Kaybolduk. Kimimiz gerçeğin peşinden koşarken kimimiz de gerçeklerle yüzleşmekten kaçarken kaybolduk. Bir şeyler ters gitti, yolundan saptı. Tutmak isterken kaçırdık ipin ucunu. Öylece baktık arkasından, hayal kırıklıkları süsledi ruhumuzu.
Her şeyden vazgeçip kendini gerçeklere kapatmazsın.
Ya da her şeyle yüzleşip gerçeklerden kaçamazsın.
Gerçekler, geçmişinde saklıyken geçmişi unutmaya çalışamazsın.
Yolunda gitmeyen her şeyi yoluna koymak isterdim. Zamanı durdurmak, nerede yanlış yaptığımı uzun uzun düşünmek isterdim. Ama biliyorum bu imkansız. Zamanı durduramam ama zaman akıp giderken de düşünemiyorum işte. Zaman aktıkça ben, geçmişteki hatalarım yetmezmiş gibi daha çok hata yapıyorum.
Çok yanlış yaptım. Bu yaşıma kadar bir şeyleri öğrenmiş ve ders çıkarmış olmam, adımlarımı ona göre atmam lazımdı ama olmadı. Hata bende, kabul etmek de bir erdemdir ve ben bunu kabul ediyorum.
Ama tüm hata bende değil işte. Psikolojik olarak tamamen gitmiş bir insan, yanlışla doğruyu ayırt edemez. Gözüne bir perde iner ve gerçeği görmez.
Canın acırken canını çıkartıp, iyileştirip sonra geri yerine koyabilir misin? Koyamazsın.
Sorun içinde. Sorun senin derinliklerinde. Bulmak istedikçe kayboluyor insan işte. Bulmak istedikçe sapıyor yolundan. Kaçmak da çözüm değil.
Ne yapacağım öyleyse? İki ucu boklu değnek.
Yüzleşmek canımı acıtıyor. Aklıma geldikçe kaçmaya çalışıyorum. Güçsüz değilim ama eskisi kadar da güçlü değilim.
Gözlerim yorgun. Eskisi kadar konuşmuyor dilim. Hareket etmekten acizim.
Kanıtlama çabası.
Yıllardır uğruna onca emek verdiğim şey. Kime neyi nasıl kanıtladığım önemli değil. Tek istediğim o başarının hazzını tatmak ve takdir edilmek.
Şimdi öyle bir fırsat var elimde. Uğraşırsam ve çabalarsam başarabilirim. Takdir edilebilirim.
Öyleyse neden uğraşmıyorum?
Çünkü vazgeçtim.
Bir şeyler benden kopup gitti ve ben vazgeçtim. Olması gereken bu değildi ama şu anki aklım olması gerekeni yapabilecek durumda değil.
Düzeltebilir miyim peki? Yanlışlarımı düzeltebilir miyim şimdi? Olabilir miyim eskisi gibi?
Sanmam. İpin ucu kaçtı. Hem de öyle bir kaçtı ki bir daha kimse tutamaz beni. Freni patlayıp uçuruma doğru son sürat giden bir araba gibi gidiyorum.
Ölmek de çözüm değil, yaşamak da.
Hiç mutlu olmadan ölmemeli insan.
Ama acı çekerek de yaşamamalı.
Vazgeçmişlikler bitirdi bizi. Kararsızlıklar içinde çaresiz kaldık. Sona doğru yaklaştık, kimse duymadı çığlıklarımızı.
Sessiz sessiz ağladık, yaşanılan her kötü şeyi içimize attık. Mahvoldu, çok kötü mahvoldu her şey.
Birer birer kayıp gitti elinden ve ben tutamadım. Çok isterdim tutabilmeyi ama... Tutamadım.
Ölüm sessizliği.
Sanırım şu anki durumu en iyi anlatan buydu. Bir çete, yalancılar çetesi. Hepimiz yuvarlak masanın etrafında dizilmiştik. Herkes bana bakıyordu ben ise Kutay'a. Ben buraya nereden geldim, kim koydu beni dercesine bakıyordum ama bunu ben istemiştim. Ve şimdi eşek gibi sonucuna katlanmak zorundaydım.
"Elisa." dedi Kutay beni tanıtırken. Hoş, beni zaten tanıyorlardı ya neyse.
"Esila değil miydi adı?"
Kızıl saçlı kızın sorusu ile Kutay kaşlarını çattı. "Ben ona Elisa diyorum. O artık Elisa."
Göz devirdim. Bu adamın manipüle ve aşağılama yetenekleri olağan üstüydü. özellikle de benim üstünde denedikleri olağan üstüydü zira şundan eminim ki beni, hayatı boyunca aşağılamadığı kadar kişi kadar küçümsemişti. Bundan nefret ediyordum işte.
"Neyse ne ya. Niye burdayız, şifreleri çalmaya çalışan bu kız ile neden aynı masada oturuyoruz?"
Tabii bilmiyorlardı Kutay ile ne yaşadığımı. Sallıyorlardı böyle bol keseden. Ayrıca beni bu kız diye aşağılaması hoşuma gitmemişti ama yine de kavga çıkarmak istemediğim için ona cevap vermedim, kendimi zor tutuyordum bunun için.
"Bizim çeteye girmek istiyor."
Kutay aniden söylemişti ve tabii ki çetenin verdiği tepkiler de aynı oranda büyüdü.
"NE?"
"Ne demek ya bizim çeteye girmek istiyor?"
"Kutay sen ciddi misin?"
"Şaka yapıyorsan hiç komik değil!"
"Bu kıza güvenemezsin! Şifreleri çalmaya çalışan o değil miydi?"
"Giremez bizim çeteye falan, unutun bunu!"
Tepkileri midemi bulandırmıştı. Hayatım boyunca hep istenilmeyen taraf olmuştum ama bu kadarı da fazla!
"Niyeymiş? Güvenilmez olduğum sizin işinize yaramayacağım anlamına gelmiyor yalancılar çetesi." dedim sakin ve tane tane kendimi açıklamaya çalışarak. Ama biliyordum ki işe yaramayacaktı. Beni hiçbir zaman kabul etmeyecek gibi büyük bir öfke ve hırsla parlıyordu hepsinin gözleri.
"Dalga mı geçiyorsun ya sen bizle?" Kızıl saçlı kız üstüme doğru yürüdüğünde alayla ona baktım. "Ya bakar mısın Kutay şu bakışa, böyle biri nasıl bizim çeteye girebilir? Dalga mı geçiyor bizle bu aptal?"
"Avşar sakin olur musun?" dedi sarışın çocuk.
İsminin Avşar olduğunu öğrendiği bu kızıl sürtük ise sarışın çocuğun üstüne gitti. "Olamam, sakin falan olamam!"
"Liderinizin kim olduğunu unutuyorsunuz galiba."
Bu ses Kutay'dan gelmişti. Ve fazlasıyla tehdit doluydu.
"Bu kız bizle yapamaz." Bu sefer konuşan esmer olandı. İsimlerini bilmiyordum ama fiziksel özellikleri ayırt ediciydi ve bu şekilde tarif edebiliyordum onları.
"Niyeymiş o? Hatırlatırım ki az kalsın şifrelerinizi deşifre edecektim. Siz ile gayet iyi ortak olabiliriz."
Açıklamam üzerine esmer olan çıldırmış gibi üstüme yürümeye başladı. Bunlar sinirlenince hep böyle karşı tarafın üstüne mi yürüyor yani? Ne saçma bir öfke metodu bu?
Yalancılar Çetesiymiş.
Kutay harici hepsinin zekasını alt alta toplasan bir ben etmezdi. Kutay hariç diyorum çünkü... Kutay fazlasıyla zekiydi. Bu grupta ne bulmuştu gerçekten anlamıyordum.
Bunlar olsa olsa ancak yaramazlar çetesi olabilirdi. Neyse.
"Seninle ortak falan olmayız biz! Duydun mu, olamayız! Sen bizim şifrelerimizi çalacaktın. Şimdi de gelmiş karşımıza sana güvenmemizi ve seni çetemizi almamızı mı bekliyorsun? Çok beklersin!"
Göz devirdim. Cidden bu çeteye ajan olarak girmeyecek olsam mümkün değil bulaşmazdım. Zeka seviyemin fazlasıyla altındaydı.
"İstemiyorsanız siz bilirsiniz o zaman."
Babam falan umrumda değildi. Beni istemiyorlardı kendileri bilir. Ben de buradan giderim olur biter.
Ellerimi masaya yaslayıp hızla kalktım ayağa. Masanın etrafındaki bütün gözler, ne yapacağımı merak ediyormuş gibi üzerime kilitlenmişti ben ise diğer kimseyi umursamadan doğrudan Kutay'a bakıyordum sadece.
''Madem beni istemiyorlar, ben de istenmediğim yerde durmam. Gitmeme izin verir misin? Söz veriyorum hiç kimseye hiçbir şey anlatmayacağım. Zaten senin söylediğine göre benim çaldığım kodlar sahteydi. E o zaman tehlike kalmamış demektir. Müsaadenle gidiyorum ben."
"Gerçekten gideceğim deyince gidebileceğini mi sanıyorsun?"
Evet?
"Gidemez miyim?" diye sordum sinirli bir sesle. Uzun bir süre sessiz kalıp cevap vermemesi beni daha da sinirlendirdi.
"Gidemezsin. Benim iznim olmadan hiçbir yere gidemezsin Elisa."
"Bu emirlerden sıkıldım artık!" Ellerimi sertçe masaya vurduğumda tüm gözler benim üstümdeydi.
"Gitmek istiyorum gidemezsin, kalmak istiyorum kalamazsın, çetenize girmek istiyorum giremezsin! Eee ne yapayım o zaman ben, öleyim mi?"
Alaycı bir ifadeyle gülümsedim. "Ölmek istiyorum desem ölemezsin diyeceksiniz diye korkuyorum."
Tam o an bakışlarım Kutay ile kesişti. Gözlerinde benimkine karşılık aynı şekilde alay ifadesi vardı ve hiç hoş bir ifade değildi. Çünkü onun gözleri tehlikeliydi, çok tehlikeli. İstemsizce ürperdi şeytanlarım ve anında ondan bakışlarımı kaçırdım.
"Hiç sorguladın mı Elisa? Niye böyle oldu diye?"
Sorusu üzerine sesim kısıldı. "Yaklaşık bir milyon kez sorguladım Alavaris."
"Cevap aldın mı peki?"
Başımı olumsuz anlamda öfkeyle iki yana salladım. "Hayır, alamadım."
Kutay cebinden bir şey çıkartıp masaya koydu ve işaret ile orta parmağını kullanarak masanın üzerinden sürükleyip bana uzattı. Göz ucuyla kağıda baktığımda kimliğim olduğunu gördüm. Eve girdikleri sırada bunu da almışlardı muhtemelen.
"Kimin kızı olduğun her şeyi anlatıyor aslında."
Kalbim dehşet ve korku içinde çarparken duymayı beklediğim en son şey bile olamayacak o cümle bir zehir gibi Kutay'ın ağzından döküldü.
"Sen bu çeteye gönderilmiş bir ajansın Elisa."
Siktir.
İşte şimdi ben gerçekten bitmiştim.