LUNAPARK

3414 Words
Hazan, gözlerini açtığında korkuyla etrafına bakındı. Buraya nasıl geldiğini düşündü. Dün, biranda üzerine öyle bir ağırlık çökmüştü ki arabanın arka koltuğuna geçip uzanmış, Poyraz’ı beklemişti. Uyuyakalmış olacak ki buradaydı. Burası Poyraz’ın evi olmalıydı. Hazan yataktan yavaşça kalktı ve etrafına bakındı. Geniş bir yatak odasıydı ve büyük ihtimalle Poyraz’a aitti. Siyah ve gri renklerinin ağırlıklı olduğu bir odaydı. Odada deniz manzarasını gören bir duvarı tamamen kaplayan sürgülü kapı vardı. Perdeler siyah düzdü. İnce perde hafiften açık sürgülü kapının arasından sızan rüzgârla uçuşuyordu. Yatak, odanın tam ortasındaydı. Yatağın tam karşısında deri bir köşe koltuk hemen yanında da mini bar vardı. Odada garip olan şey şuydu ki iki basamaktan sonra perdeyle ayrılmış bir bölüm vardı. Arkasında çok önemli bir şey var gibiydi. Hazan, merakına yenilip basamakları çıktı ve perdeyi araladı. Şaşkınlıkla duvarı boydan boya saran yağlı boya tablolarına baktı. Ortası boş kalacak şekilde dikdörtgen bir alan oluşturuyordu tablolar. Dikdörtgenin hemen ortasında da elle çizilmiş bir resim vardı. O kadar güzel ve profesyonel duruyordu ki Hazan bir müddet gözlerini onlardan ayıramadı. Şaşırmıştı. Poyraz gibi bir adamın böyle cevherleri olabileceğini bilmek şaşırtıcıydı. Gerçi onu tanımıyordu. Perdeyi kapatıp odadan çıktı ve uzun merdivenlerden aşağı yavaş yavaş inmeye başladı. Merdiven duvarlarında uzun boyda tablolar duruyordu. Evin mimarisi çok güzeldi. Hazan kendisi de bir mimar olduğundan bu işleri iyi biliyordu. Hiç yan yana gelmeyecek renkler farklı bir ahenk oluşturmuştu. Merdivenin sonunda muhtemelen Poyraz’ın çektiği doğa ve hayvan fotoğrafları vardı ve oldukça profesyoneldi. Hazan, büyükçe salona ilerledi. Hayvanımsı heykellerin olduğu büyük vitrinin önünde durdu. Her çeşit hayvanın heykeli vardı. Ayrıca vitrinin en altında doldurulmuş bir yılan derisi vardı ve oldukça gerçekçi duruyordu. ‘’ Bu kadarı korkutucu değil mi? ‘’diye mırıldandı Hazan sessizce. Vitrinden ayrılıp koltuklara doğru geçtiğinde televizyonun hemen karşısında, koltukta uyuyakalmış adama baktı. Yüzünde maske yoktu. Poyraz’dı. Hazan, ona doğru yaklaştı. Elinde, boş bir viski şişesi vardı. Hazan onu yavaşça elinden alıp masaya koydu. Gömlekleri kollarına kadar sıvanmış halde düğmeleri bağrına kadar açıktı. Gözlerinin altı hafiften morarmış ve kızarmıştı. Belli ki gece hiç uyuyamamıştı. Saçları dağınıktı. Ki bu halde bile oldukça çekici duruyordu. Hazan, geri bir adım attı ve koltuğun üzerinde duran ince battaniyeyi alıp Poyraz’ın üzerine örttü. Ona karşı hissettiği bu değişik duyguların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu. Ne olduğunu, kim olduğunu bilmiyordu ama sanki onu ilk gördüğünden beri içinde ılık bir nehir akıyordu. Hazan, mutfağa doğru ilerledi ve Poyraz için bir tepsiye kahvaltı hazırladı. Daha sonra mutfaktan çıkıp odaya geri döndü ve Poyraz’ın giyinme dolabına ilerledi. Beyaz uzun bir gömleği almak için uzandığında yere düşen bir kartvizit gördü. Yerden alıp kartı okuduğunda kartın Poyraz’a ait olduğunu fark etti. Bir bar işletiyor olmalıydı. Hazan kartviziti ve gömleği alıp banyoya ilerledi. Duşa girmesi gerekti. -.- Poyraz, gözlerini zar zor açtı. Başının ağrısıyla doğrulmakta zorlanıyordu. Üzerindeki battaniyeyi aldı ve kenara koydu. Bunu kendisi mi örtmüştü. Başını iki yana sallayıp merdivenlere doğru ilerledi. Banyoya girmesi ve kendine gelmesi lazımdı. Odasına geçip banyoya ilerlediğinde kapıyı hızlıca açtı ve açmasıyla kapatması bir oldu. Çünkü içeride bir kadın havluyla öylece duruyor ve çığlık atıyordu. ‘’ Ne oluyor lan? ‘’ dedi Poyraz. Hala daha sarhoş olup olmadığını düşündü. Değildi. Kendi evindeydi de içerideki kimdi? Doğru ya. Hazan… Onu tamamıyla unutmuştu. Dün gece onu buraya getirmiş yatağında misafir etmişti. Battaniyeyi örten de o olmalıydı. Poyraz, hızlıca aşağı indi ve koltuğa geri oturdu. Ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyor gibi eli ayağına dolanmıştı. Hazan’ın yavaş yavaş merdivenden aşağı indiğini fark ettiğinde oraya bakmadı. Gözleri pencerenin üzerindeydi. Fakat… Ona bakmadan duramadı. Hazan, merdivenin başında mahcup bir halde ona bakıyordu. Poyraz ise Hazan’dan gözlerini alamadan öylece donakalmış gibiydi. Hazan’ın üstünde kendine uzun gelen beyaz gömleklerden biri altındaysa mini siyah şortu vardı. Bacakları tamamıyla ortadaydı. Ayakları çıplaktı. Saçları ıslaktı. Poyraz dikkatle baktı. Çok güzeldi… Elmacık kemikleri belirgindi. Gözleri, dudakları... Sanki onu ezberlemeye çalışır gibiydi. Poyraz, Hazan’ın kendisine bir adım atmasıyla koltuktan kalktığında Hazan durmuştu. Tam da durması gereken yerde durmuştu doğrusu. İşte şimdi olmuştu. Bahçe kapısının tam önünde sabah güneşi üzerinde parlıyordu. Güneş yüzüne vurduğu anda gözlerini kırptı. Dudakları güneşe değdiği anda daha dolgun gözüktü. Kahverengi saçları güneşle buluşunca kızıl rengine büründü. O çok... Çıplak ayakları ve uzun gömleğiyle tam bir Hazan'dı. Tekrardan hareketlenerek Poyraz’ın yanına geldi. Titriyordu. Korkuyor muydu yoksa üşüdüğünden mi böyleydi? Sesi de bedeni gibi titrekti. Alçak bir sesle konuşmaya başladı. '' Ben sadece rahatlamak istedim.'' Elleri karnının hemen üzerindeydi. '' Sorun değil. ‘’ dedi Poyraz ve gözlerini Hazan’dan ayırıp yumruklarını sıkıca sıktı. Onun burada olmaması gerekti. Onu tehlikeye atabilirdi. '' Dün ne oldu? Arkadaşını bulabildin mi? '' ‘’ Orası beni ilgilendirir. ‘’ dedi Poyraz sertçe. Hazan, Poyraz’ın bu tavrı karşısında şaşkındı. Hiç beklemiyordu. Dünden sonra böyle ani bir değişim garipti. ‘’ Ben aslında gerçekten merak ediyorum. Buldun mu onu? ‘’ '' Bulamadım Hazan! ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Sen de gitsen iyi olur. ‘’ '' Ne oldu?'' dedi Hazan Poyraz’a doğru bir adım atarak. Poyraz’da geriye doğru bir adım attı. Bütün masumluğuyla soruyordu. Gerçekten merak ediyordu. '' Kaçırılmış. Tek bildiğim bu. Zaten sen de bilme.‘’ ‘’ Bak. Yanında olabilirim. Yardım ederim sana. ‘’ '' İstemiyorum. Benden uzak dur.'' '' Sadece yardımcı olmaya çalışıyorum.'' '' Asıl yardım etmeye çalışan benim Hazan. Benden uzak dur. Benim yanımdayken hiç güvende olamazsın.'' Bunu sadece gitmesi için değil gerçekten böyle düşündüğü için söylüyordu. Poyraz’ın yanında olmak için fazla saf ve temizdi. Ayrıca o adamlar ona da zarar verebilirlerdi. ‘’ Bana sen mi zarar vereceksin? ‘’ dedi Hazan. Gözleri dolmuştu. Poyraz başını iki yana salladı. ‘’ Dün sen yanımdaydın. Bugün bir başkası olur. Ama kimse kalıcı olmaz. Bak. Arkadaşımın nerede olduğunu bile bilmiyorum. Kim bilir hangi düşmanımın elinde şuan. O yüzden, evet. Sana zarar verecek olan benim.’’ ‘’ Bana zarar vermezsin. ‘’ dedi Hazan. ‘’ Hazan! ‘’ dedi Poyraz yüksek sesle. Hazan irkmişti. ‘’ Daha fazla seninle uğraşamam. İki dert anlattık diye ne oldu sanıyorsun? Hadi git artık! ‘’ Hazan kaşlarını çattı. ‘’ Doğru. ‘’ dedi yanağına bir yaş düştüğünde. ‘’ Ne sanıyorum ki? ‘’ Hızlıca merdivenlere doğru çıktı. Poyraz balkona çıkıp derin nefes alırken bunun böyle olması gerektiğini tekrarlıyordu içinden. Yanında birinin olması iyi değildi. Hele ki ona zaaf olabilecek bir kadının olması. Hiç olası şey değildi. Düşüncelerinden, kapının sertçe çarpmasıyla ayıldı. Hazan üstünü giyinmiş evden çıkmış ve arabasına biniyordu. Poyraz onun gittiğine emin olduğunda mutfağa doğru yürüdü. Kendine bir bardak su doldurduğunda masanın üzerinde kendisi için hazırlanmış kahvaltı tabağı ve bir adet krep vardı. Poyraz su bardağını kenara koydu ve krepe uzanıp ağzına attı. Çok güzeldi. ‘’ Sen benden uzak durursun belki ama… ‘’ dedi Poyraz Hazan’ın sinirini düşünürken. ‘’ Ben senden uzak durabilir miyim? Bilmiyorum.’’ -.- Hazan, öfkeyle arabasını sürerken bir yandan yüksek sesle haykırıyordu. ‘’ Aptal!! Aptal adam! Ne sandım ki? Bir de salak gibi sana yardım ettim. Seninle geldim. Odun! ‘’ Elini direksiyona vurdu. ‘’ Aptallık bende aslında! ‘’ dedi yüksek sesle. ‘’ Neymiş neymiş? Benimle uğraşamazmış! Bananeymiş! Beni ilgilendirmezmiş! ‘’ Başını iki yana salladı ve öfkeyle yanağına damlayan yaşı sildi. Doğruydu. Hazan daha birkaç saattir tanıdığı adam için neden bu kadar anlam arıyordu? Neden ona yardım ediyordu? Onun için ne olabilirdi? Poyraz haklıydı. Onun hayatında biri gelir biri giderdi. Kimse onun gibilerin hayatında kalıcı olamazdı ki. Hele de hayatı boşlamış bir adam için kadın veya kadınlar sadece geçici boş bir heves olmalıydı. Hazan bağ evine vardığında Mira’nın arabasının olduğunu gördü. Hızlıca inip arabaya yanaştığında Mira’nın onu fark etmesi bir oldu. Mira hızlıca kapıyı açıp çıktı ve Hazan’a sıkıca sarıldı. ‘’ Neredesin sen? ‘’ dedi Mira öfkeyle. ‘’ Sana ulaşamayınca delirdim. Aklım çıktı! ‘’ Hazan telefonunu cebinden çıkarıp ekranını Mira’ya gösterdi. ‘’ Şarjım bitmiş. Merak edilecek bir şey yok canım. ‘’ ‘’ Nereye kayboldun sen? ‘’ dedi Mira kaşlarını çatarak. Fakat Hazan Mira’nın kaşındaki taze yaraya dikkat kesilmişti. ‘’ Asıl sana ne oldu? ‘’ dedi Hazan dehşete düşmüş gibi. ‘’ Ne oldu sana? Kim yaptı bunu?’’ Mira elini kaşına götürdü. ‘’ Önemli bir şey değil. Küçük bir gasp olayı diyelim. ‘’ ‘’ Küçük bir gasp mı? ‘’ Hazan bağırdı. ‘’ Herifler kaşını yarmış neredeyse! ‘’ Hazan Mira’yı sıkıca kucaklayıp sarıldı. Demek ki Poyraz arkadaşı için bundan daha fazlasını hissediyordu. Endişesi, öfkesi hep bu yüzdendi. Nasıl olmasın ki? En yakın arkadaşı kim olduğunu bile bilmediği insanların elinde kurtarılmayı bekliyordu ve Poyraz bir şey yapamıyordu. Hazan ve Mira bağ evine geçtiğinde Hazan kupa bardaklarına çay doldurdu ve salona geçti. Mira’ya birini uzattı. İkisi de yanan şöminenin karşısında sessizce oturuyordu. ‘’ Aslında kızlar gecesi yapsak fena olmaz. ‘’ dedi Hazan mırıldanarak. Mira güldü. ‘’ Hani şu seneler önce senin sarhoş olup yarısından sonra uyuklayarak geçirdiğin kızlar gecesi gibi mi?’’ Hazan güldü. '' Mira! İlk defa içmiştim. O günden sonra içmediğimi biliyor musun? '' '' Hadi canım.'' Dedi Mira şaşkınlıkla. '' Yani iş yemekleri için şarap içiyorum ama o pek sayılmaz.'' '' Yani bence de sayılmaz.'' dedi kahvesinden bir yudum alarak. ‘’ Birçok şeyim değişti aslında. ‘’ dedi Hazan. Gözleri kıvılcımlar yükselen odunun üstündeydi. ‘’ İnsan bir kere yanınca… ‘’ ‘’ Geçmiş geçmişte kaldı. Değil mi? ‘’ ‘’ Kalmış olmasını umuyorum. ‘’ dedi Hazan. ‘’Fakat sanki daha hiçbir şey yaşanmamış gibi. Sanki tarih kendini tekrar edecek gibi… ‘’ Mira çay kupasını yere bıraktı ve Hazan’a döndü. ‘’ Eskisi gibi değil. Artık yepyeni bir hayatın var. Tertemiz bir sayfa açtın. Hayatında kötülük olmayacak. Girmesine de müsaade etmeyeceğiz. Tamam mı? ‘’ Hazan durdu. Aklına Poyraz geldi. Elini cebine götürüp Poyraz’ın kartvizitini eline aldı. Kötülük kimdi? Poyraz kötü olabilir miydi? Kartviziti cebine geri koydu. Düşünmeliydi. -.- Hazan, arabada kalan eşyalarını almak için evden çıktığında hala daha Poyraz’ı düşünüyordu. Neden onu bu kadar tanımak, onunla kalmak istemişti? Arabanın kapısını açıp arka koltuktaki eşyaları topladı. O esnada gözüne çarpan bir künyeyi koltuğun arasından yavaşça çıkardı ve dikkatle baktı. Kendisine ait değildi. Muhtemelen dün Poyraz bunu burada düşürmüş olmalıydı. Künyenin arkasında kısaltma harflerle A. K. Yazıyordu. Yanında ise 21.01.2006 tarihi bulunuyordu. Bu kısaltma ve tarih neyin nesiydi? Künye nasıl bir anlam taşıyordu, çok merak ediyordu. 21 Ocak neyin tarihi olabilir diye düşündü Hazan tekrardan. Sonra bugünün 21 Ocak olduğunu fark etti. Tarih bugünden tam seneler öncesini gösteriyordu? Seneler önce bugünün anlamı neydi? Büyük ihtimal bir doğum gününe aitti. Ve hediyeydi. Poyraz’a özel birinden kalmış olduğu açıktı. Oldukça değerli bir şeye benziyordu. Bunu ona vermeliydi fakat onu bir daha görme düşüncesi aklını kurcalıyordu. Onun söylediği şey netti. Onun hayatında yeri yoktu. Onu kovmuştu. Derin bir nefes aldı ve cebindeki kartviziti çıkardı. Onu arayıp en azından künyesini vermeliydi. Arabadan inip eve girdi ve telefonunu şarjdan çıkarıp numarayı tuşladı. Heyecandan titriyordu. ‘’ Alo? ‘’ Hazan, bir süre sustuktan sonra cevap verdi. ‘’ Benim. Hazan. ‘’ ‘’ Sen miydin?.. ‘’ Memnum olmamış bir tonla söylemişti bunu. Hazan rahatsız olmuştu. ‘’ Evet. ‘’ ‘’ Numaramı nereden buldun Hazan? Sana benden uzak durman gerektiğini söylemiştim.’’ ‘’ Biliyorum. Fakat künyeni almak istersin diye düşündüm. Neyse boşver. ‘’ Hazan tam kapatmak üzereyken Poyraz telaşla araya girdi. ‘’ Dur dur… Tamam. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Kusura bakma. Önemli bir telefon bekliyordum. Künyemi arabada mı düşürdüm? ‘’ ‘’ Evet. Arabada buldum. ‘’ Poyraz bir süre bir şey söylemedi. Ardından konuştu. ‘’ Hazan. Yeni açılmış bir lunapark var. Biliyorsun değil mi? ‘’ ‘’ Biliyorum. ‘’ ‘’ Hemen yanında bir restoran var. Oraya gel. Hem künyemi alırım hem de daha düzgün vedalaşırız. Olur mu? ‘’ Hazan düşündü. Bu kaba saba adamın bir dediği bir dediğine uymuyordu. Ona nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu. ‘’ Peki. Dört gibi gelirim. ‘’ Hazan daha fazla bir şey söylemeden ve Poyraz’ın da bir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu kapattı. Buluşmalarına bir saat vardı. Mira’nın yanına geçti. Mira salonda uzanmış öylece yatıyordu. Hazan’ın geldiğini gördüğünde kalktı. ‘’ Bana söylemediğin bir şey mi var Hazan? ‘’ dedi Mira merakla. ‘’ Az önce kimle konuşuyordun? ‘’ ‘’ Anlatacağım. Ama daha sonra… ‘’ Hazan üstündeki kıyafetlere baktı. ‘’ Üstümü değiştirip dışarı çıkacağım. İşim var. Döndüğümde konuşuruz. Olur mu? ‘’ ‘’ Nereye gideceksin? ‘’ Hazan cevap vermedi ve gülümsedi. Odasına doğru ilerledi. Buluşma yerine biraz erken gidecekti. Üstüne uzun beyaz bir elbise giydi. Saçları düz omuzlarından aşağı dökülüyordu. Bir hırkayı üzerine geçirip el çantasını aldı ve evden çıktı. Arabasını lunaparkın otoparkına park edip parka çok yakın bir banka oturdu. Oturduğu yerden dönme dolapları, pamuk şekerleri, çocukların kahkahalarla gülüşmelerini, anne ve babaların onlarla nasıl eğlendiğini görebiliyordu. Derin bir nefes aldı. Kolay bir çocukluk geçirmemişti. Kolay bir hayatı olmamıştı. Şimdi her şeye kaldığı yerden devam etmek zordu. Bir amacı olması gerektiğini düşünüyordu. Tutunmak için bir dala ihtiyaç duyuyordu. Birine, bir şeye… ‘’ Erken gelmişsin. ‘’ Hazan aniden arkasına döndü. Poyraz’ı görmeyi beklemiyordu. ‘’ Sadece ben değil. ‘’ dedi Hazan saatine bakarak. ‘’ Sende erken gelmişsin. Burada olduğumu nereden bildin? ‘’ Poyraz Lunaparka baktı. ‘’ Arada uğrarım. ‘’ dedi elini saçına atıp kaşırken. Öksürüp boğazını temizledi. Hazan anlamıştı. O anlamasını istemese bile anlamıştı. Poyraz buraya gelip Hazan gibi Lunaparkı izleyecekti. ‘’ İyi madem geldin sana künyeni vereyim. Ne dersin? Hem daha fazla muhatap olmamış olursun benimle. ‘’ ‘’ Hazan… ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Biliyorum, bana kızgınsın. ‘’ ‘’Değilim. ‘’ dedi Hazan yüksek sesle. Daha sonra mahcup olmuş gibi elini ağzına götürdü. Bir süre sessizlikten sonra ‘’Yani değilim işte. Sanırım… ‘’dedi. ‘’ Gönlünü almak için ne yapabilirim? ‘’ dedi Poyraz. Hazan şaşkınlıkla Poyraz’a baktı. Poyraz lunaparka doğru baktı. ‘’ Pamuk şeker sever misin? ‘’ ‘’ Bunu yapmak zorunda değilsin. Teşekkür edemediğin veya özür dileyemediğin için… Her neyse işte… Gerek yok. ‘’ ‘’ İzin ver en azından bunu yapayım. ‘’ Hazan düşündü. Başıyla onayladı. İkisi de Lunaparktan içeri girerken suskundu. Poyraz, Hazan’a pamuk şeker almak için yanından ayrıldığında Hazan Poyraz’a vermek için künyeyi çıkardı. Fakat o anda kendisi de ne olduğunu anlamadan bir çocuk elindeki künyeyi kapıp kaçmaya başladı. Hazan bağırıp çocuğun peşinden giderken Poyraz onu görmüş çocuğun peşinden koşmaya başlamıştı. Çocuğun bir korku tüneline girdiğini gördüklerinde ikisi de durdu. ‘’ Çok iyi. ‘’ dedi Poyraz öfkeyle. ‘’ Bir bu eksikti. ‘’ İçeri girmek için hamle yaptığında bir görevli onu durdurdu. ‘’ Beyefendi. Nereye gidiyorsunuz? ‘’ ‘’ Az önce bir çocuk künyemi çaldı ve buraya girdi. İzninizle girmem gerek. ‘’ ‘’ Bu imkansız beyefendi. Ben burada bir çocuk görmedim. ‘’ Poyraz öfkeyle bağırdı. ‘’ Buraya bir çocuk girdi diyorum. Çekil şuradan. İçeri gireceğim. ‘’ Hazan durumu toparlamak için araya girdi. ‘’ Eee beyefendi. Çocuğun girdiğini bende gördüm. Biz girebilir miyiz? ‘’ ‘’ Hanımefendi. Buraya sadece bileti olan girer. ‘’Önce biletinizi alın. ‘’ ‘’ Yok ya. ‘’ dedi Poyraz sinirle gülerek. ‘’ Bir de şu şeye mi gireceğim ben?’’ ‘’ Gidip alalım Poyraz. Sen girersin. Ben de tünelin sonunda sizi beklerim. Çocuk kaçarsa görevli adam yakalar herhalde. ‘’ ‘’Tamam. ‘’ dedi Poyraz dişlerinin arasından. Bilet almak için oradan ayrıldığında Hazan korku tüneline ürkerek baktı. Oldum olası karanlıktan hoşlanmazdı. Poyraz yanına geldiğinde ona uzattığı bilete baktı. ‘’ Tek kişi binmek yasakmış sanırım. O yüzden ikimize de bilet aldım. Sorun olmaz değil mi?’’ ‘’ Ne?’’ ‘’ Bilet işte. Bineceğiz. Hadi. ‘’ Hazan daha bir şey demeden Poyraz elindeki biletleri görevliye verdi ve Hazan’ın belinden tutarak tünele ilerledi. Hazan korkuyla trene binerken Poyraz’a bir şey diyemiyordu. Poyraz görevliyle konuşup yanına geldiğinde ikisi de suskundu. Özellikle Hazan dut yemiş bülbül gibi sadece etrafına bakınıyordu. Tren hareket etmeye başladığında Hazan ürkekçe Poyraz’a yanaştı. Gözleri sıkıca kapalıydı. ‘’ Demek birileri korkuyor. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ ‘’ Korkmuyorum. ‘’ dedi Hazan gözlerini açmamak için direnirken. ‘’ O halde elini elimden çekersen çok iyi olur. Çünkü tırnakların etimi her an kanatabilir. ‘’ Hazan korkuyla elini çektiğinde Poyraz’ın morarmış tırnak izleriyle dolu eline baktı. Mahcubiyetle Poyraz’a bakarken Poyraz’ın yüzünde mimik oynamıyordu. Poyraz, aniden trenin durmasından yararlanarak trenden indi ve Hazan’ın ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden onu kucaklayarak trenden indirdi. ‘’ Ne yapıyorsun? Neden iniyoruz? ‘’ dedi korkuyla. ‘’ Çıkalım şuradan. ‘’ ‘’ Çocuk künyeyi düşürmüş. ‘’ dedi Poyraz eliyle yerdeki künyeyi işaret ederek. Çıkışta güvenlik onu yakalamış olmalı. ‘’ ‘’ Buraya nasıl girdi ki? Korkmuyor sanırım. ‘’ ‘’ Eee yani. Herkes senin gibi korkak değil demek ki… ‘’ Hazan sinirle Poyraz’a baktı. Yürümeye başladıklarında Hazan korkuyla titriyordu. Biran önce trenin sonuna gelmek ve aydınlığa kavuşmak istiyordu. Birkaç dakika yürüdüklerinde önlerine çıkan korku iskeletiyle Hazan korkuyla geriye sıçradı. O anın etkisiyle düşmüş ayağını burkmuştu. Poyraz, hızla onu kaldırıp ayağına baktığında Hazan ağlıyordu. ‘’ Çıkalım şuradan… ‘’ ‘’ Neden ağlıyorsun sen? ‘’ dedi Poyraz Hazan’ın yanağına elini götürüp. Hazan yüzünü hızla çekti ve Poyraz’a olanca gücüyle bağırdı. ‘’ Beni buraya nasıl soktun? Korkuyorum tamam. Karanlıktan korkuyorum. Ayağım da acıyor şimdi… İyi! Mutlu musun? Yeterince zarar verdin bana. Aferin! ‘’ Poyraz geri çekilip ayağa kalktığında Hazan’da yavaşça kalktı. Yürümeye başladı. Poyraz biraz sessizlikten sonra ayağını sürüyüp yürüyen Hazan’ın arkasından seslendi. ‘’ İstersen çıkışa kadar seni taşıyabilirim. ‘’ Hazan elini kaldırıp kestirip attığını belirtmek istercesine ‘’ İstemez! ‘’ diye bağırdı. Poyraz omuz silkip yürümeye başladığında Hazan’ı geçmişti. O anda korku sesleri etrafı sarıyordu. Hazan öfkeyle Poyraz’ın arkasından baktı. Poyraz bir kez daha arkasını dönüp ona baktığında durdu ve Hazan’ın önüne geçmesine izin verdi. Daha sonra Hazan daha bir şey demeden Hazan’ı kucağına aldı. Hazan şaşkınlıkla kendini bir anda Poyraz’ın kuvvetli kollarında buluvermişti. Kollarını onun boynuna doladı. Oflayıp biran önce oradan çıkmayı diledi. ‘’ Künyedeki tarihin anlamı ne? ‘’ dedi Hazan merakla. O konuştukça nefesi Poyraz’ın boynuna değiyor, onu etkiliyordu. ‘’ Susar mısın? ‘’ dedi Poyraz. Hazan sustu. Sonunda çıktıklarında güvenlik yanında küçük bir çocukla onları bekliyordu. Poyraz Hazan’ı bir bankın üstüne oturttu ve güvenliğin yanına gitti. Hazan bir süre konuştuktan sonra Poyraz’ın cebinden para çıkarıp gizlice çocuğun cebine sıkıştırdığını fark etti. Çocuk giderken Poyraz’da Hazan’a doğru ilerliyordu. ‘’ Neden gönderdin? ‘’ dedi Hazan. ‘’ Küçük bir çocuğun aç olduğu için hırsızlık yapması kadar daha kötü ne olabilir? ‘’ Hazan, Poyraz’a baktı. Poyraz’ın sesi ve yüzü ilk defa bu kadar yumuşaktı. Poyraz kendini toparlayıp yere eğildi ve Hazan’ın burkulan ayağına baktı. ‘’ İncinmiş. Ama bir sorun görünmüyor. Üstüne basmayı dene. ‘’ dedi. Hazan ayağa kalkıp üstüne bastı. ‘’ İlk zamanki kadar acımıyor. Ama artık gitsem iyi olacak… ‘’ ‘’ Sanırım bir şeyleri hiçbir zaman düzgün yapamıyorum. ‘’ dedi Poyraz. ‘’Önce seni zorla trene bindirdim. Şimdi de ayağın… Ben böyleyim işte. Hayatım böyle benim. ‘’ Hazan, başını iki yana salladı. Gözleri dönme dolaba kaydığında Poyraz’a hızla döndü. ‘’ Hiç dönme dolaba binmedim. ‘’ ‘’ Eee… ‘’ ‘’ Eeesi güzel olabilirdi. ‘’ dedi gülümseyerek. ‘’Hiçbir güç beni oraya bindiremez Hazan. ‘’ dedi Poyraz Hazan’ın güzel gülümsemesine bakarken. ‘’ Hiçbir güç… ‘’ -.- Poyraz gişeye ilerleyip adama para uzattı. ‘’ Abi dönme dolaba iki bilet verir misin? ‘’ Poyraz kendine hayret ederek biletleri aldı ve Hazan’a ilerledi. Tam o sırada yanından geçen Pamuk şekerciden bir pamuk şekeri alıp Hazan’ın yanına gitti. ‘’ Al bakalım. Umarım güzel bir son olur. ‘’ Hazan güldü ve pamuk şekerini eline aldı. Kocaman bir parçayı ağzına aldığında Poyraz anlamsızca Hazan’a bakıyordu. Tam bir çocuktu. İkisi de dolaba bindiğinde Hazan heyecanla etrafına bakındı. Şehir adeta ayaklarının altındaydı. Güneş batmak üzereydi ve kızıl gün ışığı Hazan’ın yüzüne vuruyordu. İkisi de tam tepedeydi. ‘’ Doğum günüm. ‘’ ‘’ Efendim? ‘’ dedi Hazan. ‘’ Anlayamadım. ‘’ ‘’ Künyedeki tarih. Künye doğum günümde verildiği için o tarih yazılı. ‘’ Hazan şaşırdı. ‘’ Yani bugün senin doğum günün mü? ‘’ Poyraz başını aşağı yukarı salladı. Ve önüne döndü. ‘’ Doğum günün kutlu olsun Poyraz Karakurt. ‘’ dedi Hazan. Ela gözleri parlıyordu. Poyraz gözlerini ona çevirdi ve dikkatle baktı. Hazan’ın gözlerinde yıldız yaşıyor gibiydi. ‘’ İyi ki doğdun. Seni kısa sürede olsa tanımak güzeldi… ‘’ Hazan gülümseyip önüne döndüğünde Poyraz dudaklarında oluşan gülümsemeyi engelleyemedi. Uzun senelerdir doğum gününü kutlamıyordu ve ilk defa bugün Hazan’ın dudaklarından duyuyordu bu sözleri. Poyraz Hazan’ baktı. Hazan ona verilmiş bir hediye olabilir miydi? -.-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD