Bana abi deme...

1432 Words
“Aradım! Geliyor, Kemal amca yola çıktı bile!” dedi Zeynep nefes nefese. Odaya daldığında ellerimdeki kanı görünce hıçkırığı boğazında takılı kaldı sanki. Olduğu yerde kalakaldı. “Helin... Abim ölmeyecek değil mi?” “Ölmeyecek,” dedim dişlerimi sıkarak. Bütün ağırlığımla havluya abanıyordum. “Yusuf abi eski asker, Zeynep. Domuz gibidir o, bir kurşunla yıkılmaz. Hadi ağlamayı bırak da bana yardım et, şu bezi sıkı tut!” Zeynep koşarak yanıma çöktü, titreyen elleriyle havlunun üzerinden ellerimin üzerine baskı uyguladı. Gözleri yarı açık, bilinci kapalı yatan abisine bakarken yüzü kireç gibiydi. “Allah’tan annemler, evdeki çalışanlar falan hepsi köydeki düğündeler...” diye fısıldadı çatallı bir sesle. “Evde kimsenin olmaması büyük mucize. Babam burada olsaydı, o silah patladığı an Halil abiyi kendi elleriyle boğardı. Mahalle kan gölüne dönerdi.” “Biliyorum,” dedim yutkunarak. “Biliyorum...” O sırada odanın köşesine fırlattığım çantamın içinden titreşim sesi gelmeye başladı. Zeynep irkilerek başını çevirdi. “Telefonun çalıyor.” “Boş ver,” dedim gözlerimi Yusuf abinin terden sırılsıklam olmuş yüzünden ayırmadan. “Kimse umurumda değil şu an.” “Ama durmuyor Helin, ya abinse? Geri döndüyse?” Zeynep haklıydı. Halil abim arıyorsa açmamak, ölmekten de beterdi. Zeynep baskıyı tamamen devralırken hızla kalkıp çantamı açtım. Ekranda parlayan ismi görünce kalbim bir anlığına tekledi ama bu korkudan değildi. Doğukan. Liseden beri kalbimi deli gibi çarptıran, o cehennem gibi evden kurtulup üniversiteye gitme hayallerimin başrolündeki çocuk. Herkesin “iyi aile çocuğu” dediği, bana her zaman o yumuşak, anlayışlı gülümsemesiyle yaklaşan Doğukan... Ailem okumama engel olduğunda beni hep dinler, Zeynep’le gizlice çalışmam için beni motive ederdi. Onun bana olan bu kibar ve zarif ilgisi, abimin kaba kuvvetinin tam zıttıydı. Benim için o, karanlık dünyamdaki tek aydınlıktı. Ama şu an... Şu an arkamda, kanını benim için döken ve gözlerimin içine bakarak “Sana gelseydi asıl o zaman ölürdüm” diyen bir adam yatarken, Doğukan’ın araması o kadar uzak, o kadar başka bir evrenden gelmiş gibi hissettiriyordu ki... “Kimmiş?” diye sordu Zeynep endişeyle arkama bakarak. “Doğukan,” diye mırıldandım. Telefonun sesini tamamen kısıp çantanın dibine geri fırlattım. “Önemli değil.” Zeynep kaşlarını çattı. “Yine mi o? Helin, şu çocuğa bu kadar bel bağlama diyorum sana. Lisedeyken de pek gözüm tutmuyordu onu. Etrafında hep bir sürü kız, o sinsi sinsi gülüşleri... Sana iyi davranıyor olabilir ama abim...” Sustu, alt dudağını sertçe ısırdı. “Neyse.” “Ne abin?” diye sordum hızla yanına dönüp kanlı ellerimle tekrar havluya bastırırken. “Abin ne Zeynep?” “Hiç,” dedi Zeynep gözlerini kaçırarak. “Abim onu hiç sevmezdi diyorum. Karanlıkta saklanan çakallara benzetirdi.” Tam o an Yusuf abi acı içinde boğuk bir sesle inlediğinde ikimiz de irkildik. Yüzündeki kaslar seğiriyor, başını sağa sola çeviriyordu. Zeynep hemen abisinin alnına yapışan terli saçları geriye itti. “Abi? Buradayız, dayan ne olur.” Yusuf abinin gözleri sımsıkı kapalıydı ama çatlamış dudakları zorlukla kıpırdadı. Ateşler içinde sayıklıyordu. “Dokunma... Ona dokunma Halil...” Yüreğim ağzıma geldi. Eli havada kalmış, sadece benim ismimi sayıklıyordu. Gözlerimden yeni bir yaş dalgası daha süzüldü. “Buradayım Yusuf abi,” diye fısıldadım çaresizce. “Buradayım.” “Görüyor musun?” dedi Zeynep, gözünden bir damla yaş Yusuf abinin yüzüne düşerken. Sesi kırık döküktü ama kelimeleri bir o kadar ağırdı. “Sen hep ona ‘Yusuf abi, Yusuf abi’ deyip duruyorsun ama... Ah Helin, sen bazı şeyleri göremeyecek kadar körsün.” Ne demek istediğini tam olarak idrak edemeden, sormaya yeltenirken avlu kapısının peş peşe üç kez şiddetle vurulmasıyla ikimiz de yerimizden sıçradık. “Doktor Kemal geldi!” dedi Zeynep hızla ayaklanarak. “Ben kapıyı açıyorum, kimse görmeden içeri alacağım, sen sakın yanından ayrılma!” Zeynep odadan fırladığında, Yusuf abiyle o loş ve kan kokan odada yine baş başa kalmıştım. Liseden arkadaşım, güvendiğim çocuk dışarıda bir yerlerde kendi konforlu dünyasından bana mesaj atarken bu mahallenin ağır abisi, herkesin çekindiği Yusuf, sadece ben bir defter sayfası daha doldurabileyim diye benim yerime can çekişiyordu. Kanlı ellerimle onun buz gibi olmuş sağlam elini tuttum. Bu da benim yanındayım deme şeklimdi işte. “İyi olacaksın.” diye fısıldadım. Kapı hızla açıldı. Zeynep’in arkasından, elindeki o yıpranmış siyah deri çantasıyla Kemal Amca içeri daldı. Saçlarına aklar düşmüş, mahallenin her sırrını bilen, her yarasını saran o yorgun adamın yüzündeki endişe, odadaki kan kokusunu alınca yerini saf bir ciddiyete bıraktı. “Ne oldu Yusuf’uma?” diye mırıldandı çantasını hızla sedyenin ayakucuna bırakırken. Bir yandan da ceketini çıkarıyordu. Gözleri önce Yusuf abinin kanlı omzuna, sonra benim bembeyaz olmuş yüzüme ve titreyen ellerime kaydı. “Kaza...” diye kekeledim. “Silah patladı Kemal Amca.” Kemal Amca gözlüklerinin üstünden bana sert bir bakış attı. “Bana kaza masalı okuma Helin kızım. Abin Halil’in işi mi bu? Öfkeyle buraya gelirken gördüm.” Cevap veremedim, sadece başımı sallayabildim. Gözyaşlarım yeniden yanaklarımdan süzülüyordu. Kemal Amca derin bir iç çekip çantasını açtı. “Zeynep! Bana hemen kaynar su getir. Evdeki en güçlü ağrı kesicileri ve bolca sargı bezi bul. Işık yetersiz, şu köşedeki lambaderi tam tepemize çekin. Çabuk!” Zeynep ağlayarak odadan fırlarken ben lambayı hızla yanlarına çektim. Kemal Amca, eline geçirdiği eldivenlerle Yusuf abinin kanlı gömleğini makasla hiç acımadan boydan boya kesti. Kumaş ikiye ayrıldığında, Yusuf abinin geniş ve kaslı göğsü bir de o korkunç, kanamaya devam eden yara ortaya çıktı. Kurşun sıyırıp geçmemişti omuz kasının içine saplanıp kalmıştı. Ben sıyırdığını sanmıştım. Ama sadece bir sıyırma ile düşecek adam değildi. “Kurşun içeride,” dedi Kemal Amca dişlerinin arasından. Metal aletleri şıngırdatarak çantadan çıkarıyordu. “Hastaneye gitmemiz lazımdı ama Yusuf’un bu saatten sonra polis ifadesiyle falan uğraşacak hali yok. Üstelik kan davasına döner bu iş. Burada çıkaracağım. Ama...” Bakışları bana döndü. “Uyuşturacak kadar güçlü bir malzemem yok yanımda. Çok canı yanacak. Onu tutman lazım Helin. Sabit kalmalı.” “Tutarım,” dedim hiç düşünmeden. Yusuf abinin sağlam tarafına geçtim. İki elimle onun kaskatı kesilmiş elini kavradım. Zeynep elinde dumanı tüten bir leğen sıcak su ve bezlerle geri döndü. Kemal Amca yaranın etrafını temizlerken Yusuf abi acıyla inleyip başını geriye attı. Bedeni yay gibi gerilmişti. “Sık,” diye fısıldadım eğilerek, yüzüm onun terli yüzüne çok yakındı. “Elimi sık Yusuf abi, ne kadar acıyorsa o kadar sık. Lütfen dayan.” Kemal Amca metal pensi yaranın içine doğru ittiğinde, odada Yusuf abinin boğuk ama tüyleri diken diken eden o bağırtısı yankılandı. Boynundaki damarlar çatlayacak gibi belirginleşmişti. Elimi öyle bir sıktı ki parmaklarımın kırıldığını sandım ama gıkımı bile çıkarmadım. Nefes nefese kalmıştı. Gözleri yarı açık bir halde bana döndü. O siyah gözlerinde acıdan çok, isyan eden bir adamın yorgunluğu vardı. “Abi...” diye fısıldadı kesik kesik nefeslerinin arasından. Sesi o kadar kısık ve eziyet doluydu ki zor duydum. “Bana... Abi deme Helin.” Kalbim göğüs kafesimi delip geçecek gibi atmaya başladı. Zeynep’in az önce söylediği sözler zihnimde şimşek gibi çaktı, “Sen bazı şeyleri göremeyecek kadar körsün.” “Tamam,” dedim sesim titreyerek. Neden böyle dediğini anlamıyordum ama itiraz edecek halde değildim. Acıdan öyle demiştir diye düşündüm sadece .“Tamam, demeyeceğim. Sadece dayan.” O an, odanın köşesine fırlattığım çantamın içinden telefonumun ekranı parladı. Titreşim sesi ahşap zeminde rahatsız edici bir şekilde yankılanıyordu. Göz ucuyla ekrana baktım. Doğukan. Peş peşe mesajlar atıyordu. Kemal Amca kurşunu çıkarmakla uğraşırken ve Zeynep ağlayarak ona yardım ederken, ekranın aydınlattığı o loş köşede mesajın görünen kısmını okudum. “Açmayacaksan o telefonu neden taşıyorsun Helin? Neredesin sen? Beni delirtme. Zeynep’in evinde olduğunu biliyorum, o kapıya dayanmadan bana cevap ver! Yusuf denilen herif ile bir arada mısınız?” İçimden bir ürperti geçti. Doğukan bana daha önce hiç böyle yazmamıştı. Hep o kibar, anlayışlı Doğukan nerede bu öfkeyle emreden yabancı neredeydi? Beni delirtme ne demekti? Kapıya dayanmadan ne demekti? Ailemden zaten yeterince korkarken, bir de onun bu baskıcı tavrı beni afallatmıştı. “Buldum!” dedi Kemal Amca kan ter içinde. Metal pensin ucundaki ezilmiş çekirdeği metal tepsiye şıkırtıyla bıraktı. “Tamam oğlum, bitti. Çıkardım belayı.” Yusuf abi derin bir nefes vererek başını yana düşürdü, bedeni tamamen gevşedi ve bilinci o an tamamen kapandı. Elimi tutan parmakları usulca çözüldü. “Bayıldı,” dedi Zeynep korkuyla hıçkırarak. “Acıdan ve kan kaybından,” diyerek onu rahatlattı Kemal Amca. “Şimdi dikeceğim yarayı, sonra uyuyacak. Sabaha anca kendine gelir.” Ben ise Yusuf abinin kendi göğsüne doğru düşen başıyla, köşede karanlıkta parlayan telefonum arasında sıkışıp kalmıştım. Bir yanda benim için canını siper eden ve bana “Abi deme” diyerek kalbini ilk kez aralayan yaralı bir aslan... Diğer yanda bana hep masal anlatan ama maskesi ilk kriz anında çatlamaya başlayan Doğukan... Zeynep kanlı ellerini yıkayıp yanıma geldiğinde, telefonumun ekranına baktığımı fark etti. Mesajı o da okumuştu. Bana dönüp başını iki yana salladı. “Sana söylemiştim Helin. Abim hep haklı çıkar. O çocuktan uzak dur.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD