Yusuf Çakır Dağlı Zeynep’in odadan çıkmasının üzerinden ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum. Dakikalar mı, saatler mi? Tavandaki ahşap işlemelere diktiğim gözlerim yanıyor, Kemal Amca’nın etimi birbirine diktiği omuzumdaki o tarifsiz sızı, her kalp atışımda beynime bir balyoz gibi iniyordu. Ama yemin ederim, fiziksel acı değildi beni o yatağa çivileyen. Helin’in o kapıdan çıkıp giderken bana attığı o yabancı, o ürkek bakıştı. Benim içimde onun için kopan fırtınalardan habersiz oluşu, “Yusuf abi” diyerek kendi etrafına ördüğü o kahrolası duvardı. Odanın içindeki o ağır kan, tentürdiyot ve ter kokusuna, kendi içimde verdiğim savaşın sessiz çığlıkları karışıyordu. Konak sessizdi. Düğün yüzünden herkes köydeydi, evde Zeynep ve benim o yaralı hırıltılarımdan başka ses yoktu. Ta ki o ana kad

