KIZIL+18 🐞

1191 Words
Ateş, şehrin en yüksek kulelerinden birinin tepesindeki dairesinde, devasa camların ardında uzanan karanlık siluete bakarken parmaklarının arasındaki viski bardağını hafifçe sallıyordu. Buz parçalarının kristal mermere benzeyen bardak çeperine çarparak çıkardığı o mekanik, soğuk ses, zihnindeki o bitmek bilmeyen ritmin bir yansıması gibiydi. Hayat, dışarıdan bakıldığında onun için kusursuzca kurgulanmış, başarı basamakları milimetrik hesaplarla çıkılmış bir güç gösterisinden ibaretti. Ancak bu görkemli vitrinin arkasında, sarsılmaz bir bıkkınlık ve kök salmış bir aidiyetsizlik gizliydi. En büyük aidiyetsizliği ise, her gece üzerine bir karabasan gibi çöken o lüks, soğuk malikaneydi. Evliydi; ancak bu evlilik, iki kalbin ya da iki tenin bir araya gelmesiyle değil, tamamen büyük ailelerin iş ortaklıklarını, holding hisselerini mühürlemek için masaya koydukları o soğuk imzalardan doğmuştu. Karısını hiçbir zaman sevmemişti; onun varlığı Ateş için sadece bir zorunluluk, davetlerde koluna takması gereken pahalı bir aksesuardan ya da soyadını taşımaktan başka hiçbir anlam ifade etmeyen yabancı bir figürden ibaretti. Kadının odasından yükselen o pahalı parfüm kokusu bile Ateş’in genzini yakıyor, evdeki her bir mobilya, her bir köşe ona bu sahte esaretin sınırlarını hatırlatıyordu. Bu boğucu esaretten kaçmanın, o sarsılmaz duvarları yıkıp geçmenin tek yolunu ise her gece başka bir kadının teninde, başka bir yatağın yabancılığında buluyordu. Ateş için sadakat, zayıf insanların uydurduğu bir sığınaktı; o ise gücün ve arzunun pervasızca yaşanması gerektiğine inanan, sınırları kendi elleriyle çizen bir adamdı. Her gece, şehrin lüks kulüplerinde, loş ışıklı barlarında ya da özel davetlerinde gözüne kestirdiği bir kadını avlıyor, onunla sadece tek bir geceyi, sabaha kadar sürecek o hayvani ve kuralsız şehveti paylaşıyordu. Kadınların adları, yüzleri, sesleri onun zihninde birbirine karışıp siliniyordu; onun aradığı şey bir ruh ya da bir bağ değil, sadece o anlık teslimiyet, tenin tene çarparken çıkardığı o ilkel ve vahşi hırstı. Bir kadını yatağa attığında, evdeki o sahte düzenin, sevmediği karısının ve üzerine yüklenen o toplumsal maskelerin intikamını alırcasına pervasızlaşıyordu. Her gece başka bir kadınla olmak, onun için bir alışkanlıktan ziyade, damarlarındaki kanın hala sıcak aktığını hissetmesini sağlayan tehlikeli bir ritüel haline gelmişti. Kadınlar onun bu arsız, karanlık ve hiçbir taahhüt barındırmayan tavrına, o sarsılmaz maskülen enerjisine karşı koyamıyor, sadece tek bir gece için bile olsa onun alevinde yanmayı seve seve kabul ediyorlardı. Bardağı masaya sertçe bıraktı ve ceketini omzuna alarak dairesinden çıktı; bu gece de o soğuk eve, karısının yanına dönmeye niyeti yoktu. Alt kattaki kulübün VIP bölümüne geçtiğinde, mekanın bas sesleri ve havaya yayılan o alkol kokusu onu anında kendi krallığına davet etti. Gözleri loş ışıkların altında anında yeni bir av arayışına girdi. Köşedeki masada, kızıl saçları omuzlarından dökülen, derin sırt dekolteli elbisesiyle etrafına cüretkar bakışlar atan bir kadın dikkatini çekti. Kadın, Ateş’in kendisine doğru yaklaştığını gördüğü an dudaklarında davetkar bir gülümseme belirdi; Ateş’in adının, gücünün ve o karanlık şöhretinin farkındaydı. Ateş, kadının yanındaki boş koltuğa oturdu, aralarındaki mesafeyi saniyeler içinde yok ederek elini kadının çıplak sırtına, kürek kemiklerinin arasına yerleştirdi. Dokunuşu o kadar sert ve sahipleniciydi ki, kadın hafifçe iç çekerek başını geriye doğru attı. "Bu gece evine dönmeyecek gibi bakıyorsun," dedi kadın, sesindeki o arsız tonu gizlemeden. Ateş, kadının yüzüne doğru eğildi, nefesi tenini yakarken dudaklarının kenarında o alaycı gülüş belirdi: "Benim dönecek bir evim yok güzelim. Benim evim, bu gece senin teninin beni götüreceği o karanlık yer." Bu sözler, aralarındaki o son ahlaki barikatı da unutturmaya yetti. Ateş, kadını belinden kavrayarak mekandan çıkardı ve yakınlardaki lüks bir otelin süit odasına doğru yöneldi. Odaya adım attıkları an, Ateş kadını kapının arkasına sertçe yasladı; sabırsızlığı ve içindeki o birikmiş hırs, nezakete dair hiçbir kırıntı barındırmıyordu. Kadının elbisesinin fermuarını tek bir hamlede aşağı indirdi, kumaşın mermer zemine düşmesiyle birlikte kadının çıplak tenini açgözlü bakışlarıyla süzdü. Elleri, kadının kalçalarını, göğüslerini arsızca kavrarken dudakları boynunda vahşi izler bırakıyordu. Kadın, Ateş’in bu yırtıcı, hiçbir kural tanımayan temposu karşısında tamamen teslim olmuştu. Ateş onu yatağa doğru fırlattı ve üzerindeki kıyafetlerden hızla kurtularak kadının üzerine tırmandı. Sabaha kadar, odanın içindeki loş ışıklar tenlerinin üzerinde eriyene kadar, pozisyon değiştirerek, birbirlerinin sınırlarını zorlayarak durmaksızın devam ettiler. Ateş, kadının inlemelerini, çığlıklarını kendi arsızlığıyla besliyor, her darbede zihnindeki o soğuk evliliğin, o sevmediği kadının esaretini biraz daha parçalıyordu. Şafağın ilk ışıkları odaya sızdığında, Ateş yatağın kenarına oturdu, arkasındaki kadına bakmadan üzerini giyindi ve cüzdanından çıkardığı bir miktar parayı komodinin üzerine bırakarak, arkasında ne bir ad ne de bir iz bırakmadan otelden ayrıldı. Onun için bu gece de bitmişti ve bir sonraki gece, başka bir ten, başka bir arsız günah onu bekliyor olacaktı.Şafağın soluk mavi ışıkları otel odasının ağır perdelerinin kenarlarından sızıp odayı loş bir aydınlığa kavuştururken, yatağın üzerindeki çarşaflar gecenin vahşi fırtınasının izlerini taşıyordu. Ateş, yataktan kalkıp gitmek üzere gözlerini araladığında, hemen yanındaki kızıl saçlı kadının uyanık olduğunu ve yeşil gözlerini doğrudan kendisine diktiğini fark etti. Kadın, gecenin yorgunluğuna meydan okuyan arsız bir gülümsemeyle elini Ateş’in çıplak göğsüne koydu ve parmak uçlarını adamın sert kasları üzerinde yavaşça gezdirmeye başladı. Bu dokunuş, gitmeye hazırlanan Ateş’in damarlarındaki kanın sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden tutuşmasına yetti. Sabahın verdiği o doğal, sert ve taze arzu, ikisini de gecikmeli bir vedadan ziyade, yatağın ortasında yeni bir amansız turun içine çekiyordu. Ateş, kadının bu cüretkar hamlesini karşılıksız bırakmadı; tek bir hareketle kadını altına alıp saten çarşafların üzerine serdi, çıplak tenlerinin bir kez daha sıcaklıkla buluşmasını sağladı. Birliktelikleri bu kez gecenin o karanlık aceleciliğinden uzak, sabahın getirdiği netlik ve çok daha derin bir açlıkla başladı. Ateş, kadının bacaklarını yavaşça yukarı doğru kaldırıp kendi omuzlarına dayayarak misyoner pozisyonunun en derin, en sert açısını buldu. Gözlerini kadının gözlerinden bir an bile ayırmadan, sabahın o sakin sessizliğini bozan ritmik ve güçlü hamlelerle kadının içine süzüldü. Kadın, bu ani ve yoğun doluluk hissiyle başını yastığa gömerek tiz bir çığlık attı, tırnaklarını Ateş’in omuzlarına geçirip onu kendine daha da sabitledi. Odadaki tek ses, ikisinin hızla inip kalkan göğüslerinin birbirine çarparken çıkardığı o boğuk, ıslak sesler ve nefes nefese kalmış inlemelerdi. Ateş, kadının kalçalarını iki eliyle sıkıca kavrayarak temposunu her geçen saniye daha da artırdı; her bir darbede kadının yatakta yukarı doğru kaymasına neden oluyordu. Pozisyonu değiştirmek için hiç vakit kaybetmeden, Ateş kadını belinden yakalayıp yatağın kenarına doğru çekti. Kendisi yatağın dışında, ayakta duracak şekilde pozisyon alırken, kadını sırtüstü uzatıp bacaklarını göğsüne doğru iyice katladı. Bu dik açı, aralarındaki o hayvani ve pervasız çekimi en üst noktaya taşımıştı. Ateş, kadının kalçalarının altına bir yastık yerleştirerek açıyı daha da dikleştirdi ve sabırsız, büyük hamlelerle yeniden kadının sıcaklığında kayboldu. Kadın, yerçekimine ve adamın bu yırtıcı gücüne karşı koyamayarak her darbede sarsılıyor, dudaklarından dökülen arsız kelimelerle Ateş’i daha da kışkırtıyordu. "Durma, daha sert," diye fısıldayan kadının sesindeki o teslimiyet, Ateş’in zihnindeki o sevilmeyen karısının, o soğuk evin tüm kasvetini tamamen silip süpürüyordu. Güneş ışıkları odanın içine daha dik bir açıyla vurmaya başladığında, yatağın üzerindeki o sırılsıklam ve terli bedenler bu kez kadının üste çıktığı pozisyona geçti. Kadın, Ateş’in üzerine tırmanıp bacaklarını onun güçlü kalçalarının iki yanına yerleştirdi ve kontrolü tamamen kendi arsız ritmine bıraktı. Yukarı aşağı doğru hareket ederken, kızıl saçları Ateş’in yüzüne, göğsüne dökülüyor; eriyen bir parfüm gibi odaya yayılıyordu. Ateş, kadının ince belini elleriyle kavrayıp ona yukarı doğru sertçe karşılık verirken, kadının göğüslerini elleriyle sıkıyor, onları arsızca emip yalıyordu. Bu tensel şölen, ikisinin de zirveye, o kaçınılmaz patlama noktasına yaklaştığı anlarda doruğa ulaştı. Kadın, son bir güçlü kasılmayla Ateş’in göğsüne yığılıp çığlıklar içinde rahatlarken, Ateş de kendini tamamen kadının o sıcak, dar dehlizlerine bırakarak sabahın bu ilk turunu muazzam bir haz patlamasıyla sonlandırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD