Ateş Düştüğü Gönülü Yakar

1100 Words
Etrafımıza insanların toplanmasıyla, komşumuzun kızı Helin, kollarımdan tutup Berat’ın yanından kaldırmasıyla gönlüme düşen ateşle çöktüm olduğum yere. Berat’ı yerde, o taşlı sokağın ortasında öylece görmemle bahtsızlığım bir kere daha ayaklarımın altına serilmişti. Azad oradan uzaklaşıp giderken insanların uğultusu ve bana acıyan gözlerin üzerimde dolaştığını hissediyordum. Olduğum yerde kalmış, kıpırdayamıyordum. Uzaktan gelen acı haykırışı duyunca, orada Berat yerine ben olmalıydım. “Beraaaat. Oyy ciğerimi yaktın sen oğlum. Kalk oğlum, kalk, soğuktur o taşlar, anan ölsün oğlum, Berat’ımmm. Oyy lorikamin!” Sultan Hanım’ın ağıtları göğsümdeki ateşle içimi daha da yaktı. Kırk gündür odamdan çıkmıyor, su dahi içmek istemiyor, gözüme bir gram uyku girmiyordu. Berat’ın arkasında bıraktığı enkazlardan biri de bendim. “Benim içim bir adamla soğumaz baba, anlıyor musun? Binlerce Bekiroğlu aşireti adamının canı abimin canına denk değildir. Ben şuan susuyorsam seni saydığım için susuyorum.” dedi günlerdir abisinin yokluğunda kinle dolmuş genç adam. Yerinde oturamamış, sinirle ayağa kalkmıştı. Babası: “Dur oğul, dur, benim zaten ciğerim yanmış, bir de sen üstüne ateş atma, seni de, kardeşini de mi kaybedelim? Malagel Aşireti, iki aileyi bir araya getirip orta yolu bulacak diye haber göndermişler. Bugün toplanacağız,” güçlü davudi sesiyle oğlunu sakinleştirmeye çalışıyordu. Kırk gün boyunca Hanoğlu konağının geleni gideni eksik olmadı, kırk gün boyunca yemekler verildi, Kuran okutuldu, acı haberi duyan Hasan Hanoğlu’nun , yasını paylaşıyordu. Rohat konağın büyük salonuna sığamamış, sinirli bir şekilde arabasına atladığı gibi ardına bakmadan tozu dumana katarak gitmişti. Günler sonra doğunun önde gelen aşiret ağaları, iki düşman aileyi bir araya getirip barışmaları için toplandılar. Her yaştan aşiret ağaları sırasıyla yerlerini alırken, baş köşedeki sedirin orta yerine Hasan ve ortancı oğlu Rohat Hanoğlu geçti. Babasından sonra abisi öldüğü için ağalık görevi ona kalmıştı ve abisinin ölümüne sebep olan aileye intikam yemini etmişti. Toplantıda bulunmasının en büyük nedeni de Bekiroğlu ailesinin canına okumaktı. Bütün ağaların oturmasıyla, içlerinde sözü dinlenilen yaşlı ağalardan biri gözünü teker teker her bir ağanın üzerinde gezdirip sözüne başladı: “Bilirsiniz ki Hanoğlu ve Bekiroğlu aşiretlerinin uzun yıllardan beridir süren bir davaları vardı. Bir süre her iki taraf da sessiz kalarak ailelerin huzurunu sağlamıştı. Lakin Berat’ın ölümüyle, tekrar her iki aşiret birbirlerine düşman olup kan dökülmesini istemeyiz,” dedi şiveli ses tonuyla. Rohat oturduğu sedirde yumruklarını sıkıp öfkeden patlamak üzereyken, mavi gözlerini kıstı ve sesi salonda yükseldi: “Siz ne diyorsunuz? Benim abim sokak ortasında öldürüldü, ben durur muyum? Abimin kanını yerde bırakır mıyım? Bir tane bile Bekiroğlu kalmayacak bu şehirde!” Güçlü tok sesiyle bütün gözleri kendi üzerine çekti. “Dur oğul, sakin ol hele,” amcasının demesiyle gözlerini amcasının üzerinde tuttu. Elinde çektiği tesbihten kırışmış yüzünü kaldıran Şeyh Ahmet, davudi sesiyle: “Abin Berat için hepimiz üzülürüz, ama sözlü kızı arkasına alarak hata yapmıştır oğul. Sen kan dökmek istersin, Bekiroğlu da ister, bu böyle devam eder. Biz burada niye toplandık? Barışı sağlamak için,” dedi. Rohat, içinde bulunduğu acıyı hiçbirinin anlamayacağını bildiği gibi çıkıp gitmek istedi. Ama babasının yıllardır atalarından emanet edilen ağalık için verdiği emeğe saygısızlık etmemek için yumruklarını sıkarak oturduğu yerde sessizce kaldı. Malagel aşiretinin büyüklerinden bir ses yükseldi: “Berat’ın canına karşılık, Bekiroğlu aşiretinin kızı Evar’ı bedel olarak uygun görüyoruz. Hasan Ağa hangi oğluna istersen, kızı konağına gelin olarak getirin,” dedi. Rohat , “Siz kafayı mı yediniz? Asla, asla Bekiroğlu aşiretinden kimse Hanoğlu konağına adımını atamaz. Ben abimin katillerini konağımda beslemem! Buna izin vermem!” Sinirden ayağa kalkmış, alnındaki damarlar belirginleşmişti. “Rohat, otur oğul yerine!” Babasının sesiyle, babasının yüzüne bakıp: “Baba, duymuyor musun? Böyle bir şey olmayacak, buna izin vermem,” dedi. Ortamın gerginliğiyle kendi aralarında sessizce konuşan gruplar, Şeyh’in sesiyle susup gözlerini Şeyh’e çevirdiler. “Acın büyüktür, henüz gençsin Rohat oğlum. Vakti gelince bizi anlayacaksın. Ama eninde sonunda Evar sizin konağa gelin olarak gelecektir. Evar, henüz 22 yaşında, kardeşin Adar ise 21 yaşında. Eğer kabul edersen, senin eşin olarak gelecek konağa. Ama kabul etmezsen de, kardeşin Adar’a eş olacak,” dedi Şeyh. Şeyh’in konuşmasını duydukça, içindeki sönmeyen ateşle daha da öfkeleniyordu. Gözlerini babasına dikmiş, vereceği cevabı bekliyor, kabul etmeyeceğini umuyordu. Ama babası kabul etmekle kalmayıp, ağalara barışı ilan edip, bir ay sonra da Evar’ı konağına gelin olarak getireceğini dile getirmişti. Sinirle direksiyona vurup, öfkesi Mardin’i yakacak kadar büyüktü. Peki sevdiği Helin ne olacaktı? Abisinin ölümüyle, onunla ne görüşmüş ne de konuşmuştu. Durumu anlatıp onu evliliğe ikna etmesi lazımdı. Evar konağa ancak hizmet etmek için gelebilirdi. Ona eş olması aklının ucundan bile geçmedi, konakta tek başına dursun. Güçlü bir fren sesiyle konağın önünde durup, konağın merdiven basamaklarını hızlı adımlarla çıkıp terastaki sedire doğru ilerledi. “Anaa, bunlar kafayı yemişler! Ben böyle bir şeyi kabul edeceğim nerede görülmüş? Bunu ben kabul etmem, ettirmem, o kıza bu konağı zindan ederim!” Güçlü otoriter sesiyle annesine bağırdı. “Rohat’ım, ben ne yapayım? Aşiret nasıl uygun gördüyse, onu kabul etmekten başka elimizden ne gelir? Hem o kızın da hiçbir günahı, suçu yoktur,” dedi yaşlı kadın. Evar Bekiroğlu Gözlerimin ağrımasına rağmen açmak zorunda olduğumu bildiğim için açtım ve odamın penceresinden dışarıyı izlemeye daldım. İçeriden büyük salondan annemin sesini duymamla kalktım ve salonun kapısına kadar sessiz adımlarla yürüdüm. “O konakta kızıma hayatı zehir ederler, sen ne edersin bey? Oğullarının acısını kızımızdan çıkarırlar, bilmez misin?” Annemin ağzından dökülenleri duyduktan sonra Berat’ın ölümünden sonra ilk defa babamın karşısına çıktım. Kısık sesimle: “Ne konağı ana, neyden bahsedersin?” dememle babamın yüzüne sorgular bir şekilde baktım. Babam: “Hanoğluların oğlu Rohat’la evleneceksin, aşiret karar verdi, bu kan davasını durdurmak için seni onlara vereceğiz,” dedi. “Baba, ben istemiyorum, yalvarırım ben o konağa gidemem, beni Azad’a ver ama o konağa gelin olarak verme. Nefes alamam, ölürüm,” dedim. Babama karşı çıktığım için çatmış kaşlarıyla bana baktı: “Senin ne düşündüğün, Bekiroğlu aşiretinin umrunda mı? Sana diyorum, kan davasını durdurmak için bu evliliği kabul edeceksin!” “İstemiyorum, ölürüm de evlenmem,” dememle yanaklarımda hissettiğim tokatla, iki adım sendeleyerek düştüm. Annemin kollarımdan tutup kapıya doğru götürmesiyle babamın sesini işittim: “Hazırlığınızı yapın, iki haftaya kalmaz Hanoğulları gelinlerini bu konaktan çıkaracak!” Tok dolu sesiyle bir kez daha ölmek için Allah’a yalvardım… İki haftanın sonuna gelmiş, hayatımın dönüm noktasında sessiz çığlıklarımı görmezden gelen ailemle vedalaştım. Yaşlıların ve ileri gelen aşiret ağalarının kan akmasın diye verdikleri karar bir yere kadar çare olsada, başka hayatların kanlarını hesapsız kitapsız döküyorlardı. En çok da hiçbir suçu ve günahı olmayan genç kızların hayatlarını ve hayallerini. Her ne kadar kan dökülmesede, benim hayatımı nasıl yaşayacağıma onlar karar vermişlerdi. Merdivenlerden aşağı indiğimde konağın kapısının girişinde bekleyen, üstünde omuzlarını saran siyah ceketinin heybeti ve çatık kaşlarıyla merdivenlere bakıyordu. Adımlarım her ne kadar geri geri gitse de, karşısına geçtiğimde gözlerimi ayak ucundan kaldıramadım. Annemle, abim Civan’la vedalaşıp, tekrar karşısında durdum. Güçlü ve kin dolu sesiyle, arabanın kapısını açıp: “Bin arabaya!” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD