Bölüm 1: Ay Işığında Tanışma
Ay, Majestic Moon sürüsünün tepesinde solgun ama göz kamaştırıcı bir gümüş parıltıyla yükseliyordu. Her dolunay gecesi düzenlenen geleneksel kış partisi, bu kez Alfa Boris Packon’un evinde yapılıyordu. Sürünün lideri olarak herkesin gözleri onun üzerindeydi ama Boris’in zihni bu gece başka bir şeyle meşguldü: bir huzursuzluk, bir eksiklik hissi. Ne olduğunu bilmese de, gece ona bir şey getirecekti kaderin değişim rüzgârı.
"Efendim, Reo ailesi geldi," dedi bekçi kurt, başını hafifçe eğerek. Boris, balkonun taş korkuluklarından geri çekildi. Gözleri hâlâ dolunayda takılıydı.
“İyi. İçeri alın,” dedi kısaca.
Due Reo, elinde kristal kadehle salona süzüldü. Zarif, kusursuz, asil. Ama Boris’in gözleri onun üzerinde bir saniyeden fazla kalmadı. Kalbi atmıyordu onunla. Bu, sürüyü birleştirecek bir nişandı, aşk için değil.
İşte o an…
Kapıdan içeri biri girdi. Uzun siyah saçları beline kadar inen, koyu mavi gözleriyle adeta geceyi delen bir kadın. Minel Morries.
Boris’in bakışları onun üzerinde kilitlendi. Zaman durdu. Kalabalık, sesler, müzik… hepsi silindi. İçinde haykıran bir bağ vardı. Ruhunun bir parçası, eksik olan parça, ona doğru yürüyordu.
Minel de hissetmişti. Bedeninden sıcak bir dalga geçti. Kalbi hızlandı. O gözleri gördüğü an anladı. O, onun lunasıydı.
Ama ne olduysa bir saniye sonra oldu.
Boris, ona doğru bir adım attı… ve sonra durdu. Sanki bir şey düşünmüştü. Çenesini sıktı. Gözlerini kaçırdı. Minel’in önünden geçip gitti.
Minel’in gözleri dondu. O neydi? Gözlerinde gördüğü bağlılık, az önce silinmişti. Geriye soğuk, ifadesiz bir alfa kalmıştı. Kalbi paramparça oldu. Ruhunun bir parçası onu tanımamış gibi geçmişti.
Minel, gecenin ardından günlerce aynaya bakamadı. Ruhu parçalanmış gibiydi. Boris’in gözlerine baktığında içinde doğan kıvılcım, o anda yanmak yerine soğuk bir bıçağa dönüşmüştü. Reddedilmişti. Hem de kendi alfası tarafından.
“Sen benim lunam olamazsın,” demişti Boris.
“Bunu… hissedemiyorum,” diye eklemişti, sesi titrememişti bile.
O an Minel’in içinde bir şey kopmuştu. Kalbinde yankılanan o söz, hala kulaklarında çınlıyordu.
“Hissedemiyorum…”
Ama Minel hissediyordu. İçgüdüleri ona Boris’in ruhunun kendi ruhuna kilitlendiğini fısıldıyordu. O gece ay onların üzerine doğarken, bir şey tamamlanmıştı. Ama Boris bunu inkar ediyordu.
Onun yerine neyi seçmişti? Due Reo’yu.
Zengin, soğuk, gösterişli bir alfa kızı. Babası John Reo, Reo ailesini Majestic Moon’un ekonomisine bağlamış güçlü bir iş kurdu. Ashina Reo ise, yıllardır sürü içindeki politikaları yönlendiren gizli ellerden biriydi. Ve Due… bir piyondu. Sadece güç evliliğiyle Reo ile Packon soylarını birleştirecek bir parça.
Minel için bu her şeyin kanıtıydı: Bu aşk bir reddedilme değildi. Bu bir seçimdi. Güce boyun eğmekti.
Minel, ailesinin yaşadığı ahşap evin arkasındaki ormanda yürürken içindeki uğultu daha da güçleniyordu. Ay doğuyordu. İçindeki kurt, ağlıyordu.
“Luna'sını reddeden bir alfa, sürüsünü kaybetmeye hazır olmalı…”
Minel planını yapmaya başlamıştı. Boris’in etrafında zayıf halkaları araştıracaktı. Reo ailesinin sırlarını… Due’nun zaaflarını. Ve en önemlisi, Boris’in içindeki çatlağı.
Çünkü her alfa güçlü görünse de, luna’sını reddettiğinde kalbinde bir boşluk oluşurdu. Ve Minel bu boşluğu kendisiyle dolduracaktı.