KAFA DAĞITMAK 🐞

1018 Words
Otel odasının o yoğun, günahkar ve sırlarla dolu atmosferini arkasında bırakan Elif, sabahın taze havasını içine çekerek kendine gelmeye çalıştı. Yaşadığı o fırtınalı gecenin izlerini teninde taşsa da, zihnini hemen toparlamak ve hayatının asıl merkezine, kendi tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği o lüks restorana dönmek zorundaydı. Taksiye binip şehrin en prestijli caddelerinden birinde yer alan mekanının önüne geldiğinde, derin bir nefes aldı ve üzerindeki o darmadağınık ama muzaffer ruh halini bir kenara bırakıp profesyonel kimliğine büründü. Kapıdan içeri adım attığı an, personelin saygılı selamlamaları ve mutfaktan yükselen o taze kahve ile gurme lezzetlerin kokusu onu karşıladı. Elif, hemen üst kattaki ofisine çıkıp üzerini değiştirdi; şık, maskülen kesim bir ceket ve kumaş pantolon giyerek tam bir iş kadını aurasına büründü. Ardından masasının başına geçerek akşamki büyük organizasyonun detaylarını, tedarikçi listelerini ve menü tadımlarını incelemeye başladı. Saatler hızla akıyor, Elif restorandaki her bir detayı bizzat kontrol ederek adeta dün geceyi zihninden silmek istercesine işine gömülüyordu. Öğlene doğru, restoranın en sadık müşterileri ve şehrin elit simaları masaları doldurmaya başladığında, Elif’in en yakın arkadaşı ve aynı zamanda mekanın halkla ilişkiler müdürü olan Ezgi ofisin kapısını açtı. Ezgi, her zamanki enerjik ve her şeyden haberdar tavrıyla içeri girip Elif’in karşısındaki koltuğa yayıldı. Gözlerini Elif’in üzerinde gezdirirken, onun yüzündeki o yorgun ama gözlerinde parıldayan arsız kıvılcımı hemen fark etmişti. "Sen dökül bakayım," dedi Ezgi, elindeki kahve bardağını masaya bırakırken. "Dün gece o barda fırtınalar kopardığını duydum, sonra da ortadan kaybolmuşsun. Yüzünde öyle bir ifade var ki, ya birini mahvettin ya da birileri seni deli etti." Elif, arkadaşının bu radara yakalanmış tavrına hafifçe gülümseyerek karşılık verdi ama detay vermekten kaçındı. "Sadece biraz kafa dağıttım Ezgi, şimdi iş zamanı. Akşamki diplomatik yemek için her şey hazır mı?" diye konuyu değiştirdi. Ezgi gözlerini devirdi ama üstelemedi, "Her şey kusursuz hayatım. Ayrıca bugün alt katta, cam kenarındaki VIP masada çok özel bir misafirimiz var. Şehre yeni gelen ve buradaki yatırımlarıyla adından söz ettiren bir iş adamı. Adı Yiğit. Geldiğinden beri gözü yukarılarda, sanırım mekanın sahibesiyle tanışmak istiyor," diyerek göz kırptı. Elif, Ezgi’nin bu imalı sözleri üzerine oturduğu sandalyeden kalktı ve ceketini düzelterek aşağıya, salonun ortasına indi. Masaları tek tek gezip müşterileriyle selamlaşırken, gözü Ezgi’nin bahsettiği o VIP masaya kaydı. Yiğit, gerçekten de ilk bakışta sıradan insanlardan ayrılan bir karizmaya sahipti. Keskin ve asil yüz hatları, hafifçe kirli sakalları ve üzerinde son derece pahalı olduğu her halinden belli olan lacivert bir takım elbiseyle tek başına oturuyordu. Önündeki evrakları inceliyor, bir yandan da viskisinden yudumlar alıyordu. Ancak Elif’in salona girdiğini fark ettiği an, önündeki işi tamamen bıraktı ve arkasına yaslanarak kadını izlemeye başladı. Yiğit’in bakışlarında, dün geceki adamların o yırtıcı ve arsız açlığından ziyade, çok daha derin, ne istediğini bilen, sabırlı ve entelektüel bir güç gizliydi. Elif, bu bakışların ağırlığını hissederek adımlarını doğrudan o masaya doğru yöneltti. Masaya ulaştığında, Yiğit hemen ayağa kalkarak ceketinin düğmesini ilikledi ve Elif’e karşı son derece centilmence, ama bir o kadar da etkileyici bir gülümsemeyle elini uzattı. "Mekanınızın ününü çok duymuştum ama sahibesinin bu kadar büyüleyici bir zarafete sahip olduğunu tahmin etmemiştim. Ben Yiğit," dedi. Sesi, insanı sakinleştiren ama aynı zamanda otoritesini hemen kabul ettiren derin bir tona sahipti. Elif, adamın elini sıkarken içinden yükselen o tanıdık meydan okuma hissini bastıramadı. "Hoş geldiniz Yiğit Bey. Restoranımda ağırladığım her misafirin buradan memnun ayrılması benim için bir görevdir. Umarım yiyecekler ve servis beklentinizi karşılıyordur," dedi Elif, profesyonel sınırları koruyarak. Yiğit, Elif’in elini bırakırken gözlerinin içine daha dikkatli baktı. "Beklentilerimin çok ötesinde bir yer. Hatta dürüst olmak gerekirse, bugün tüm işlerimi iptal edip akşama kadar bu masada kalmaya karar verdim. Tabii eğer sizin için de bir sakıncası yoksa, bu güzel atmosferden ve belki de sizin sohbetinizden mahrum kalmak istemem," dedi arsızca ama son derece kibar bir dille. Elif, adamın bu doğrudan ve cüretkar tavrı karşısında içten içe etkilenmişti. Dün gece yaşadığı o saf hayvani şehvetin ardından, Yiğit’in bu aristokratik ama alt metni tamamen arzu dolu olan yaklaşımı ona farklı bir haz vermişti. "Restoranım herkese açık Yiğit Bey, dilediğiniz kadar kalabilirsiniz. Ama sohbetim konusunda söz veremem, işlerim oldukça yoğun," diyerek arkasını döndü ve mutfağa doğru ilerledi. Ezgi, uzaktan bu etkileşimi izlemiş, Elif’in yanına geldiğinde hemen koluna girmişti. "Kızım, adam resmen sana kilitlendi. Ve inan bana, o kadar kolay pes edecek birine benzemiyor. Gözlerini bir an bile üzerinden ayırmıyor," diye fısıldadı. Elif ise sadece gülümsemekle yetindi. Gerçekten de Yiğit, öğle yemeği bitip restoran tenhalaşmasına rağmen masasından kalkmadı. Telefon görüşmelerini yaptı, bilgisayarında çalıştı ama Elif ne zaman salona çıksa, o koyu renk gözler her defasında kadını buldu ve her defasında aralarında sessiz, akıllıca bir flört başladı. Yiğit, acele etmiyordu; avını saatlerce izleyen, onun her hareketini ezberleyen sabırlı bir avcı gibiydi. Akşam saati gelip çattığında restoran yeniden canlandı, mumlar yakıldı ve loş ışıklar mekanın o romantik, elit havasını ortaya çıkardı. Yiğit hala aynı masadaydı, sadece önündeki kahve bardakları yerini kaliteli bir şaraba bırakmıştı. Elif, yoğun geçen gecenin sonunda, müşterilerin yavaş yavaş dağılmasıyla birlikte yorgunluğunu hissetmeye başlamıştı. Ezgi, "Ben kaçıyorum tatlım, her şey harikaydı. Ama unutma, alt kattaki o inatçı adam hala seni bekliyor," diyerek Elif’e veda etti ve mekandan ayrıldı. Restoranda sadece birkaç personel ve masasında tek başına oturan Yiğit kalmıştı. Elif, ceketini omzuna alarak merdivenlerden aşağı indi ve doğrudan Yiğit’in masasına doğru yürüdü. "Gerçekten de dediğinizi yaptınız ve akşama kadar kaldınız. Sizi bu kadar bağlayan şeyin ne olduğunu merak etmeye başladım," dedi Elif, masanın kenarına hafifçe yaslanarak. Yiğit, kadehini masaya bıraktı ve ayağa kalkarak Elif’le arasındaki mesafeyi kapattı. "Beni bağlayan şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorsun Elif," dedi, ilk kez adını kullanarak ve sesindeki o resmiyeti tamamen kaldırıp yerine kadife gibi bir sıcaklık koyarak. "Ben hayatımda hiçbir şeyi yarım bırakmam. Ve bugün bu kapıdan içeri girdiğin andan itibaren, gecenin sonunda seninle birlikte çıkacağımı biliyordum. Şimdi, bu yorucu günün ardından bana eşlik edip bu mekandan birlikte ayrılmaya ne dersin?" Elif, Yiğit’in bu sabırlı, tüm günü ona adayacak kadar büyük bir kararlılıkla sergilediği cüret karşısında daha fazla direnemedi. Dudaklarında, dün geceden kalma o arsız ve baştan çıkarıcı gülüş yeniden belirdi. Gözlerini Yiğit’in gözlerine dikerek, "Pekala Yiğit. Bütün gün beni izleyerek kazandığın bu ödülü geri çevirmeyeceğim. Gidelim," dedi. Restoranın kapısından gecenin karanlığına doğru birlikte adım attıklarında, aralarında tüm gün boyunca biriken o sabırlı ve entelektüel arzunun, çok yakında yakıcı bir tutkuya dönüşeceğinin ikisi de farkındaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD