6.bölüm

3365 Words
Keyifli okumalar... Bazen bir arkadaşın varlığına şükredersiniz. Bazen de küfür edersiniz! "Esra, kızları rahat bırak! Hiç bir farklılıkları yok!" "Hayır ya olmalı! Bu kadar benzeyemezler!" "Yaa Esra abla! Saçımı çekiştirme! Canım acıyor!" diyen Dolunay ile Esra onun saçlarını bırakıp, Yıldız'ın kollarını tuttu. "Hayır yani ufacık bir leke bile yok bunların vücutlarında! Bir ben bile yok ya!" diyerek homurdanıyordu kendi kendine. "Kollarımı acıtıyorsun Esra abla!" "Ay ne kıymetli canınız var ya! Dokunmaya gelmiyor, hemen acıyor." deyip onu da bıraktı ve bu defa Gece'ye uzanırken önüne geçtim. "Esra gelir gelmez kızlara saldırdın! Bir soluklansaydın. Hem boşuna uğraşma her şeyleri aynı. Hiç fark yok. Ki tek ben bile yok onlarda." Homur homur ses çıkarıp kendini pat diye çekyata attı ve kıstığı gözleriyle kızlara bakmaya devam etti. "Annen nasıl becermiş bu kadar benzetmeyi?" "Esra! Çocukların yanında ne biçim konuşuyorsun?!" "Ay canım ne dedim ya?!" Esra'ya cevap olarak göz devirip bende yanına oturdum. Kızlarda daha fazla Esra'nın gazabına uğramadan odalarına kaçtı. "E anlat bakalım, nasıl gidiyor iş hayatı? Var mı iş yerinde gözüne, gönlüne hitap eden?" diye sorup imayla kaş göz işareti yapınca bir kez daha göz devirip televizyona döndüm. "Kızım işimde gücümde insanım ben! Sadece bana verilen işlere bakıyorum." "Çok sıkıcısın hâlâ. Lisedeyken de böyleydin." "Ay Esra, üç çocuk büyütüyorum ben. Gönül işlerine vakit ayıracak zamanım yok." Bu defa göz deviren Esra oldu. "Sarp patronlara yakışıklı diyordu, onlar hakkında ne düşünüyorsun?" dedi sanki hiç terslememişim gibi. "Daha çalışmaya başlayalı bir hafta oldu. Patronların ikisi de iş gezisindelermiş. Daha patronlardan kimseyi görmedim yani!" İşe başlayalı bir hafta olmuştu. Bugün pazar günüydü ve Esra dün arayıp bugün için pikniğe gidelim demişti. Hem kızlarla tanışmak hem de birlikte vakit geçirmek için. Bende kabul edince bana hiç bir şey yapmamamı tembih etmişti. Şimdi de yaklaşık yarım saat önce gelmiş piknik için Sarp'ın gelmesini beklerken konuşuyorduk. "Şimdi bırak benim gönül işlerimi de senin gönül işin nasıl oldu bi anlatsana." demem ile yerinde heyecanla doğruldu ve yüzüne müthiş bir gülümseme yayıldı. "Lise ikideyim. Malum o sene sen gelmedin. Ama çok kötüyüm o aralar. Sürekli aklıma geliyorsun, okulda yaşadığımız herhangi bir anı geliyor gözümün önüne, olduğum yerde ağlamaya başlıyorum. Bildiğin ikinci sınıfta bir kaç ay depresyonda gezdim. Gelen geçen beni sevgilisinden ayrıldı falan sanıyor. Ama umursamıyorum. İşte neyse bir gün yine okulun bahçesindeyim o genelde oturduğumuz bankta otururken ağlıyorum. Sarp geldi yanıma peçete uzattı. Kim olduğuna bakmadığım gibi peçeteyi alıp yüksek sesle burnumu sildim! Ay rezil oldum ama onu bile umursamıyorum. Peçeteyi verenin de Sarp olduğunu kahkaha atınca farkettim. Meğer komiğine gitmiş peceteye sümkürmem! Ay işte neyse buna bir çemkirdim bana gülüyor diye, neye uğradığını şaştı. Sonra dedi ki; Ben aylardır gelip gözyaşını silmeye cesaret etmeye çalışıyorum. Tam topladım cesaretimi geldim, hemen kovma beni. Dedim, ne diyor bu mal. Ama içimden öyle söyledim. Malum benim kafa depresyon kafasında olduğu için ne demek istediğini anlamadım. Sonra kalktım yanından gittim. Sonrakine bir hafta sonra yanıma geldi. Ama bu defa ağlamıyordum. Bana kahve getirip yanıma oturdu. Sonra birden benimle çıkar mısın diye sordu. Ağzımda ki kahveyi yüzüne püskürtüp hayır diyerek kaçtım. İşte bizim maceramız böyle başladı. Şuan ki durumumuz malum. Evliyim, mutluyum. Bir kaç seneye de çocukta yapar, çocuklu olurum." Esra konuşmayı bitirince koca bir kahkaha attım. Birinci sınıfta Sarp'a aşkım, canım diyen kız ikinci sınıfta benim yüzümden yapmadığını bırakmamış. "Kız gülme ya. Böyle daha iyi oldu ama. Eğer çıkma teklifini ilk ettiği anda kabul etseydim belki bu raddeye gelmezdik. Beni sonradan kendisine aşık oldu sanıyor. Ya vazgeçersem diye üzerime titriyor. Gün Işığım, ne kadar mutluyum bir bilsen. Nikah şahidim sen ol istemiştim o ukte olarak kaldı içimde." demesiyle derin bir iç çektim. "Böylesi hayırlı olanıymış diyelim. Sıkma bunun için o güzel canını." "Senin de mutlu olduğunu görmeden hayatta içim rahat etmez." deyip boynuma sarıldı. Sarılışına sıkıca karşılık verip dolan gözlerimle gülümsedim. "Ben iyiyim. Öyle yada böyle iyiyim. Merak etme." Ben konuşmayı bıraktığım gibi Esra'nın telefonu çalmaya başladı. Geri çekilip telefonu eline aldı ve baktı. "Arayan Sarp, gelmiş olmalı." diyerek telefonu cevaplayıp kulağına yasladı. "Efendim Kızıl? Tamam, çıkıyoruz şimdi." "Gelmek üzereymiş, hadi çıkalım kapı önüne." deyip ayağa kalkmasıyla bende ayaklandım. "Kızlar hadi gelin, gidiyoruz." diye yüksek sesle konuşup ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Kızlarda koşarak gelip ayakkabılarını giyerlerken çantamı ve telefonumu vestiyerin üstünden aldım. Koluma taktığım çantama telefonu atacakken bildirim ışığının yanıp söndüğünü görerek tuşlarını açtım. Gönderen: Barış Ne yapıyorsun? On dakika önce gelen mesaja bakıp hızlıca cevap yazıp gönderdim. Kapının önünde bekleyen arabaya ilerleyen Esra'yı takip ederek arabaya birlikte bindik ve Sarp arabayı çalıştırıp, yola çıktık. Barış ile bir haftadır aynıydık. Şirkette ara sıra karşılaşıyor, ara sıra mesajlaşıyorduk. Daha doğrusu o geceden sonra hep mesaj atan taraf o olmuştu ama sonuç olarak hal hatır sorarak mesajlaşıyoruz. Tıpkı şuan olduğu gibi... İletilen: Barış 'Esra, Sarp, ben ve kızlar pikniğe gidiyoruz. Sen? Gönderen: Barış İş güç... İletilen: Barış Pazar günü mü? Gönderen: Barış Sonbahar kreasyonunda bir sorun çıkmış, tüm ekip bir araya geldik onunla ilgileniyoruz... İletilen: Barış Anladım, kolay gelsin. Gönderen: Barış Teşekkür ederim. Hadi sen eğlenmene bak. Konuşuruz sonra. İletilen: Barış Tamam konuşuruz...' Kafamı telefondan kaldırıp çantanın içine attım ve konuşarak kızlarda hâlâ farklı özellik arayan Esra'ya gülümsedim. Yarım saat süren araba yolculuğu bir yanı deniz diğer yanı orman olan bir piknik alanında durduk. Pazar günü pikniği için gelen bizim gibi bir sürü insan vardı. Aralarından bir tane masa bulup Sarp ve Esra'nın bagajdan çıkardığı eşyaları üstüne yerleştirdik. Kızlar Sarp'ın verdiği bir topla oynarken Esra ve ben masayı hazırlamaya başladık. Sarp ise kurduğu mangalı yakmaya çalışıyordu. Esra açık duran araba bagajından son kalanları indirirken bende kızlara dönüp baktım. Kaçan topu almak için koşan Gece'yi görüp hızla ona atıldım ve yola inmeden yakaladım. "Gece ne yapıyorsun sen?" "Topumuz kaçtı abla." "Top yola kaçtığında sen yada siz gitmeyin! Kaç kere söyleyeceğim araba çarpabilir! Bana yada yanımdaki büyüklere söyleyin ki başınıza bir şey gelmesin." derken kaşlarım çatık ses tonum sertti. "Özür dilerim abla. Bir daha yapmayacağım." "Aferin. Şimdi kardeşlerinin yanına git." deyip ayağa kalktım ve karşı kaldırımın kenarında duran topu almaya ilerledim. Topla birlikte kızların yanına gidip topu onlara verirken uyarıcı bakış attım. "Bir daha sakın topun peşinden koşup yola atlamayın! Bir kez daha buna şahit olursam, topla oynamanıza yasak koyarım. Ne siz üzülün ne de beni üzün." dediğim gibi hepsi suçlu bakışı atarken yanlarından uzaklaşıp domates, salatalık, biber, soğan falan doğrayan Esra'nın yanına geldim. "Bir gün çocuğum olduğunda senden annelik eğitimi alacağım." diyerek kıkırdamasına bende aynı şekilde karşılık verdim. "İstersen üçüzleri bir hafta sana bırakayım da hızlandırılmış annelik öğren." "Yok kuzum şimdi değil. Önce okulu bitireyim de ondan sonra düşünürüz bir şeyler." demesiyle anlayışla kafamı salladım. "Hanımlar etleri biriniz getirebilir misiniz?" diyen Sarp mangalı yelliyordu. Esra'ya baktığımda hâlâ işinin bitmemiş olduğunu görüp, uzanıp masanın ucundaki et tabağını aldım. Üstündeki streç filmi açıp Sarp'a uzattım. "Teşekkür ederim." diyerek aldı ve etleri mangalın üstüne yerleştirmeye başladı. Bende tekrar masanın yanına gidip yapılacak bir iş olup olmadığına baktım. Kızlara kısa bir göz atıp uslu durduklarını gördükten sonra ekmekleri doğramaya karar vererek bir süre onlarla uğraştım. Yarım saati geçerken Sarp iki mangal et pişirmiş üçüncü olanı yerleştiriyordu. Esra da kızlara sesleniyordu. "Kızlar bu pişen etleri soğumadan yiyelim. Hadi gelin." Kızlar gülüşerek ve koşarak yanımıza geldiklerinde topu yere bıraktılar. Bende bir şişe su alıp ellerini yıkamak için az ilerideki ağacın yanına götürdüm çocukları. Ellerine su dökerek yıkadıklarım sırayla masada yerlerini aldılar. En son bende yerime yerleşip neşeli sohbet eşliğinde pikniğimizi yapmaya başladık. "Abla," diye seslenen Yıldız'a dönerken domates uzattım. "Efendim canım?" "Hangi gündü Gece?" "Ne hangi gündü?" "Ben biliyorum perşembeydi." diyen Dolunay ile Yıldız aydınlanma yaşamış gibi ağzındaki domatesi yutarken ellerini birbirine çarptı. "Evet perşembeydi! Ahmet öğretmenim hafta sonu piknik yapalım dedi, Arzu öğretmenime." "Aynen aynen! Hatta Arzu ögretmenim de Güneş'i ve kızları da çağırırız dedi." "Ayy! Ahmet öğretmenim de bende onu diyecektim zaten dedi!" Evet böylelikle çocuktan al haberi, adlı atasözümüz bir anlam kazanmış oluyordu. Kızlar ayaklı gazete gibi kuş misali şakıyınca, Esra'nın radarına takılmış oldu. "Peki Arzu öğretmen ne dedi?" diye sorarak yakaladığını belli etti. "Tahmin etmesi zaten zor değildi, dedi." Esra ellerini birden masaya sertçe vurup Sarp'ın korkuyla geriye şıcramasına benim ise göz devirmeme sebep oldu. Yüzünde muzır bir gülümseme ile bana dönerken, yüzümde korkutucu bir ifade ile çocuklara bir bakış attım. Yerlerine sinmeleri azıcıkta olsa beni tatmin ederken, Esra'nın gazabından da bu bakışla kurtulup kurtulamayacağımı hesaplamaya çalışıyordum. "Şimdi öt bakalım, Gün Işığı. Kim bu Ahmet öğretmen?" "Çocukların ana okulu öğretmeni." "Seninle yakınlığı ne?" "Kardeşlerimin öğretmeni sıfatında." "Ay odun arkadaşım benim. Niye böyle yapıyon sen ya!" diyerek kırolaşan arkadaşıma yan bir bakış atıp Sarp'a döndüm. "Sen buna nasıl katlanıyorsun?" "Bence bu halleri çok tatlı." demesiyle kafamı olumsuz anlamda salladım. "Aşkın gözü kör, sözü doğruymuş demek ki." dediğim anda Sarp kıkırdarken Esra kafamın arkasına pat diye vurdu. "Ne biçim bir arkadaşsın sen ya?! Ben sana uygun eş adayı bulmaya çalışayım, sen benim yuvamı yıkmaya çalış." "Ya evli barklı kadınsın, çocukların önünde niye vurup çocuklara kötü örnek oluyorsun?!" diye çemkirmem ile kızlar kıkırdadı. Sarp ise bu hallerimize gülümseyerek bakıyordu. "Aman, dinime küfreden müslüman olsa! Sen niye çocukların önünde bağırıp onlara kötü örnek oluyorsun?!" "En azından şiddet içermiyor!" "Sözlü şiddet diye bir şey var canım! Sen direkt psikolojilerini bozuyorsun!" "Esra, alırım ayağımın altına böcek gibi çiğnerim seni!" "Güneş tutarsam saçından kilim gibi çırpıştırırım valla!" Tam ağzımı açıp yine bir şey diyecekken Sarp yüksek sesten kahkaha patlatınca sustum. Kızlarda gözlerini büyütmüş, korkuyla bakıyorlardı ama aynı zamanda gülmemek için kendilerini sıkıyor gibi bir halleri vardı. Ve Esra ile bir araya gelince eski halimizi hatırlamıştık. Sanki aradan beş yıl geçmemiş ve biz o lisenin bahçesinde oturuyor gibiydik. Eski günleri hatırlamanın etkisiyle gözlerim dolarken, Esra'ya baktım. O da dolu gözleriyle bana bakınca vakit kaybetmeden birbirimize sarıldık. "İşte şimdi geçen beş yılın acısını iliklerime kadar hissettim." diye mırıldandım. "İşte tam şuan ne kadar özlediğimi tüm bedenimde hissettim." Sıkıca ne kadar sarılırsak sarılalım ne o geçen yılların acısını geçirebiliz ne de geri getirebiliriz. Bu yüzden ayrılıp gözlerimizi sildik ve yemeye devam ettik. Tüm etler pişmiş ve artık yiyerek bitirmek üzereydik ki Esra ağzı tıka basa dolu bir şekilde bana dönüp parmağını şıklattı ve hızla ağzındakileri yuttu. "Bu arada Ahmet öğretmen meselesini unutmadım. İçimdeki Güzin abla uyandı." demesiyle göz devirip arkama yaslandım. "Umrumda değil. Ahmet, kardeşlerimin öğretmeni olmak dışında başka olmayacak hayatımda." "Aha! Ahmet dedin! Çünkü bunu o istedi!" "Lanet girsin Esra! Evet o istedi ama..." "Aması yok bebeğim, sen bana bırak. Senin yuvanı ben kuracağım!" dediğinde kızlar kıkırdıyordu. "Kendi yuvamı neden kendim kuramıyorum, acaba?" diye homurdandım. "Çünkü sana kalsa şu üç klona bakmaktan yuvanı kurmayı unutursun." Sinirle nefes verip işaret parmağımı üçüzlere uzattım. "Burada konuşulan tek kelimeyi okulda tek bir kişiye konuşursanız eğer, sizinle bir hafta konuşmam!" diyerek tehdit edince hepsi korkuyla kafasını olumlu anlamda salladı. Sonunda etler ve masadakiler biterken yavaş yavaş boşları toplamaya başladık. Kızlarda tekrar top oynamaya giderken bizde toparlanıyorduk. Sarp mangalı toplarken Esra yanıma yaklaştı ve sır verecekmiş gibi sessizce konuşmaya başladı. "Ahmet'i anlatsana biraz." Sıkıntıyla of'layıp baygın bakışlar atmamı umursamadı. "İyi, sakin biri gibi. Güler yüzlü falan. Fazla dikkat etmedim. Fazla diyalog da kurmadık..." "Ama?" "Ama, çocuklar doğum günüm için onlardan yardım almış. Doğum günümün olduğu gün Arzu, Ahmet ve kızlar birlikteydik. Birde bana iş bulmama yardım eden arkadaşım vardı. Akşam boyunca genelde onlar konuştu ben dinledim. Fazla sohbete katılmadım. Bilirsin beni. Konuşmaktan çok dinlerim. Zaten o akşam hanım ve bey kelimelerini kurmayı bırakmayı birlikte teklif ettiler. O kadar. Onun haricinde sabahları, günaydın, akşamları iyi akşamlar deyip hal hatır soruyoruz." diyerek omuz silktim. Esra ise gözlerini kısmış söylediklerimi tartarak değerlendirme yapıyordu. "Görmediğim için kesin konuşamam ama anlattıklarınızdan yola çıkarak, senden hoşlandığını söyleyebilirim. Ama en yakın zamanda görüp kesin bir karara varmam gerekiyor. Niyeti neymiş, hemen anlarım." "Oha Esra, abartma. Ben ciddiyim. O kızların öğretmeni, hiç uygun olmaz. Hem öğretmen olduğu için etik olmaz. Düşünsene, adamın dedikodusu yıllarca yapılır. Öğrencilerinden birinin velisi ile evlenmiş adı altında daha onlarca dedikodu kulağımda çınlıyor." Esra kıkırdayarak bardakta yarım kalmış suyu ağaç dibine doğru serpip diğer boş bardağın üstüne koydu. "Bebeğim, bunlar sizin kenar mahallelinin dedikoduları. Doğduğundan beri o mahallede olduğun için seni etkilemiş. Ama oldu ki Ahmet ile evlendin, adam gelip senin mahallede yaşayacak değil ya. Gelene istediklerini anlatsınlar. Sen olmadıktan sonra boşver." Esra'nın söyledikleri mantık açısından doğru olsa da, ne olursa olsun böyle bir şey yapamayacağımı biliyorum. Sebebi mi? Bilmiyorum. Ama sanki içimden bir ses bunun yanlış olduğunu fısıldayıp duruyordu. Dakikalar sonra masayı toplamış, eşyaları bagaja yerleştirmiş ve tamamen toparlanmıştık. Ama Esra'nın yoğun isteği üzerine gitmeden önce kızların arasına katılmış ve top oynamaya başlamıştık. Yıllar sonra ilk kez böyle muhteşem bir hisle kaplıydı içim. Sorunsuzca kahkaha atıyor, sohbet ediyordum. Yalnızca ben değil kızlarla birlikte eğleniyorduk. Huzur sarmıştı içimi. Annemin eksikliğini yine hissetsem de onsuz ilk kez doyasıya gülmüştüm. Top en son Sarp'a giderken elinin ayarını ve açısını ayarlayamamasının sonucunda top denize uçarken ağzı açık kaldık. "Hay elinin ayarını öptüğüm, top yakına düştü, daha uzağa gitmeliydi." diye homurdanan Esra ile kahkaha attım kızlarla birlikte. "Güzelim, top birden bana gelince ani olarak şey ettim." "Eve gidelim bende seni şey edicem! Yürü hadi, bi oyun keyfimiz vardı içine yaptı." diye sinirle konuşan Esra'nın yanına gidip kolumu omzuna attım. "Sakin ol kızım ya. Ben yıllar sonra ilk kez bu kadar eğlendim. Bir dahaki sefere yine yaparız." "Valla mı?" "He valla!" deyip sarıldım. "Teşekkür ederim, yeniden hayatıma girip neşe saçtığın için."... *** Sonunda kendimizi eve attığımızda nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde Esra'yı bizde kalmaya ikna etmiştim. Ama sanki Esra beni ikna etmiş gibi olmuştu. Çünkü aklımda böyle bir şey geçmemişti bile. Bu gece bizde yatılı kalacaktı. Sarp ise evine gitmişti. Esra onu da sanki bu onun fikriymiş gibi düşündürmüş ve göndermişti. Ve o an anladım ki görmediğim zamanlarda bu kız tam bir kurnaz olmuştu. Kendi bir şey istiyorsa, yaptırmak istediği kişiye kendi fikriymiş gibi yaptıyordu. Bu durum beni az biraz ürkütmedi değil. Akşama doğru piknikten dolayı fazla acıkmayan karnımıza makarna pişirip doyurmuş, sonra da -üçüzler de dahil- hepimiz pijama giyerek ilk pijama partimizi resmi olarak başlatmış olduk. Esra televizyondan hep birlikte izleyebileceğimiz bir film ararken bende mısır patlatıyordum. Mısırı iki derin tabağa koyup oturma odasına girerken çalan kapı ile elimdekileri hızla bırakıp kapıya ilerledim. Kimin geldiğini bilmediğim gibi üstümde uygun olmadığı için vestiyerden uzun hırkalarımdan birini giyip dikkatli bir şekilde kapıyı açtım. Ve karşımda elleri poşetle dolu bir şekilde duran ve yorgunlukla yüzü kızarmış karşı komşulardan birinin on üç yaşındaki çocuğunu görünce şaşkınlıkla bakakaldım. "Hamdi, hayırdır ablacım?" "İçerdeki ablanın siparişlerini getirdim Güneş abla." deyip ellerindeki poşetleri bırakıp ağırlıktan kızarmış ve bükülmüş parmaklarına yüzünü buruşturup elini cebine attı. 20 lirayı elime tutuşturup konuştu. "Bu da para üstü. Alınanların fişi fiyatlarıyla burada." deyip diğer cebinden de alışveriş fişini çıkardı. "Kim gelmiş Güneş? Aa siparişlerim." diyerek yanımda beliren Esra'ya ters bir bakış atıp Hamdi'ye döndüm. "Sağol Hamdi, zahmet oldu sana da." derken elimde ki parayı Esra'ya verdim. Esra da Hamdi'ye uzatıp gülümsedi. "Bu senin bahşişin. Harçlık yaparsın artık yakışıklı." derken Hamdi'nin yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Biraz sonra Hamdi giderken bizde market poşetlerini mutfağa taşıdık. Taşıma işi bitince kaşlarımı çatarak Esra'ya baktım. "Ne siparişi bunlar Esra?" "Pijama partisi, abur cubur olmadan olur mu hiç?" demesine karşılık eğilip yerde market poşetlerinin yanında sırıtan siyah poşeti alıp gözünün önüne salladım. "Bu da meyve suyu içeceği herhalde?" derken kızgın halimi umursamadan kocaman sırıtarak elimdeki poşeti aldı. "Alabileceğine dair umudum yoktu. Nasıl almış ki?" derken poşetin ağzını açmış kaç tane olduğunu sayıyordu. "Onun babasının büfesi var, babası satıyor. O abur cuburları babasından aldı yani. Öyle senin gibi isteyenler çok oluyor. Hamdi de arada getir götür yapıyor. Ama konu bu değil!" "Bebeğim çocukları iki saate yatırır asıl partiyi ondan sonra başlatırız." "Saçmalama Esra! İçki içmeyeceğim ben!" deyip bira poşetine tiksindirici bakış attım. "Yetişkin insanız, biraz kafayı bulmaya bizim de ihtiyacımız var." "Evet Esra, bu pis şişeler sayesinde babam kafayı bi güzel bulup bize de güzel anlar yaşatıyordu." derken o günleri anlık hatırlamış olmak vücudum da bulunan her tüyü diken diken etmeye yetmişti. "Baban alkolik manyağın tekiydi diye sende olacak değilsin. Hem ilk kez içmeyle kimse alkolik olmuyor." "Yemin ederim Esra, insanı cehenneme götürürsün!" deyip market poşetlerindekileri ayrı ayrı tabaklara boşaltıp oturma odasına geçtim. Kola ve meyve suları ile kızlarla iki saat anime izleyip yarın okulun olduğunu ve yatma saatlerinin geçtiğini söyleyerek yatırdım. Uyuduklarından emin olup oturma odasına geçtiğimde, kola ve meyve suyu şişeleri kaybolmuş, yerini bira şişeleri ve bardakları almıştı. Bu gece belki de kendimi bırakmalıydım. İlk kez olsun bunu yapmalıydım. Dış kapıya ilerleyip anahtarı bir kez daha çevirdim. Yukarıdaki kancayı da yerine taktım. Yine de içim rahat etmediği için sandalyelerden birini alıp kapı koluna yaslayarak sıkıştırdım. Gecenin geç saatlerine kadar ışıklar açık kalacağı için eğer içki poşetini gören olduysa eve girmeye çalışabilirler. Her ne kadar önlem alsam da başımıza bir şey gelme ihtimali sarhoşken daha fazlaydı. Ve karşı koymamız imkansız olurdu. Kabullenmeyle tekrar oturma odasına girdim ve çekyatın önünde yere oturup bağdaş kurdum. Esra'nın telefonunda Müslüm Baba damardan bir şarkısını söylüyordu. Son bir umut Esra'ya baktım ve itiraz etmeden duramadım. "Yarın işe gideceğim." "Merak etme bebeğim, geç kalmana izin vermeyeceğim. Sen kendini bana bırak." "Lanet olsun Esra! Eğer başımıza bir şey gelirse bunu ömür boyu başına kakacağımı bil!" deyip önüme bıraktığı bira bardağını alıp kafama diktim. Aldığım büyük bir yudumla suratımı ekşitip zorlukla yuttum. Yuttuktan sonra dilimi çıkarıp öğürme sesi çıkardım. "Bu iğrenç!" "İlk içtiğin için öyle, bir kaç yudum sonra alışırsın." dedi ve kendi bardağından içti. Benim aksime o meyve suyu içer gibi rahattı. Bende ona uyum sağlamak için yine bir yudum aldım ama bu defaki daha küçüktü. Ve bir kaç yudumdan sonra Esra'nın dediği gibi olmuştu gerçekten. Tadı aynı olsa da alışmıştım. Şey gibi oluyordu. Limonun ekşi olduğunu bile bile yersin ya, işte öyle bir kabulleniş olmuştu... *** "Kim bilir kimler var, Şimdi kalbinde? Sen beni unuttun, Çoktan belki de... Ben hâlâ yaşadığım, Eski günlerde, Herşey de sen varsın, Unutamadım. Herşey de sen varsın, Unutamadım!" "Esra sessiz ol, çocukları uyandıracaksın!" diye çemkirdim Müslüm Babanın şarkısına eşlik eden arkadaşıma. Cevap olarak ise onun kıkırdaması olmuştu. Sanırım ikinci şişeden sonra içmeyi bırakmalıydık. Çünkü üçüncü şişenin ortalarındayken kafam da bazı şeylerin bulanıklaştığını farketmiştim. Bazen çalan şarkı uzaktan uğuldayarak geliyordu kulağıma. "Gün Işığım, kızları hiç suçladın mı? Annenin ölümüyle ilgili?" diye sorarken ara sıra dili dolanıyor ve hıçkırıyordu. Derin bir nefes verip kafamı Esra'nın omzuna yasladım. "Çok istedim suçlamayı. Ama öyle olmadı. Takdir-i ilahi be Esra. Zamanı gelince," "Ne bir dakika ileri, ne de bir dakika geri." diyerek sözlerimi tamamladı Esra. Bardağımdan bir yudum daha alıp kafamı olumlu anlamda salladım. Ama daha çok düşecek gibi durduğuna neredeyse eminim. Salladığımdan bile şüpheliyim. O sırada içmeye başladıktan kısa bir süre sonra başlayan titreme beni yine alırken Esra'ya döndüm. "Esra, içmeye başladıktan sonra benim götüm titremeye başladı. Bu normal mi?" deyip hıçkırdığımda suratıma bir süre alık alık baktı. Sonra o da hıçkırıp eğilip kendi kıçına baktı. "Benim götüm titremiyor, herhalde normal değil." demesiyle gözlerimi büyüttüm. "O zaman benim ki neden titriyor?" "Bilmiyorum ki? Kalkta bakalım götüne, niye titriyormuş." Kafamı olumlu anlamda sallayarak bardağı az uzağıma koyup yerimden doğrulmaya çalıştım. Olmayınca ellerimi sertçe yere bastırıp kıçımı hafifçe kaldırdım. "Esra sor bakalım nerdi neymiş?" diye seslendim arkamda kalan kıza. "Hişt! Niye titriyon lan!" deyip parmağının ucuyla kıçımın yanını dürttü. Sonra eli uzaklaştıktan kısa süre sonra şak diye kıçıma vurdu. "Mal, götünün altında telefonun duruyormuş. O titiyordur herhalde." diyerek yerime tekrar oturunca kucağıma attı telefonumu. Elime aldığım telefonun şifresiz ekranını açtım ve birbirine girmiş olan ekranı gözlerimi kırpıştırarak düzgün görmeye çalıştım. Parmağımla bir kaç yere bastım. Ama nafile bir şey anlamayınca kenara ittirdim. "Esra, harbiden götümün altında titreyen şey telefonmuş. Bir ara götüm titriyor sanıp korkmuştum." dememle birlikte kafama vurdu. "Kızım içince iyice mal oldun ya! Sen götünü titretmedikten sonra götün kendi kendine titreyemez." "Ama dürtükleyip niye titriyon diye soruyordun!" diye çemkirmem ile bardağının dibindekini içip bana ters bir bakış attı. "Amına koyım Güneş! İçkili kafamı karıştırdın, kafa mı kaldı bende!" dediğinde bu defa ben ters bakış attım. "Sen bana koyamazsın bi kere! Git kocan sana koysun!" "Ayy evet kocamı istiyorum! Arayayım da gelsin!" diyerek telefonuna uzanırken kolunu tutup durdurdum. "Lanet olsun Esra! O şeyi evimde yapamazsın! Kalk git kocanın yanına!" Sertçe kolunu çekip elimden kurtarırken sarsak bir şekilde ayağa kalktı. Ve ellerini bel boşluğuna yerleştirip kaşlarını çattı. "Kocam değil mi ya?! İstediğim yerde yaparım!" dediğinde bende sarsak şekilde kalkıp aynı şekilde durdum. "İzin vermiyorum yapamazsın!" "Sana mı sorucam lan!" "Senin saçını yolarım!" "Yolmayan orospu olsun!" diyerek üstüme atladığında ikimizde yere büyük bir gürültüyle düştük. O sırada ikimizin kulağına da az öteden bir ses geldi. "Hassiktir!" Kafamızı çevirip sesin geldiği yere baktığımda telefonumu görüp tekrar Esra'ya döndüm. Ve ben konuştuktan sonra benimle birlikte Esra ile birbirimize sarılıp ağlamaya başladık. "Esra, az önce telefonum konuşmaya başladı ve ben çok duygulandım."... *** Umarım beğenmişsinizdir...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD