7.bölüm

3465 Words
Keyifli okumalar... Sanki kafamın içinde filler tepişiyor gibi bir ağrı vardı başımda. Yada filler çekiçle kafama vuruyordu. Hatta rüyamda da filler birlik olmuş halay çekiyordu. Ve sanırım rüyamdan fırlayıp çıkan bir fil kuyruğunu burnuma doğru sallayarak kaşınmasına sebep oluyordu. İyi ama neden fil? Elimi burnumu kaşındıran şeye doğru salladım. Ama kurtulamayınca sertçe savurdum. Önce şak diye bir ses, ardından cırtlak bir ses duyar gibi olsam da gözlerimi açmaya niyetim yoktu. "Valla günah benden gitti!" diyerek homurdanan bir ses duydum ve sesin geldiği tarafa kıçımı döndüm. Tam da o sırada kafamdan aşağı soğuk bir şekilde ıslandığımı hissedince çığlık atarak yerimden doğruldum. "Sonunda uyandın." diyen Esra'nın sesiyle ona dönerken elimi yüzümde gezdiriyordum. Homurdanarak konuştum. "Elin kırılsın!" Yerimden kalkarken çekyatın önünde yerde yattığımı farkettim. Ortalık az biraz en son hatırladığıma göre daha toparlı dursa da hâlâ dağınıktı. Ama onu kafamda ki ağrı yüzünden umursayamıyordum. "Bir saat önce uyanıp biraz topladım etrafı ama sonra seni kaldırmaya çalışınca daha fazla ilgilenemedim. Ay anam, ne kadar ağır sızmışsın! Birde suratıma vurdun tokadı!" diyerek elini yanağına götürmesi ile üzgün bakışlar attım. "Hâlâ ayılabilmiş değilim. Başım da çatlıyor sanki. Uyurken ne yaptığımı da bilmiyorum." derken gözlerim duvar saatine kaydı. Yaklaşık bir saat sonra işe gitmem gerektiğini fark ettiğim gibi yerimden fırladım. "Esra sen çocukları uyandır, üstüne bir şeyler giydir. Bende bu pis kokudan kurtulayım!" diye seslenmeyi de ihmal etmeden. Hızlıca şofbeni açıp duş alıp üstüme geçirdiğim bornoz ile odama girdim. Elime geçirdiğim gömlek ve eteği hızla giyip saçlarımın ıslağını havluyla aldım. Kurutmaya vaktim yoktu. Hem gecenin bilmem kaçına kadar oturmuş olsam da kızlara öğlen için bir şey yapmamıştım. Salık bıraktığım saçlarıma bir iki fırça sürtüp bıraktım. Hızla odadan çıkarken Esra elinde tabakla mutfaktan çıkıyordu. "Kızlara sandviç hazırladım. Sen şirkette bende okulda bi şeyler yeriz." "Tamam, olur." deyip onunla birlikte oturma odasına girdim. "Kızlar bu günlük kahvaltı bu. Hızlıca yiyin, bende ablanızın akşamdan kalma halini toparlayayım." dediği gibi elimden tutup odama çekiştirdi. "Ne yapacaksın?" "Makyaj." dediğinde yüzümü buruşturdum. Ama bir şey demeyip, yapmasına izin verdim. Eli benimkine göre daha yatkın ve alışkın olduğu için kısa sürede işini bitirip geri çekildi. Beğeniyle gülümseyip göz kırparken, bıkkın bir ifadeyle bakış atıp, kalktım. "Bakmayacak mısın?" diye sordu odanın kapısına ilerlerken. "Senin elinden çıkan güzel olmuştur, gerek yok." dediğimde yanağımdan makas aldı. Oturma odasına tekrar girdiğimde telefonumu televizyonun önünde görüp aldım. Ama açmaya çalıştığımda açılmaması üzerine şarj makinesini de alıp ikisini de çantama attım. "Hadi artık çıkalım, geç kalacağım." Hep birlikte sonunda çıkarken Sarp gelmişti. Esra muzip bir şekilde gülümserken hep birlikte arabaya binip önce okul için yola çıktık. "Öğlen için çocuklara bir şey yapmadım ben. Bir pastanenin önünde durur musun Sarp? Çocuklara simit poğaça alayım." dediğimde onaylayıp yanından geçtiğimiz bir pastanenin önünde durdu. Hızla içeri girip istediğimi söyledikten sonra siparişimin hazırlanmasını beklerken içeride oturan kişilerin sözleri dikkatimi çekti birden. "Halil'in cafesi var ya hani," diyen yaşlıca bir kadın, orta yaşlı bir kadına konuşuyordu. "İşte biliyorsun, geçen haftayı geçerken iki çalışanından birini kovdu. Kızcağızı baya hırpalamıştı. Duyduğuma göre kız giderken ah'ını da bırakmış." "Ee ne var bunda? O mendebur az mı etti o kıza? Birde utanmadan kovmuş!" diyerek kendini savunan orta yaşlı kadın ile gülmemek için zor tuttum kendimi. Yanımda benim ve eski patronumun dedikodusunu yapıyorlar. "Ha işte, onu diyorum. Kızın ah'ı tutmuş! Yanında kalan diğer çalışan kız dün gece tüm kasayı patlatmış. Yetmemiş, dükkanı da yakmış. Sanırım diğer kızın intikamını almak istemiş." Yüzümdeki kanın çekildiğini hissederken tüylerim diken diken oldu. Bahsettiği kişi Aylin abla mı yani? "Hanımefendi, buyrun siparişiniz." Konuşan genç ile önüme dönüp uzattığı paketi aldım. Ücretini ödeyip hızla oradan çıktım. Ağrıyan başım artık daha katlanılmaz bir hal almıştı. Arabaya binip paketi kucağıma bıraktım. Araba yeniden yola çıkmasıyla kısa sürede gelmiştik ana okuluna. Kızlarla birlikte bende inip okul kapısına ilerledim. Arzu her zaman ki gibi kapıya çıkarken gülümsemeye çalıştım. "Günaydın Güneş," "Günaydın." derken eline paketi verdim. "Öğlen yemeği." "Bunlarda saklama kapların." diyerek Arzu'nun arkasından çıkıp gelen Ahmet ile elinde duran kapları aldım. Sürekli almayı unutuyorum. "Günaydın." dediğimde aynı şekilde cevap verdi. Tam da o sırada Esra seke seke yanıma gelip koluma girdi. "Merhaba, ben Güneş'in arkadaşı, Esra." diyerek Ahmet'i süzerek elini Arzu'ya uzattı. "Bende Arzu, bu da abim Ahmet." diyen Arzu ile Esra elini Ahmet'e uzattı. "Memnun oldum. Duymuştum ikinizin adını da. Kızlar sizden bahsettiler." derken Allah'tan sadece Ahmet'e bakıp bizi rezil etmiyordu. Onlar konuşurken bende kapının yanında duran kızların yanına ilerleyip her zaman ki gibi uyarıp öperken kulaklarına fısıldadım. "Sakın piknikte konuşulan şeyleri kimseye anlatmayın. Bu aramızda sır olarak kalacak, anlaşıldı mı?" Hepsi de gözlerini heyecanla büyüterek kafasını olumlu anlamda salladı. Bu aramızda ki ilk sırdı. Ve onların dikkatini çekmişti. Bende gülümseyerek geri çekildim. "Seviliyorsunuz." "Bizde seni seviyoruz." Bir kez de uzaktan öpücük atıp gülümseyerek sohbet eden gruba döndüğümde Ahmet'in gülümseyerek bana, Esra'nın sırıtarak Ahmet'e, Arzu ise hiç bir şeyin farkında olmaksızın konuşarak Esra'ya baktığını görüp yutkundum. Lanet olsun! "Esra hadi gidelim işe geç kalacağım." diyerek dikkatini çekmeye çalışmam ile daha da tehlikeli bir şekilde sırıttı. Tabi Arzu'ya göre bu gülümseme sevimli gibi gelebilir ama onu tanıyordum. Kafasında bi kurnazlık vardı. "Gün ışığım, benim dersim öğlenden sonra. Siz gidin ben taksiyle eve oradan da okula geçerim. Şimdi benim için yolu uzatmayın boşuna, geç kalırsınız." dediğinde Ahmet'in sesini duydum. "Siz derken?" "Ah Sarp, arabada bekliyor Güneş'i," diyerek şak diye cevabı veren Esra'ya baktım. Cevapta bir terslik yoktu. Ama Ahmet sanki hafiften kaşlarını çatmıştı. Arzu gülümsemeye çalışarak bana bakıyordu. Eğer biraz daha durursam ağrıyan başım patlayacak gibi hissederken bir adım geri gittim. "Neyse size iyi günler." dediğim gibi arkama döndüm ve kaçarcasına uzaklaştım. Arabaya binip elimdeki kapları arka koltuğa attım. Sarp arabayı çalıştırırken şirkete giden yolda yarım saat sessizliği kullanarak kafamı toplamaya çalıştım. Ama baş ağrım izin vermiyordu. Şirkete geldiğimizde kimseye yakalanmadan mutfağa girip kahve yaptım. İçerken içeri eli arkasında gülümseyerek Barış girdi. "Günaydın," dediğinde gülümsemeye çalışıp aynı karşılığı verdim. Gülümsemesi büyürken yanımdan geçip kendine kahve yapmaya başladı. "Akşamdan kalma gibi duruyorsun." "Çok mu belli oluyor?" diye sorarken sabah aynaya bakmadığım için kendime küfür ettim. "Hem de çok fena." dediğinde ona döndüm ve farketmediğim poğaçaları tabağa yerleştirdiğini gördüm. "Kahvaltı yapmadın değil mi?" "Buraya tam zamanında yetiştim. Vaktim yoktu." Kafasını onaylayarak sallayıp tabağı hafifçe bana doğru ittirdi. Gülümseyerek bir tane alıp kahveyle birlikte bitirdim. Barış'ta bana eşlik ederken bir kaç tane daha yiyip gerisini bıraktım. Oldukça bol almış poğaçayı. Uzanıp kahve içtiğim kupayı yıkarken Barış bir bardak suyu yanıma koyarken bir kutu da ağrı kesici koyması ile kaşlarımı kaldırdım. "Başın ağrıyor olmalı." "Öyle de sen nereden tahmin ettin başımın ağrıdığını da ilaç getirdin?" diye sorduğumda kendini gülmemek için kasıyordu. "Malum oldu diyelim," dedi ve mutfaktan hızlıca çıkıp gitti. İçimden bir ses kendini tuttuğu yere kadar tutacak sonra da kahkaha atacak diyordu. Kendi kendime göz devirip ilaçtan bir tane içtim. Ardından telefonumu şarja takıp çay suyunu koydum. Kısa süre sonra kendimi şirketin içinde oradan oraya koştururken bulmuştum. En son patronlardan birinin asistanı papatya çayı istemişti. Ve onun için en üst kata asansörle elimde çay tepsisi ile çıkıyordum. Kata geldiğimde koridora çıkar çıkmaz tüm koridoru inleten bir ses duydum. Bebek sesi. Kafamı çevirip sesin geldiği tarafa baktığımda asistan olduğunu düşündüğüm kadın ağlamaktan kıpkırmızı olmuş bir yaşlarında olan erkek bebeğini kucağında sallıyordu. Kendisi de artık çocuğu susturamadığı için üzüldüğünden mi yoksa sinirlendiğinde mi bilinmez, en az bebek kadar kızarmıştı. Kadın beni görünce hızla yanıma gelip çocuğu bana uzatarak çayı aldı. "Beş dakika tut şunu, çayı verip geliyorum." dediğinde onaylamama izin vermeden gitti. Bende umursamayıp hâlâ ağlayan çocuğa baktım. Altı temiz kokuyordu. Karnı da tok olacak ki, karnı şişkindi. O halde ya bir yeri ağrıyordu yada gazı vardı. Omzuma yerleştirip hafifçe sırtına vurarak sıvazlamaya başladım. Umarım gazı vardır demeye kalmadan minik dudaklarından kaba bir sesle gaz çıkarırken ortalıkta anlık sessizlik oluştu. Koridordan geçen bir kaç kişi bana bakarken ofisinden meraklılar da uzanıp bakıyordu. Sanırım uzun zamandır ağlıyordu ve susması herkesi şaşırtmıştı. Gülümsemeye çalışıp omzumda ki çocuğu kucağıma yerleştirdim. Kızarmış yüzü ve gözleri kırpışarak bana baktı kısa bir süre. Sadece hıçkırık şekilde iç çekmesi kalmıştı. Sonra gözlerini kapatırken kafasını göğsüme koyunca işaret parmağımın tersiyle yanağını hafifçe okşadım. "Aman Tanrım!" diyerek sessizce konuşarak yanıma gelip şaşkınlıkla bana bakan kadına gülümsedim. Yabancı biri olmalıydı. Sesinde hafif bir aksan vardı. "Nasıl başardın?" "Gazı varmış, çıkarınca rahatladı yorgun olacak ki, kendiliğinden uyuyakaldı." dediğimde rahatlamış şekilde nefes verdi. "Ben Amy." diyerek elini uzattığında bende aynı şekilde uzatıp elini tuttum. "Güneş." "Senin bebeğin mi?" "Hayır ve şu canavardan sonra bir bebek sahibi olmak istediğimi sanmıyorum." deyip bir kaç kelime de kendi dilinde bir şeyler mırıldandı. Ama anlamadığım için bir tepki veremedim. "Peki kimin bebeği?" derken uyuyan yakışıklıya baktım. "Alp Bey'in. Bebeğin bakıcısı bir yere mi gitmiş, bir şey mi olmuş işte. Getirdi bebeği, geldiğinden beri ağlıyor. Altını bile bana temizletti." diye homurdanınca kaşlarım merakla çatıldı. "Annesine ne oldu?" Bu defa onun kaşları çatıldı ama meraktan değil sinirden. "Annesi olacak sürtük manken, çocuğu doğurur doğurmaz bedeni eski haline gelsin diye gece gündüz uğraşıp başardı. Şimdi yeni bir iş için yurtdışında. Bizde onun kocasının ve çocuğunun tripleriyle uğraşıyoruz! Sanırsın karısı o değil biziz!" deyip kendi dilinde büyük ihtimal küfür olduğunu tahmin ettiğim şeyler söylediğinde benimde kaşlarım çatıktı. Ne biçim anne bu? Derin bir nefes çekip Amy'e baktım. Ardından kucağımdakini toparlayarak ona uzattım. "Kimseye akıl erdiremeyecek kadar kafam dolu zaten. Kimsenin analığını sorgulamakta bize düşmez. Boşverelim." "Haklısın." derken o da uzanıp çocuğu almaya çalışıyordu. "Ben gideyim artık. İşleri biliyorsun." "Aynen biliyorum." dedi ve çocuğu kucağına aldı. Çocukta bunu hissetmiş gibi birden gözlerini açıp Amy'e baktı. Ardından ağlamaya başladı. Amy ise bebek ağlamaya başlayınca sanki patlamak üzere bir bomba gibi korkuyla ona baktı. Bu haline bir an kahkaha atmak istesem de vazgeçerek çocuğu yine kucağıma aldım. "Eren yine niye ağladı ki?" diye sorarken bebeğin adını da öğrenmiş oldum. "Bilmiyorum." deyip Eren'e baktım. Ağlamayı bırakmış ama dudaklarını bükmüş gözleri dolu dolu bana bakıyordu. "Seni ona verdiğim için mi ağladın?" dediğimde kollarını boynuma dolayıp kafasını omzuma koydu. Gözlerimi büyüterek Amy'e baktım. O da bana aynı şekilde bakıyordu. Sessizce bir süre durup ne yapacağımı düşünmeye başladım. Gözlerime masanın üstündeki kanguru ana kucağı takılırken, kafamda bir ışık yanmıştı bile. Kısa sürede kaguruyu kendime taktırıp Eren'i de önüme yerleştirmiştim. "Bu halde işlere koşabilecek misin?" "Elimden geldiğince yapacağım, asıl sen Alp Bey'e ne diyeceksin?" "Olanı anlatacağım. Ne yapabilirim ki? Çocuk seni istiyor." "Aynen haklısın." deyip elimi cebime attım ama etekte ki küçük cep elime geldiği gibi telefonum da şarjda olduğu için cebim boştu. "Amy, ben sana numaramı vereyim sende beş dakika sonra çaldır beni. Şuan kapalı olduğu için numaranı bilemeyebilirim. Birbirimizi kaydedelim herhangi bir sorunda araşırız." "Tamam mantıklı. Alp Bey oğlunu isterse falan, ararım gelirsin." deyip telefonunu çıkardı. Numaramı verip onunla vedalaşarak asansöre bindim. Aşağı inerken Eren'e baktım. Kafası göğsümde uyuyordu. Asansör kata gelince inip mutfağa girdim. Şarjdaki telefonumu çıkarıp açma tuşuna uzunca bastım. Telefon açıldıktan sonra bir dakika gibi süre de birkaç mesaj geldi. Açmaya vakit bulamadan kayıtlı olmayan bir numara aradı. Amy olduğunu bildiğim için meşgule atıp kaydettim. Ardından gelen mesajlardan birine baktığımda normal reklam mesajlarından biri olduğunu gördüm. Diğeri ise paketimin bilgilendirmesinden gelmişti. Kaşlarımı çatarak okuduğumda dakikalarımından yalnızca son on dakikası kaldığını okuyup daha da kaşlarımı çattım. Yanlış hatırlamıyorsam çok fazla kullanmamıştım. "Güneş," diye seslenen kişiyle mutfağın kapısına dönüp baktım. Burada çalışanlardan biriydi ama kim olduğunu hatırlamıyorum. Kız önce kucağımda bebeğe sonra da bana baktı. Telefonu eteğimin küçük cebine tıkıştırıp ona doğru yaklaştım. "Siz söyleyin ben yaparım." "Şundan üç tane fotokopi çeker misin, diyecektim." dedi sesini alçaltarak. "Elbette." dediğimde ofisini gösterip gitmişti. Bende telefonu sonra düşünmeye karar verip işlerime odaklandım. Sonrasında hiç bir sorun olmamıştı benim için. Bana seslenmek isteyenler kucağımda gördükleri bebek ile sessizce çağırıyor, çay kahve içmek isteyenler bundan vazgeçip kendileri alıyordu. Bazı çalışanlarda işlerini bırakıp Eren'i seviyorlardı. Eren küçük ve hafif olduğu için varlığını önümde olmasa neredeyse unutulacak kadar alışmıştı vücudum varlığına. Birde hâlâ uyuduğu için sessizliği de buna katkı sağlıyordu. "Güneş, bunu Alp Bey toplantıya istiyor." deyip elime kalın siyah bir dosya veren muhasebe müdürüne bakıp onaylar şekilde kafamı salladım. Asansöre binip bugün ikinci kez en üst kata çıkarken uyuyan Eren'e bakıp bir kez daha gülümsedim. "Hadi bakalım, babaya gidelim." Asansör kata geldiğinde inip koridora baktım. Alp Bey'in asistanı Amy, yerinde görünmediği gibi başka kimsede yoktu. Anlaşılan kucağımda ki bebek ile toplantı odasına gireceğim. Koridorda ki odaların kapılarına bakarak yürürken çift kanatlı bir kapının üstünde Toplantı Odası yazıyordu. Olduğum yerde anlık durup boğazımı temizledim. Ardından kapıya iki kez tıklatıp gelen gir emriyle yavaşça araladım. Uzun dikdörtgen masanın etrafında tahminen on beş, yirmi kadar kişi vardı. Masanın başında ki sandalyede yan bir şekilde durmuş aynı şekilde üstüne oturan biri vardı. Yanında ise Amy, elinde not defteriyle herkes gibi bana bakmaya başladı. Tek fark yan oturan kişi kaşlarını çatarak bir bana birde Amy'e bakıyor, Amy ise ecel terleri dökerek bana bakıyordu. Sanırım Alp Bey o yan oturan kişiydi. Ve çocuğu toplantıya giren birinin kucağında görünce asistanına sinirlenmişti. "Alp Bey'in istediği dosyayı getirdim. Muhasebe Müdürü gönderdi." Bir kez daha hafifçe boğazımı temizleyip konuştuğumda Alp Bey çatık kaşlarını düzeltmeden elini uzattı. "Getir." Emrin olur paşam demek istesem de sesimi çıkarmadan ilerleyip yanına yaklaştım. Uzatıp dosyayı eline verdim ve bir adım geri çıktım. Çünkü gözlerime değen ela gözleri anlık tanıdık gelmesinden sonra hatırlamıştım. Bu adam işbaşvusu için geldiğim gün, asansörün önünde düşmemi kollarımdan tutarak engelleyen, sonra da bir çocuk gibi azarlayıp giden adamdı. Demek patronummuş. "Bir sorun çıkardı mı?" diye soran gözleri bir oğluna bakıyor bir bana bakıyordu. "Hayır Efendim, yaklaşık bir saatten fazladır uyuyor." "Madem öyle pusetine yatırsaydın ya." diye sert sesiyle konuşan adam ile Amy bir adım bana yaklaştı. "Efendim, çocuk kucağından ayrıldığı an uyanıp yine ağlamaya başladı. Bizde çareyi bu şekilde bulabildik." Alp Bey kaşlarını mümkün gibi biraz daha çatarken göz devirmek istedim. Sanırsın çocuğu yiyoruz. Ne güzel mışıl mışıl uyuyor işte. Ne bu kaş çatmalar, adam dövecek gibi bakmalar. Şimdi Eren'i kucağımdan çıkarıp kucağına versem, al yemedim oğlunu desem, kesin beni tebrik ederler. Kendi kendime düşüncelerimden onun yine sert çıkan sesiyle uzaklaştım. "Şimdi çık, toplantı bitince odama gel." Oldu paşam, sıcak su da getirip leğende ayaklarını da yıkayayım ister misin? "Peki, efendim. Haber verirsiniz." deyip odadan çıktım ve kapıyı yavaşça kapattım. Tamam adam patron olabilir ama bu kadar emir vermeye ne gerek var? Kibarca söylese dili düşmez herhalde. Asansöre doğru giderken, uyuyan Eren'e bakıp söylenmeden edemedim. "İnşallah büyüyünce baban gibi olmazsın. Ne bu canım? Emir kuluyuz diye bunun avantajını sonuna kadar kullanıyor." Söylediklerim ile yine sinirlendim ama sadece göz devirip asansöre bindim. Asansör aşağı inerken uyanan Eren, neşe saçıyordu. Sayesinde sinirim buhar olup uçmuştu. Ellerine saçlarımı dolayıp çekiştirirken inlemeden edemedim. Ama bu acıtmıştı. Ben suratımı buruşturunca hoşuna giden Eren kıkırdamış o iki üstte, dört altta olan dişlerini gösterip ısımalık bir manzara sunmuştu. Üçüzlerden sonra böylesine küçük bebeği tutmak, gülüşmek garip hissettirmişti. Eline saç doladığı yumruğunun birini ağzına götürünce kaşlarımı çatıp hızla uzaklaştırdım. Bu defa da Eren kaşlarını çatarken sinirli gözükmek yerine biraz daha tatlı görünmüştü gözüme. Eğilip boynunu öpüverdim. Ardından mutfağa girip sabah Barış'ın bıraktığı poğaçaları çıkarıp tost makinesine koydum. Biraz ısıtıp Eren'e yedirebilirim. Belki böylelikle saç dolanmış yumruğunu yemekten vazgeçer. Beş dakika sonra kadar hafiften ısınan poğaçayı minik minik koparıp Eren'in ağzına vermeye başladım. O sırada içeri Sarp ve Barış konuşarak girdi. Sonra ikisi de aynı anda beni görüp şaşkınlıkla sustular. "Eren değil mi o?" diyerek şaşkınlığını önce atan Barış yanıma gelmiş ve Eren'i hafif bir tebessümle izlemeye başlamıştı. "Evet o. Bakıcısı bir yere gitmiş sanırım. Amy bakıyormuş ama uzun süredir ağlıyormuş." diye başlayıp devamını da getirerek kısaca olanı anlattım. Sarp'ta gelmişti ve Eren'e garip garip sesler çıkararak güldürüyordu. Barış'ın ise yüzü ifadesiz bir hal alırken ara sıra bana bakıyordu. "Ee öğlen yemeğine çıkacaktık hani. Ben çok acıktım hadi gidelim." diyen Sarp ile elimde kalan poğaça parçasını ağzıma atıp iki kez çiğneyerek yuttum. "Siz gidin. Çocuk emanet bana şuan. Onunla bir yere gidemem. Hem Barış'ın sabah getirdiği poğaçalardan var. Ben bunları yerim." dediğimde Sarp olumlu anlamda kafasını salladı. Barış'a baktığımda ise gözleri dalgın kaşları çatıktı. Elimi koluna koyarak dikkatini çekip gözlerine baktım. "Sorun ne?" dediğimde bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı. Sonra uykudan uyanmış gibi baktı. "Bir sorun yok. İşle ilgili bir şey geldi de aklıma. O takıldı kafama." demesiyle gülümsedim. "İşkolik misin sen ya? Hadi öğlen yemeğine git gel, ondan sonra yaparsın işini." Bakışları bir süre yüzümde dolaşıp o da gamzelerini derinleştirerek gülümsedi ve kafasını onaylar şekilde sallayıp mutfaktan çoktan çıkmış olan Sarp'ın ardından çıkıp gitti. Bende ısınmış poğaçalardan birini alıp ısırdım. Büyük parça ısırdığım için korkmuş olan Eren gözlerini büyütüp ağzını şaşkınlıkla açmıştı. Bu haline gülüp açık ağzından minik poğaça parçası verdim. Bir süre bir şeyler yiyerek zaman geçti, bir süre yine fotokopi dosya işleriyle. Bir ara kaşıkla su içirdiğim Eren elini savurup kaşıktaki suyu kendi üzerine dökünce yine Alp Bey'in odasının katına çıkıp Eren'in çantasını, Amy'nin masasının yanında bulup mutfağa geri inmiştim. Bu şekilde bir saat daha geçmiş on dakika önce ise Barış yemekten gelip katına çıkmadan önce yine yanıma uğramıştı.Bir şey demeyip biraz Eren'i severek gitmişti. Anlık değişen halleri olmasa iyi insan aslında. Bir iki iş daha yaparken burnuma mükemmel derecede pis bir koku geldi. O an Eren ile göz göze geldik. Ben ona gözlerimi kısarak bakarken o kıkırdamakla meşguldü. Bu defa bende kıkırdayıp mutfağa ilerlerken sonunda yaptığı şeyden rahatsız olmuş olacak ki mızıramaya başladı. Kaşımın tekini kaldırıp Eren'e kısa bir bakış attım. "Nasılmış ama Eren Bey? İnsan rahatsız oluyormuş değil mi?" derken çantasından battaniye çıkarıp masanın üstüne serdim ve kangurunun içinden Eren'i çıkardım. Battaniyenin üstüne yatırırken giden ağırlığı ile gülümsedim. Varlığına alışan vücudum yokluğu ile boşlukta kalmıştı sanki. Bezini, ıslak mendilini ve pudrasını çıkarıp Eren'e döndüm. "Hadi bakalım kurtarma operasyonu başlasın!" Pantolonunu çıkarıp çıtçıtlarını açtığım zıbının ardından görünen beze hoşnutsuz bir bakış attım. Beni pür dikkat izleyen Eren bu bakışıma gülerken bende ona dil çıkardım. Sonrası ise bezi aralama ve kokunun merkezinden daha yoğun bir şekilde etrafa dağılması adı altında ki durumlardı. "Eren, bunu sen nasıl çıkardın merak ettim." dedim ıslak mendille silerken. Eren de arkadan gaz çıkarırken gülüp elini yüzüne kapattı. Bu haline kahkaha atıp silmeye devam ettim. Poposuna temiz bezini takıp, pudraladım ve zıbınını kapatıp pantalonunu giydirdim. Kucağıma alırken keyifli bir şekilde mırıldanan Eren'in burnuna öpücük kondurdum. "Senin keyfin yerine geldi, popon rahata erdi. Ama bir daha kimse bu masada bir şey yiyemeyecek. Hep kokuttun." deyip burnumu kırıştırdım. Kaşlarını çatıp burnumu tırnaklaması ile küçük bir çığlık koyverdim. Daha burnum ile ilgili bir şey diyemeden elleri bu defa gömleğimin açıkta duran kısmından içeri göğüslerime inerken gözlerimi kocaman açıp koltuk altlarından tutarak kendimden uzaklaştırdım. "Hey küçük adam! Orası benim özel alanım, dokunamazsın! Hatta biraz daha büyüyünce sende dikkat et izinsiz kimseye dokunma, kendine de dokundurtma." "Bununla özel olarak ilgileneceğimden emin olabilirsin." diyen Alp Bey'in sesini duyarken Eren'i kucağıma çekip hızla arkama yani onlara döndüm. Arkasında Amy tedirgin bir şekilde dururken ifadesiz yüz hatlarıyla mutfağa girdi. Eren saçlarımla oynarken, Alp Bey onun hareketlerini izlemeye başladı bir süre. Babasının sesini duymasına rağmen saçlarımla oynarken sus pus olmuştu çocuk. Yüzü az öncekine nazaran biraz asıktı. "Oğlumu alabilirim artık, değil mi?" "Buyurun." diyerek yanına yaklaşıp Eren'i uzatırken Eren elimi sıkıca tuttu. Gülümseyerek eline minik bir öpücük koyup elimi kurtararak babasına bıraktım. "Amy, eşyaları topla." dedikten sonra giden Alp Bey'in arkasından bakarken kafasını babasının omzuna yaslamış Eren öylece bana bakıyordu. Gülümseyerek parmaklarımın iç tarafına öpücük koyup Eren'e doğru üfledim ve el salladım. Bu hareketi görünce neşeyle kafasını kaldırıp dişlerini göstererek gülümsedi ve minicik elini bana doğru salladı. Sonra ise Alp Bey asansöre binip gözden kaybolana kadar öylece bana bakmıştı. Tüylerimi diken diken ettikten sonra asansör kapıları kapanmıştı... *** "O neydi be öyle. Sanki boşanmış karı kocaydınız da çocuğunu senden zorla alıyormuş gibiydi." "Keşke bunu ona da söyleseydin de bana düşmanına bakıyor gibi bakmasaydı." diyerek Amy'e ters bir bakış attım. O ise gözlerini devirip Eren'in çantasını koluna takıp kanguruyu boştaki eline aldı. "Seni bilmiyorum tatlım ama benim bu işe ihtiyacım var." "Emin ol ben zevkten dört köşe oluyorum mendebur suratlı patronlara." derken ben surat asıyordum. Ama Amy kıkırdıyordu. En sonunda gittiğinde telefonumun titremesi ile elime alıp Barış'tan gelen mesaja baktım. Gönderen: Barış Dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun, değil mi? Kaşlarım çatılırken ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Dün gece Esra ile içmiştik ve sonra da sızmıştık. Tamam bir kaç bardaktan sonra sızdığım zamana kadar ki arayı hatırlamasam da ya içmeye devam etmişimdir yada sızmışımdır diye düşünüyorum. Esra da bir şey demediğine göre öyle de olmuş olmalı. Değil mi? Ne demek istediğini sormak için mesaj yazacakken parmağımın birden kayması ile üstten bir iki mesajı gördüm. Biraz daha kayıp baktım. Hepsi Barış'tan gelmişti. 'Piknik nasıl geçti? Bir sorun mu var? Güneş endişelenmeye başlıyorum... Uyudun mu yoksa? Güneş, arasam açar mısın? Arıyorum neden açmıyorsun? Başına bir şey geldiğinden endişelenmiyorum artık! Güneş bu son aramam, açmazsan geliyorum!' Hepsinin arasından başlarda on yirmi dakika kadar aralık olsa da son mesajlarda dakikasında iki üç mesaja kadar çıkmıştı. Saate baktığımda içmeye başladığımız zamanlara denk geldiğini gördüm. Peki gelmiş miydi, yoksa aramasını açmış mıydım? Okuduğum bilgilendirme mesajı aklıma gelirken hemen arama kayıtlarına girdim. Ve dün gece yapılmış arama kaydını gördüm. Onlarca cevapsız çağrı da Barış'ın ismi varken sonuncusunda ben onu aramışım ve saatlerce konuşmuşum. Ama ne konuştum? Başımda hafiften ağrı kendini belli ederken kulağımda kesik kesik sesler çınlamaya başladı. "Esra, götüm titriyor..." "Hassiktir!" "Telefonum konuşmaya başladı!" Gözlerim kesik kesikte olsa hatırladıklarım ile büyürken dilimin ucuna gelen küfürü sessizce saldım. "Hassiktir!" *** Umarım beğenmişsinizdir...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD