Yusuf Çakır Dağlı Elimin içinden kayıp giden sadece o küçük, buz gibi parmakları değildi... Sanki nefesimi, yaşama sevincimi ve zar zor ayakta tuttuğum aklımı da o ahşap kapının ardına takıp götürmüştü. Kapı usulca kapandı. Odadaki o loş ışık bile sanki onun gidişiyle yetim kalmış gibi daha da soluklaştı. Burnumda az önce bana yakınken soluduğum kokusu... Şampuanla karışık o hafif papatya kokusu kalmıştı sadece. Bir insanın ciğeri, sadece hatıralarında olan kokuyla yanar mıydı? Benim yanıyordu işte. Gözlerimi kapattım. Omzumdaki yara sızlıyor, Kemal Amca’nın etimi delip geçen iğnelerinin acısı beynime vuruyordu ama yemin ederim, şuracıkta canımı alsalar onun bana abi dediğinde canım yandığı kadar yanmazdı içim. Onun bana bakarken gözlerinde gördüğüm o mesafe, bana o titreyen dudaklarıyl

