alaycı değil sinirliydi. Sinirli hâlini de sevmiyordum. O yüzden susup yürümeye başladım.
"Önümden yürü."
"Emredersiniz Kutay Alavaris Han Hazretleri." Ona inat olduğum yerde durdum.
"Bana emir vermeyi ne zaman bırakırsın tahminen? On cümle kuruyorsun, on birinde emir var! Kendine gel Alavaris, karşında kölen yok. Duydun mu, kölen yok! Hecelerdim ama maşallahın var, anlama kıtlığı falan da yok; aksine çok zekisin!"
Göz devirdi. "Sana ne dersem yapacaksın demiştim Elisa. Sen de bunu kabul etmiştin. Yaşadığına şükretmen gerekirken ciddi ciddi karşıma geçmiş bana bunu mu söylüyorsun?"
Dediklerinden tek bir şey dikkatimi çekti. "Yaşadığına şükretmem gerekirken mi? Aaa unutmuşum tabi, kusuruma bakma." Ona doğru bir adım attım. Aramızdaki mesafe sıfırlanmıştı. "Sen beni en son öldürecektin, değil mi Kutay Alavaris? Ne oldu o işe, bak hayattayım işte."
Dişlerini sıktığını görebiliyordum. Çünkü aramızdaki mesafe azdı. Dudakları çok güzel.
Cidden buna mı dikkat ediyorsun? Kes çabuk aklından geçen edepsiz şeyleri. Afrodizyağın etkisi de geçmişti hâlbuki... O zaman niye böyle oluyordu lan bana? Belki de onunla beraber olmamı arzulatacak tek neden afrodizyak değildi...
Öyleyse neydi? Hepsi şeytanlarımın suçu.
Benim zerre suçum yok bunda.
"Elisa, Elisa... Sen niye hayattasın hâlâ merak ediyor musun?"
"Etmiyorum." dedim olduğum yerden ona diklenerek. "Merak falan etmiyorum. Öldür beni. Senin hâkimiyetine tutsak olmaktansa ölürüm daha iyi. Duydun işte Alavaris."
Nereye gittiğimi bile bilmeden ilerlerken kolumdan sertçe tutup durdurdu beni. Öfkeli gözlerim, onun ateş saçan Kehribar gözleriyle kesiştiğinde gözlerinden akan ateş kalbimi düştü, kör olup yaktı sanki beni. Ne kadar inkar etmek istesem de bu adam, benim ve şeytanlarım üstümde inanılmaz bir hakimiyet kurmuştu. Hatta artık şeytanlarımın kontrolü bile bende değil ondaydı. Bu olmamalıydı. Bu zevki ona yaşatmayacaktım. Ne yapıp edecek ve bu hakimiyeti ondan alacaktım. Ve bana çektirdiği acıları onun o biçimli burnundan fitil fitil ödetecektim.
Oyun daha yeni başlıyor Alavaris. Daha yeni başlıyoruz ve bu sefer galip sen olmayacaksın. Piyonlar da vezire dönüşür. Sadece oyunun sonunu bekle.
"İşime yarayacaksın Elisa. Seni o yüzden tutuyorum."
"Benimle seviştikten sonra mı anladın işine yarayacağımı? Ha? "
Sesim sert ve öfkeliydi. O bana, ben ona tahammül edemiyorduk sanki.
"Evet desem ne değişecek?"
Hayret. Benim aksime o öfkeli değildi. Aksine gayet de sakin çıkıyordu sesi.
"Tabii ya. Bunu ben daha önce nasıl olur da akıl edemedim? Yazık kafama, gerçekten yazık kafama!"
Aramızda zaten sıfırlanmış olan mesafeyi iyice eksiye indirmek istercesine ona yaklaştığımda bakışları ateş değil alev saçıyordu. Sakindi ama öfke dolu bakıyordu. Bunu nasıl yapıyordu hiçbir fikrim yoktu. Bildiğim tek bir şey varsa o da bu adamın tek kelime ile inanılmaz olduğuydu.
"Bana daha önce de söylemiştin. Sen bakirsin ve sahip olduğun varlığının sorumluluğu yüzünden hiçbir kıza dokunmadın, dokunamadın. Kimseyle ilişki yaşayamadın. Çünkü eğer biriyle sevişirsen o dövmeyi görebilirdi, senin yer altı mafyası olduğunu anlayabilirdi. Bu da hem senin otoriteni sarsardı hem de sahip olduğun mafya kimliğinin getirisi olan liderlik ruhunu bozardı. Mafyaların hata yapma şansı yok. Sen de bunu, bu kuralı yıllardır layığı ile yerine getirdin Alavaris. Ama ömür boyu bakir yaşamayamazsın tabii. Her erkek gibi senin de ihtiyaçların var değil mi?"
Bunu söyledikten sonra durdum. Hem konuşmaktan boğazım acımıştı hem de susup tepkisini ölçmek istemiştim. Bu iki neden gayet yeterli geldiğinden susup gözlerine bakmaya devam ettim ama gözleri, her zamanki gibi asla es vermiyordu bana. Tekrar söylüyorum, bu adam her hâli ile kusursuzdu. Ve şeytanlarım, bu kehribar gözlü manyağa itaat etmekten zevk duyuyordu. Ama ben duymuyordum. Benden şeytanlarımı çalmıştı, benliğimi de çalmasına izin vermeyecektim. Bunu yapamazdı, hakkı yoktu?
Yapamaz derken? Bal gibi de yapar Elisa. Bu adam istediği sürece yapamayacağı şey yok. O zaman benim görevim bunu engellemekti. Bu yapmasına, benden şeytanlarımı çalmasına izin vermeyecektim, veremezdim.
Öyleyse neden geç kalmışlık hissi kol geziyordu damarlarımda akan kanda ?
"Kabul et Kutay Alavaris. Senin bu dünyada sevişebileceğin tek kız benim. Senin Alavaris olduğunu bilen tek yabancı benim. Çetenden herkese kardeş gözüyle bakıyorsun, oradaki kimseye dokunamazsın bunu biliyorum. Benden nefret ediyorsun, bunu gözlerinden görüyorum. Bana bakarken bile gözlerinde öldürme isteği var çünkü yaşamamı istemiyorsun. Tek sebep şifreleri çökertmem ve sistemi bozmam değil. Bunu sen de biliyorsun Alavaris. İçinde bana karşı çok faklı bir duygu var. Ve o duygu arzuyla buluştu. Senin de benim de sonum oldu. Şeytanlarımı benden çaldın. İstediğin buydu ve bunu başardın. Peki sonrası? Ban dokunacaksın, benim ile sevişeceksin. Ama bunları yaparken her daim tutkunun esiri olarak kalacaksın. Bak, gözlerime bilebakmıyorsun çünkü doğruları söylediğimin farkındasın. Bunu adın gibi biliyorsun Alavaris. Ve işte tam da bu yüzden beni öldüremiyorsun. Artık bana zarar bile veremiyorsun. Fark ettin değil mi? O yüzden beni ne bugün ne yarın. Hiçbir zaman öldürmeyeceksin."
Sustum çünkü çok konuşmuştum. aklımdan zehirli düşüncelerimi süsleyen o kadar çok fikir geçiyordu ki elimden dökülmedi sözcükler. Ama Artık emin olduğum tek bir şey vardı bundan sonra iki elim kanda olsa da üzerime dikende yazsa ayağım çukuru da görse ne olursa olsun susmayacaktım, kimse beni susturamazdı bu saatten sonra.
"Ne dersin sandığından çok daha zekiyim, öyle değil mi? "
"Aptalsın Elisa."
Kaşlarım çatıldı. Bunu duyduğum an kalbim durdu üstüne doğru bir diken battı sanki sertçe. Aptalsın. Aptalsın. Aptalsın. Aptalsın. Aptalsın... Bu kelime defalarca tekerrür etti bozuk şarkılarla dönen şeytanlar ile dolu zihnimde. Duymayı beklediğim en son şey bile değildi bu.
Duygularım, hezayan etkisi ile sarsılırken az önce kendime susmayacağıma dair yemin etmemişim gibi sustum. Bana defalarca aptal demişti hatta bundan çok daha ağır hakaretler de etmişti. Bu kelimenin durduk yere canımı acıtmaması gerekiyordu Ben hakaret yemeye alışkın bir kızdım hakaretlerle dolu bir mahzende büyümüştüm çünkü. Ama bu... Bu belki de benim taşma noktamdı...
Olanlar, yaşananlar omzumda öyle bir yük oluşturdu ki adım atacak gücü bile kendimde bulamıyordum artık. Bana ne oluyordu? Hiçbir fikrim yoktu bildiğim tek bir şey varsa o da sonumun hiç hayra alamet olmadığıydı .
"Haklısın belki de Kutay." dedim kabullenişin getirisi olan mağlubiyet ile. "Ben hep aptaldım. Hayatım boyunca bir yalana inandım. Benden nefret et, hakkın var. Çünkü ben de kendimden nefret ediyorum artık."
Hiçbir şey demedim. Son sözlerim bu oldu. Nereye gittiğimi dahi bilmeden ilerliyordum onun cehenneminin karanlık yollarında. Kaybolmuşluğu kabul etmiştim belki de. Ya da hiç varolmayışımı...
O kadar ihtiyacım var ki birinin bana iyi misin diye sormasına... Ama sormuyor kimse. Kimsenin umrunda bile değil benim iyi olup olmadığım. Kalbim öyle açıyor ki tarifi yok bunun. Ölüp gitsem kimse kalmayacak yanımda. Kimse sormayacak bana. En çok da bu koyuyor bana. Bu dünyada tek bir iz bile bırakmadan çekip gideceğim, kimse duymayacak çığlıklarımı. Her zaman olduğu gibi...
Aynı şu an olduğu gibi. Ben ölüyorum. Evet, ben ölüyorum ama çığlıklarımı kimse duymuyor. Sesim de çıkmıyor artık. Lal kesildi dilim her şeye olduğu gibi. Konuşacak gücüm dahi kayboldu içimde. Matem tutan küçük kız terk edip gitti beni. Çocukluğumu çaldılar benden ve ağzımı açıp tek kelime itiraz edemedim ben.
Hak ettim mi gerçekten böyle çok acı çekmeyi? Reva mıydı gençliğimin bu şekilde çürüyüp gitmesi? Mutluluk bu kadar mı uzak yani şimdi? Hiç gelmemiş bir şey bu kadar uzak olur mu insana? Sınanır mı insan böylesine yoklukla? Ne yaşıyordum bilmiyorum bu karanlıkta. Ama adım atmak, hiç olmadığı kadar zor geliyordu artık bana.
Ölmek istediğim kaçıncı gecem bu? Kaç geceyi sabah ettim böyle? Niye kimsenin umrunda değil bu? Herkes yargılamayı seviyor bu dünyada. İstisnasız herkes. Kimse de sormuyor niye böyle olmuş, nasıl gelmiş bu hâle, kim getirmiş onu bu raddeye?