bc

(Töre yazgısı serisi +18 ) Kalbinin Esiri

book_age18+
2.4K
FOLLOW
29.1K
READ
dark
love-triangle
contract marriage
BE
family
HE
time-travel
love after marriage
system
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
arranged marriage
stepfather
mafia
single mother
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
city
mythology
office/work place
pack
small town
childhood crush
enimies to lovers
secrets
superpower
rebirth/reborn
love at the first sight
addiction
actor
like
intro-logo
Blurb

O an, sanki varlığımı hissetmiş gibi gözlerini araladı. Kızarmış, uykusuz gözleri bana döndüğünde içimde bir yer acıdı.

“Gözlerin kan çanağına dönmüş,” dedim, sesim hafif bir tınıyla yankılandı. “Uyu istersen.”

Derin bir nefes alarak başını hafifçe sağa sola oynattı.

“Doğrudur,” dedi kısık bir sesle. “Üç gündür uyuyamadım.”

Tepsideki kahveyi alıp fincanı elinde tuttu. Parmakları porseleni kavrarken bir an duraksadı. Sonra gözlerini kaldırdı ve yüzüme derin, sorgulayıcı bir bakışla baktı.

“Ne zamandan beri biliyordun?”

Sorduğu şeyi tahmin etmek zor değildi. O an, içimde düğümlenen ne varsa hepsi boğazıma oturdu. Sırtımı dikleştirdim, derin bir nefes alıp gözlerimi kaçırmadan cevap verdim.

“Yeni öğrendim,” dedim sessizce.

Başını hafifçe öne eğdi, kahve fincanına uzun uzun baktı. Konuşmadı. Sanki içine çöken kelimeleri toparlamaya çalışıyor ama hiçbirini dile getiremiyordu.

Sessizliği ben bozdum. Çünkü bu sessizlik, benim içimi daha çok sıkıyordu.

“Ben çok üzgünüm,” dedim yavaşça. “Böyle öğrenmeni istemezdim. Öğrendiğimde de içim hiç rahat değildi.” Gözlerim onun yüzünde gezinirken kelimelerime daha fazla ağırlık yüklendi. “Annen çocuk için üzerime gelince… bir anda ağzımdan çıktı.”

Başını kaldırmadı. Kahvenin içinde kaybolmuş gibiydi. “ O yüzden gitmeni istiyorum , daha çok üzerine gelecek çünkü. “ diye cevapladı beni.

Gitmemi tekrar hatırlattığında, içimde derin bir boşluk oluştu. Sanki ruhumdan bir şeyler eksiliyordu, kopuyordu ama acısını bile hissetmeye fırsatım olmuyordu. Elimdeki kahveden küçük bir yudum aldım, ama tadını alamadım. Boğazımda bir yumru vardı, yutkunmakta zorlandım. Bardağı dudaklarımdan çektiğimde, gözümden bir damla yaş süzüldü. Sessizce önümüzdeki tepsiye bıraktım fincanı.

Rohat gözlerime baktı. Önce nefes aldı, sonra oturduğu yerde doğruldu, bana biraz daha yaklaştı. Başparmağıyla yanağımda süzülen yaşı sildi, hareketleri kararsız ama dokunuşu sıcaktı.

“Ağlama,” dedi, sesi boğuk ve kısıktı. “Böylesi ikimiz için daha iyi.”

Bana bakışları, kelimelerinden daha gerçekti. Mavilerinin ardında bir fırtına saklıydı, ama kendini tutuyordu. Yüzüme bakıyordu ama bakışları titriyordu.

Sonra, sesini biraz daha alçaltarak fısıldadı:

“Evar, ben kalbimin esiri olmuşum. Halimi göremiyor musun?”

chap-preview
Free preview
“Gözlerde Saklı Veda”
Konakların taşlı sokak aralarında, hızlı adımlarla kimseye görünmeden Ayşo teyzenin müstakil evinin kapısına geldim. Kalbim, ilk günkü gibi yerinden çıkacak gibiydi. Bir adım daha atsam onu görecek ve midemde uçuşan kelebekler etrafa saçılacaktı. Kapıyı tıklattığım gibi açtı ve onu gördüğüm an elini bana doğru uzattı. Sabahın ayazında, soğuk havada içime işleyen yangın, elmacık yanaklarımda kendini belli ediyordu. Titreyen sesimle: “Berat…” diye fısıldamamla, dudaklarından ismim döküldü. “Evar… Evinamın, ne oldu, titriyorsun?” Yutkundum. Kimseye yakalanmadan Ayşo teyzenin evine gelmem beni heyecanlandırmış ve bedenim buna tepki veriyordu. Ayşo teyze, erken yaşta eşini kaybetmiş, arkasından döktüğü gözyaşlarından sonra gözlerini kaybetmişti. Ama o, evinin kapısını köyün âşıklarına açmıştı. Bu zamana kadar adım çıkmasın diye kimseyle karşılaşmamış, sabahın ayazında yalnızca Berat’la buluşmuştum. Ama bu kez… ayrılmamız gerektiğini söyleyip vedalaşacaktım. Bizim sevdamız imkânsızın da ötesindeydi. Yıllar öncesine dayanan kan davası, sadece kavuşmamıza engel olmakla kalmamış, iki aşireti birbirine düşman etmişti. Berat, adım atmam için elimi sımsıkı tutup kendine doğru çekerken, gözlerimi ona kaldırdım. Dolu dolu bakışlarım, güneşten de sarı gözlerinde eridi. “Be… Berat…” diye titrek bir sesle başladım cümleme. “Ben fazla kalamayacağım.” Göğsüm sanki yerinden çıkacak gibiydi. Derin nefesler alıyordum ama gözyaşlarımın akmaması için dirensem de başaramıyordum. “Yani… Biz bundan sonra görüşemeyeceğiz, Berat. Babam beni sana vermez.” Dizlerim titrerken, zorlukla devam ettim: “Ben sana bir şey olsun istemiyorum.” Sözlerimle birlikte gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Berat, bir adım attı ve başparmağıyla yanaklarımdaki yaşları sildi. “Evar, o nasıl söz? Ben senden nasıl vazgeçeyim? Ben ölürüm, nefes alamam… Sensiz ben nasıl durayım bu memlekette?” Saçlarımın tepesine bir öpücük kondurduğunda, olduğum yerde kilitlendim. Hareket edemiyordum. Yanaklarımdan süzülen yaşlar, konuşmamı engelliyordu. “Ben dün babamla konuştum. Aşireti toplayıp barışı ilan edecek ve seni isteyeceğim. Evar’ım, beni sensiz nasıl düşünebilirsin?” O an kapının açılmasıyla ikimiz de başımızı o yöne çevirdik. Halamın oğlu Azad’ı gördüğümde, Berat beni hemen arkasına aldı. Azad, öfkeyle üzerimize yürüdü. “Evar, senin burada ne işin var? Baban biliyor mu buraya geldiğini? Hı? Bizim düşman olduğumuzu bilmiyor musun?” Yüksek sesiyle olduğum yerde donup kaldım. Dizlerim korkudan tutmuyordu, her an yere yığılacak gibiydim. “Çık o adamın arkasından, çabuk eve git!” diye bağırınca, kendime geldim. Tam adım atacaktım ki, Berat elimi sımsıkı tuttu ve beni arkasına sakladı. “Sana çık onun arkasından, eve git diyorum! Yoksa ikinizin de burada kafasına sıkarım!” Berat, davudi sesiyle karşılık verdi: “O sesini bir kes!” Azad gözlerini kıstı, sonra sertçe konuştu: “Evar, benim sözlüm olacak. Bu hafta söz keseceğiz. Sözlümle nasıl konuşacağımı sana soracak değilim!” Berat, o sözleri duyduğunda, gözlerini bana çevirdi. Gözyaşlarımdan sırılsıklam olmuş yüzüme baktı. “Doğru mu bu?” Gözlerimi kapatıp başımı onaylar gibi sallayınca, derin bir nefes aldı. Sonra Azad’a dönerek: “Evar seni istemiyor! Onun istemediği bir evlilik olmayacak!” Beni kapıya doğru çekiştirdi. Tam çıkacakken… Azad, belindeki silahı çekti! Bir anda duraksadım. Silahın Berat’a doğrultulmasıyla çığlığım sokakta yankılandı. Göğsüm sıkışıyor, aldığım nefesler ciğerlerime batıyordu. Berat beni arkasına aldı. Ve… Silah patladı! Kulaklarımda yankılanan o ölümcül sesle birlikte Berat’ın bedeni üzerime doğru yığıldı. Ellerim titreyerek beyaz gömleğindeki kana uzandı. Parmaklarım o sıcak akıntıya değdiğinde, gözlerim sol göğsünün altındaki yaraya takıldı. O an… Dünyanın tüm sesleri sustu. Zaman yerle bir oldu. Dünya başıma yıkılırken içimde yankılanan tek şey, çaresiz haykırışlarımdı. “Beraaat!” diye haykırdım. Yankım boşluğa karıştı. “Ne olur kalk, yalvarırım!” Ama sözlerimden önce, gözlerindeki o son bakış konuştu benimle. İçinde vedanın ağır yükünü taşıyan o bakış, her şeyin sonuydu. Ve o anda anladım: Giden sadece Berat değildi… Benim de kalbim, onunla birlikte bu dünyadan kopup gidiyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Sokaklar Çocuk Doğurmaz

read
6.1K
bc

Şirin Mafya

read
36.1K
bc

BEN ONU ÇOK SEVDİM

read
3.9K
bc

Kanlı Duvak

read
60.5K
bc

Günaymadan

read
20.2K
bc

Kaçınılmaz Evlilik

read
6.7K
bc

Olymposun kayıp prensesi (AMETİS)

read
8.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook