BEDEL

2850 Words
Hazan, partinin en göz kamaştıran misafirlerinden biri olarak masasının başında içkisini yudumlarken gözlerin onda olduğunu biliyordu. Fakat o bundan memnun değildi. Az önce yaşadığı tatsız olaydan sonra daha fazla burada durmak istemiyordu. Adamın ne kadar hadsiz olduğunu düşündükçe durduğu yerde daha da sinirleniyordu. Bir kere o kimdi de böyle konuşma hakkı buluyordu? Koluna girip kendisine sevgili muamele yapmasına ihtiyacı mı vardı? Hem bir kadın bir erkek olmadan bir partiye neden giremiyordu ki? Çok saçmaydı. İnsanlar yalnızlara saygı duymalıydı. Düşündü. Adamın mavi-yeşil gözleri onda farklı bir duygu uyandırmıştı. İstemeden sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi hissetmişti. Evet kumral dağınık saçları ve iri vücuduyla o smokinin içinde oldukça yakışıklıydı ve birçok kadın onun ne kadar çekici olduğunu ağızlarının suyu aka aka söyleyebilirdi. Belki kendisi bunu kabul edebilirdi ama yine de bu durum onun ne kadar küstah olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Mira yanına geldiğinde düşüncelerinden ayıldı. ‘’ Eğleniyor musun bakalım? ‘’ dedi Mira Hazan’ın kulağına eğilerek. ‘’ Bilmiyorum. ‘’ dedi Hazan. Ofladı. ‘’ Aslında şuan evimde mışıl mışıl uyuyor olabilirdim.’’ Mira, güldü. ‘’ Yapma Hazan. Etrafına bir bak. Yanına gelmek isteyen çok insan olduğuna eminim. Sosyalleş biraz. Hadi. ‘’ ‘’ Ne demek sosyalleş? ‘’ dedi Hazan şaşkınlıkla. ‘’ Aşk. ‘’ dedi Mira elindeki bardağı Hazan’ınkiyle tokuşturarak. ‘’Buralarda bir yerde seni bekliyor olabilir. Biraz onu aramayı denesen. ‘’ Mira gülümseyip oradan uzaklaştığında Hazan kaşlarını çattı ve düşündü. Aşk… Onun için biraz imkansızdı. O esnada arkasında birinin olduğunu fark ettiğinde aniden irkildi ve arkasına baktı. Sarışın bir adamın maskesini çıkarıp kendisine baktığını gördüğünde adamın yüzündeki mahcubiyet sesine yansımıştı. ‘’ Çok özür dilerim. Korkutmak istememiştim. ‘’ dedi Hazan’ın eline uzanarak. Hazan’ın elini öpüp yavaşça bıraktığında gülümsedi. Adamın burnunda hafif bir yara var gibiydi. ‘’ Önemli değil. ‘’ dedi Hazan nazikçe. ‘’ Sadece geldiğinizi fark etmemişim. ‘’ ‘’ İsmim Savaş. ‘’ dedi. Saçlarını düzeltti ve gözlerini Hazan’ın gözlerine dikti. Anlamsız bir bakış hakimdi. ‘’ Burada sizin yanınıza gelebilmek için cesaret gerek sanırım. Çoğu insan sizin gözünüzün içine bakıyor ama onları görmüyor gibisiniz. ‘’ ‘’ İlgilenmiyorum diyelim. ‘’ dedi Hazan ve içeceğinden bir yudum aldı. Anlaşılan bugün biteceğe benzemiyordu. -.- Poyraz, garsonun getirdiği yeni içki bardağını eline aldığında Özgür onun elinden bardağı almaya çalışıyordu. ‘’ Bu kaçıncı ? ‘’ dedi yüksek sesle. ‘’ Sarhoş olmana az kaldı.’’ ‘’ Olmadım. ‘’ dedi Poyraz bardağı kafasına dikerek. Gözleri kolundaki saate kaydı. Saat on ikiye geliyordu. ‘’ Neden bu kadar içtin sen? ‘’ dedi Özgür. ‘’ Seni eve ben taşıyorum sonra. Bel fıtığım çıktı senin yüzünden. ‘’ Poyraz güldü. ‘’ Gelmemizi sen istedin. Bırak da en azından içeyim. ‘’ ‘’ Neyse. ‘’ dedi Özgür. Daha fazla uğraşamayacağını biliyordu. Poyraz laf dinlemezdi. Poyraz etrafına bakındığında birçok davetlinin gittiğini görüyordu. Çok az insan kalmıştı. Masalardan birinde gözlerinin görmemek için direndiği kadın vardı. Fakat konuştuğu kişi kimdi? Bariz tanıdık biriydi. Duruşu, fiziği ve saçları ona bir yerden tanıdık geliyordu. İçkisinden son yudumunu da alıp oraya doğru yürürken içinde garip bir öfke büyüyordu. Arkası dönük adamın sırtına iki kere vurdu. ‘’ Savaş. ‘’ Savaş arkasını dönüp Poyraz’la karşı karşıya geldiğinde irkilip geriye doğru bir adım attı. ‘’ Poyraz. ‘’ Hazan karşılıklı birbirine öfkeyle bakan adamlara bakıyor onlara anlam vermeye çalışıyordu. Kısa bir bakışmadan sonra Poyraz konuştu. ‘’ Hanımefendiyle bize izin verir misin? ‘’ dedi Poyraz. Sesi sertti. Savaş başını aşağı yukarı sallayıp oradan tereddütle uzaklaşırken Hazan şaşkınlıkla Poyraz’a bakıyordu. Savaş’ın gitmesiyle Poyraz bakışlarını Hazan’a çevirdi. Gülüyordu. Sarhoş olmuş belli ki içki aklını başını almıştı. ‘’ Ne istiyorsun? ‘’ dedi Hazan kızgınlıkla. ‘’ Doğrusu ben biraz dans etmek istiyorum. ‘’ dedi Poyraz. Bir dans müziği salonu doldurduğunda Hazan Poyraz’a baktı. ‘’ Dans mı? Seninle mi? ‘’ dedi Hazan. ‘’ Poyraz başını aşağı yukarı salladı. ‘’ Evet. Benimle. ‘’ Hazan’ın eline uzandı. Hazan elini aniden geri çektiğinde Poyraz derin bir nefes aldı. ‘’ Kötü bir karşılaşma oldu. Fakat yine de bir teşekkür beklerdim. ‘’ dedi. Hazan’ın kızgınlıktan kızaran burnuna baktı. Başını yana eğip Hazan’a biraz yaklaştı. ‘’ Hadi. ‘’ dedi. ‘’ Dans edelim. ‘’ ‘’ Belli ki sarhoş olmuşsun. ‘’ dedi Hazan. ‘’ Ayrıca hayır. Seninle dans etmeyeceğim. ‘’ ‘’ Hadi… Ama… ‘’ dedi Poyraz ve Hazan’ı belinden tutup kendine çekti. Hazan Poyraz’ın göğsüne ellerini bastırdığında yüzü onun yüzüne çok yakındı. Poyraz onun elini zorla tutup salonun ortasında dans etmeye başladığında Hazan Poyraz’ın deniz kokan ten kokusuyla mest olmuştu. Başını iki yana sallayıp Poyraz’a ayak uydurmak zorunda kaldı. Yutkundu. ‘’ Biraz inatçısın. ‘’ dedi Poyraz Hazan’ın yüzüne eğilerek. ‘’ İsmin ne senin? Keçi mi? ‘’ ‘’ Ha ha…‘’dedi Hazan sinirle. Kokudan ayılmaya çalışıyordu. ‘’ Çok komik. İsmim Hazan.’’ ‘’ Hazan… ‘’ dedi Poyraz ismini tekrarlayarak. ‘’ Ne güzel isim. Unutulacak gibi değil. ‘’ ‘’ Senin ne? ‘’ dedi Hazan. ‘’ Meraktan ağzından çıkıvermişti. ‘’ Poyraz. ‘’ Poyraz, biraz sustuktan sonra Hazan’a dikkatle baktı. ‘’ Hazan, hüzün demek. Soğuk demek. Üzüntü demek. Senin gibi bir kadın neden böyle isim taşıyor ki? ‘’ ‘’ Az önce güzel olduğunu söylemedin mi sen? ‘’ dedi Hazan sertçe. ‘’ Evet güzel. Güzel ama sana göre değil. Sen çok masum… Neyse… ‘’ Poyraz başını aşağı yukarı salladı ve Hazan’ın elini bıraktı. Müzik durmuştu. Hazan kendini geri çekip kendine çeki düzen verdiğinde Poyraz’ın masaya uzanıp bir içkiyi tek dikişte içtiğini gördü. ‘’ Napıyorsun? ‘’ dedi şaşkınlıkla. ‘’ Zaten sarhoşsun. Ayakta duramayacaksın. ‘’ ‘’ Boşver. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Ben böyleyimdir. ‘’ Hazan çantasında durmadan çalan telefonu açtı. Arayan Mira’ydı. Acilen çıkması gerektiğini söylüyordu. Taksiyle gideceğini söylediğinde Hazan onu bırakmayı teklif etti fakat Mira çoktan çıkmıştı. Telefonu kapattı ve Poyraz’a döndü. Poyraz bir içkiyi daha yudumlamak için elini bardağa attığında Hazan anında elini attı ve bardağı aldı. Poyraz yerinde sendeleyip Hazan’a doğru bir iki adım attığında Hazan onu tutmak için ona sarılmak zorunda kaldı. ‘’ Ayakta duramıyorsun. ‘’ dedi. Salonda sadece ikisi vardı. Poyraz o anda telefonun çalmasıyla geri çekildi. Telefonu kulağına götürdüğünde aniden duraksadı. ‘’ Özgür? ‘’ Poyraz etrafına bakındı. Arayan Özgür’dü. Salonda onu göremiyordu. Garip olan Özgür haber vermeden bir yere gitmezdi. Özgür’ün sesi kulağına geldiğinde buz kesmiş gibi oldu. Özgür ağlıyor ve yardım istiyordu. ‘’ Özgür! ‘’ diye bağırdı yüksek sesle. ‘’ Özgür! ‘’ ‘’ Poyraz… Yardım et… ‘’ Telefon kapandığında Poyraz ne yapacağını bilemez halde Özgür diye bağırmaya devam ediyordu. Hazan hışımla telefonu Poyraz’ın elinden alıp Poyraz’ın yüzüne bakmasını sağladı. ‘’ Ne oluyor? ‘’ dedi Hazan. Gitmesi gerekiyordu fakat onu bu şekilde bırakamazdı. Ne olduğunu da anlayamamıştı. ‘’ Özgür… ‘’ dedi Poyraz ne yapacağını bilemez bir hareketle. Sağa sola dönüyor ne yapacağını düşünüyordu. Fakat içkiden dolayı sersem gibiydi. ‘’ Arkadaşım. Kardeşim. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Bir şey olmuş. Yardım istiyor. ‘’ Poyraz Özgür’ü aradığında telefonunu açmadığını gördüğünde daha da panik yapmaya başlamıştı. ‘’ Şimdi açmıyor. Nerede olduğunu da bilmiyorum. ‘’ ‘’ Dur. ‘’ dedi Hazan. ‘’ Sakin ol. Telefonu bana ver. Hadi? ‘’ ‘’ Sen ne yapabileceksin ki? ‘’ diye yüksek sesle bağırdı Poyraz. Hazan korkuyla geri sıçradığında Poyraz endişeyle salondan çıkmak için etrafına bakındı. Fakat Hazan hala onu böyle bırakmaya niyeti yoktu. ‘’ Lütfen. ‘’ dedi Hazan Poyraz’ın önünü keserek. ‘’ Sana yardım edebilirim. Arkadaşını bulabilirim. Hadi telefonu ver. ‘’ Poyraz bir umut elindeki telefonu Hazan’a verdi. Hazan’ın birkaç yere basıp telefonda bir şeyler yaptığını gördüğünde daha fazla dayanamadı. ‘’ Hadi! ‘’ dedi sinirle. ‘’ Bekle!’’ Hazan telefonu kapatıp Poyraz’a geri uzattı. ‘’ Arabama gidelim. İşimize yarayacak bir şey var. Hadi. ‘’ Poyraz’ın hayır demek gibi bir durumu yoktu çünkü Özgür’ün nerede olduğunu bilmiyordu. Hazan’la birlikte salondan çıkıp otoparka geldiklerinde Hazan arabasına yanaştı ve arabayı açtı. Arkaya geçip bagajı açtığında Poyraz bagajda duran bilgisayar sistemine şaşkınlıkla baktı. Hazan, Poyraz’ın elindeki telefonu küçük bir kutuya kabloyla bağlarken Poyraz’da onu izliyordu. ‘’ Beş dakika beklememiz lazım. Sinyalini benim telefonuma aktaracak ve adresini yol tarifiyle birlikte çıkaracak. Sadece bekle. Bende üstümü değiştireyim arabada. Hemen geleceğim. ‘’ Poyraz Hazan arkasını dönüp gitmek üzereyken Hazan’ı kolundan tutup kendine çekti ve başından beri hiç çıkmayan maskesine elini götürdü. Maskeyi yavaş yavaş çıkarırken ikisinin nefesleri birbirine karışıyor, kalpleri deli gibi atıyordu. Maskeyi çıkardığında Hazan’ın güzel yüzü karşısında adeta nefesi kesilmişti. Hazan yavaşça yüzünü geri çektiğinde Poyraz Hazan’a bakmaya devam ediyordu. ‘’ Ben üstümü değiştireyim. ‘’ dedi Hazan ve arabaya bindi. Aniden Poyraz’a döndü. ‘’ Sakın arabanın içine bakayım deme! ‘’  Poyraz derin bir nefes aldı ve arkasını döndü. ‘’ Söz veremem… ‘’ … Hazan, elbisesini çıkarmak için elini arkasına attığında fermuarını sıkıca tuttu ve aşağı çekmeye çalıştı. Fakat fermuar aksi gibi aşağı inmiyor sürekli takılıyordu. ‘’ Neden ben? Neden! ‘’ diye sitem etti Hazan. Çaresizce bir kere daha fermuarı aşağı indirmeyi denedi fakat olmuyordu. Derin bir nefes verip pencereyi indirdi. ‘’ Poyraz… ‘’ Poyraz, aniden ellerini hava kaldırdı. ‘’ Bakmadım. Yemin ederim! ‘’ Hazan sırıtıp başını iki yana salladı. ‘’ Yardımcı olur musun? Sanırım fermuar sıkıştı da. ‘’ ‘’ Emin misin? ‘’ dedi Poyraz alayla. ‘’ Daha sonra benim için çok kötü şeyler düşünebilirsin.’’ Hazan gözlerini devirdi. ‘’ Başka şansım olsa emin ol onu denerdim. ‘’ Poyraz gülüp arabaya ilerledi ve kapıyı açtı. Hazan, sırtını Poyraz’a çevirip ona yaklaştığında ikisi de derin derin nefes alıyordu. Poyraz, elini yavaşça Hazan’ın beyaz yumuşak tenine değdirdi ve içeriye doğru kıvrılmış olan fermuarı çekti. Parmaklarıyla bir yandan Hazan’ın tenine baskı yaparken diğer yandan sıkışan fermuarı aşağı çekiyordu. Sanki o an zaman durmuş gibiydi. Sonunda fermuarı indirdiğinde ikisi de derin bir nefes aldı. ‘’Tamam. ‘’ dedi Poyraz boğazını temizleyerek. Terlemişti. ‘’ Lütfen giyin. Acelemiz var. ‘’ Kapıyı kapatıp arabanın arkasına geçti. Hazan’ın elbisesi bedeninden kayıp bembeyaz teni ortaya çıktığında oraya doğru baktığının farkında bile değildi. Aniden arkasını dönüp yüzüne ellerini iki kez vurdu. ‘’ Kendine gel… Zaten ayık değilsin… ‘’ Hazan sonunda giyinip arabadan indiğinde şoför koltuğuna ilerledi. Poyraz ona doğru anlamsız bir bakış atıyordu. ‘’ Hayırdır? Ne yapıyorsun sen? ‘’ Hazan anahtarı gösterip gülümsedi. ‘’ İzninle arabamı süreceğim. ‘’ ‘’ Sen değil. Ben süreceğim. ‘’ dedi Poyraz ve anahtarı almak için uzandı. Hazan elini geri çekti. ‘’ Üzgünüm. Daha yüzünü görmediğim, tanımadığım sarhoş bir adamdan arabamı sürmesini bekleyemem. ‘’ Poyraz derin bir nefes aldı. ‘’ Peki. ‘’ dedi dişlerini sıkarak. ‘’ Peki.. ‘’ Yüzündeki maskeyi hala daha çıkarmamış olmasını Hazan hala anlayamamıştı. Neden yüzünü hala göstermiyordu. Ona sanki buna çok meraklıymış gibi sormak istemiyordu. Ama merak ediyordu işte. Şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında Poyraz’da yanına geçmişti. Telefonunu açıp ekrana bir süre baktı ve Poyraz’a uzattı. ‘’ Burası tanıdık geliyor mu? ‘’ Poyraz telefondaki konuma dikkatle baktı. Dövüş kulübüne yakın eski bir depoydu. ‘’Biliyorum. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Sen hızlı sürsen iyi edersin. Umarım iyi şoförsündür. ‘’ Hazan gaza yüklendiğinde Poyraz kapının koluna sıkıca tutundu. ‘’ Şüphen olmasın. Usta bir kadın sürücüyümdür. ‘’ Sinyalin geldiği noktaya varmışlardı. Hazan, büyük bir konteyner önünde arabayı durdurduğunda Poyraz elini arka koltuklarından birine atmıştı. Eline aldığı maskeyi Hazan’a uzatıyordu. ‘’ Al. Tak şunu. ‘’ dedi. Hazan ona anlamayan gözlerle bakarken maskeyi aldı ve Hazan’ın yüzüne yavaşça geçirdi. ‘’ Birinin gelmesi ihtimaline karşı seni tanımamaları ve yüzünü görmemeleri için bunun yeri şuan senin yüzün. Çıkarma. ‘’ Hazan başını aşağı yukarı salladı ve inmek için elini kapıya götürdü. ‘’ Sen gelmiyorsun.’’ Dedi Poyraz. ‘’ Ben gidip bakacağım. ‘’ ‘’ Nasıl? Seni bu halde nasıl göndereceğim? ‘’ Hazan kaşlarını çattı. ‘’ Daha doğru düzgün ayakta bile duramıyorsun sen! ‘’ ‘’ Sen ne yapabilirsin ki? ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Burada kal. ‘’ ‘’ Hayır. ‘’ Poyraz derin bir nefes aldı. ‘’ Bana güveniyor musun? ‘’ Hazan bir süre düşündü. ‘’ Bilmem. ‘’ ‘’ Güzel. ‘’ dedi Poyraz. ‘’ Bak gördün mü? Şimdiden tanımadığın ve güvenmediğin bir adamla yeterince hayatını tehliye attın. Şimdi burada dur ve mümkünse arabadan inme. ‘’ Hazan sustu. Bir nevi haklıydı fakat içinden bir ses ona yardım etmek istiyordu. ‘’ Geri gelecek misin? Yani buraya… ‘’ Poyraz cevap vermeyip arabadan indiğinde Hazan arkasından sadece bakıyordu. Ne kadar değişik bir adamdı böyle? Duvar gibi dümdüz ve sert. Aynı zamanda sanki vursan darmadağın olacak kadar da kırılgan… … Poyraz, depodan içeri girdiğinde içeride kimse yoktu. Telefonun çalmasıyla açması bir oldu. Bilinmeyen bir numaraydı. ‘’ Efendim? ‘’ ‘’ Karakurt? ‘’ ‘’ Sen kimsin? ‘’ dedi Poyraz sert sesiyle. ‘’ Oyun arkadaşın diyelim. ‘’ Poyraz artık öfkeden deliye dönmek üzereydi. Sabrı taşıyordu. ‘’ Özgür nerede? Ne yaptınız ona? ‘’ ‘’ Özgür bir süre bizim misafirimiz olacak. Pek de iyi sayılmaz. ‘’ ‘’ Lan… ‘’ dedi Poyraz. Buz kesilmişti. ‘’ Ona ne yaptınız? Ona dokunursanız sizi kendi ellerimle öldürürüm. ‘’ Bir kahkaha sesi geliyordu telefondan. ‘’ Böyle boş tehditleri bana değil dövüş kulübündeki küçük düşmanlarına yap sen. İyi dinle. Bir bedel ödemeni istiyorum. Duyuyor musun? ‘’ ‘’ Ne bedelinden bahsediyorsun be adam! Özgür nerede diyorum sana? ‘’ ‘’ Özgür’le adamlarım ilgileniyor. Biraz işkence ediyorlar sadece. Onlar için bir oyun. Anlarsın işte… ‘’ ‘’ Ne istiyorsun? ‘’ dedi Poyraz çaresizce. ‘’ Söyle. ‘’ ‘’ Ben seni bir daha arayana kadar Özgür’ü arama. Ona canlı ulaşmak istiyorsan sana söyleyeceklerimi harfiyen uygula. Evine git. ‘’ ‘’ Seni hangi delikteysen bulup öldüreceğim şerefsiz herif! ‘’ ‘’ Bak. Sorun şu ki sen konuyu uzattıkça adamlarımda Özgür’ü yoruyorlar. Ayrıca sıkıldılar. Her an seni dışarıda bekleyen o güzel kadının yanına gidip eğlenmeye başlayabilirler. ‘’ Hazan… Poyraz aniden Hazan’ı düşündü. Telefonun kapanmasıyla onun depodan koşarak çıkması bir olmuştu. Arabanın önüne gelene kadar nefes nefese kalmıştı. Fakat şoför koltuğunda ne Hazan vardı ne de etrafta biri. Arabanın kapısını açıp şoför koltuğuna oturduğunda elleriyle yüzünü kapadı ve direksiyona başını yasladı. Hazan’ı da mı koruyamamıştı. Şimdi kendisi yüzünden iki kişi tehlikede miydi? Onu, o masum kızı buraya başından beri getirmemeliydi. Kafasını kaldırıp ceketini almak için arkasını döndüğünde gördüğü manzarayla donakaldı. Hazan Poyraz’ın ceketini üstüne sıkıca örtmüş öylece uyuyakalmıştı. Poyraz başını iki yana sallayıp başını koltuğa yasladığında uzun uzun Hazan’ın uyurken çıkardığı mırıltıları dinledi. Bu da neydi böyle? Nasıl bir histi? ‘’ Hazan… ‘’ dedi derin bir nefes vererek. ‘’ Hazan… ‘’ -.- Saat gecenin dördüydü. Poyraz arabayı evinin önünde durdurduğunda arkasına döndü ve öylece uyuyan Hazan’a baktı. Haklıydı. Korkmuş ve yorulmuştu. Bunca kötülüğün arasında onun işi yoktu. Arabadan inip önce evin kapısını açtı. Daha sonra arka koltuğun kapısını açtı ve yavaşça Hazan’ı belinden kavrayarak kucağına aldı. Hazan küçük bir kız çocuğu gibi başını sıkıca Poyraz’ın göğsüne yaslıyordu. Poyraz onun bu haline karşı gardını kırmamak için o kadar çok direniyordu ki bu gücü karşısında kendisine adeta acıdı. Eve girip kapıyı yavaşça kapatırken salonu dolduran müziği duydu. Büyük ihtimalle müzik sistemini kapatmayı unutmuştu. Ne manidar bir şarkı çalıyordu öyle… Demir Demirkan’dan Zaferlerim şarkısı… '' Yüzün göğsüme yaslanmış, yeni daldın uykuya'' '' Şafak süzülürken odana, güneş düşmüş saçlarına'' Hazan ellerini Poyraz’ın boynuna dolamış başını onun boynuna gömmüştü. Poyraz onu biraz daha kaldırdı ve iyice sardı. Merdivenden yavaş yavaş çıkarken günün yorgunluğuyla aynı zamanda derin derin nefes alıyordu. Sonunda odaya vardığında Hazan’ı kendi yatağına yatırmak için yavaşça eğildi. Fakat Hazan Poyraz’ın boynunu öyle sıkı sarmıştı ki dengesini yitirip onun yüzüyle karşı karşıya gelmişti. Hazan’ın başı yastığa gömülürken nefesi ise Poyraz’ın boynunda geziniyordu. Poyraz olduğu yerde titrerken yavaşça geri çekildi. Biraz daha orada öylece durursa aklını kaybedecekti. Elini yüzüne götürüp maskeyi yavaşça çıkardı ve kenara koydu. Kusursuz bir yüzü vardı. Çocuk gibi masum bir suratı… Masal kitaplarındaki prensesler gibiydi. Farklıydı işte… Poyraz Hazan’ın yüzüne düşen birkaç saç telini yavaşça kenara itti ve uzun uzun Hazan’a baktı. Bu ne kadar yanlıştı? Ne kadar zayıf bir duyguydu? Yatağın hemen karşısındaki koltuğa geçip kendine yan masada duran içkiden bir bardak daha doldurdu. Günün doğmasına az kalmıştı. Düşünecek pek zamanı yoktu ama düşünecek çok şeyi vardı. Hazan’a döndü tekrardan. O esnada kulağına dolan şarkının sözlerini düşündü… '' ilk defa bu sabah paramparça hayatım bir bütün'' Bir bütün değil aksine darmadağındı. Hayatının en önemli parçasını kaybetmek üzereydi. Özgür’ün nerede olduğunu ne halde olduğunu bilmiyordu. Hiç tanımadığı bir kadını da tehlikeye atmıştı üstelik. '' Şafak süzülürken odana, güneş düşmüş saçlarına…'' Güneş doğuyordu. Pencereden yansıyan ışık Hazan’ın önce saçlarına daha sonrada dudaklarında parladı. Bembeyaz pürüzsüz teni kış güneşiyle buluşunca ortaya tarif edilemeyecek kadar güzel bir görüntü çıktı. Saçları dağınık elleri başının hemen altındaydı. Sanki bu dünyaya ait değil gibiydi. Poyraz daha fazla buna katlanamayacağını düşünüp ayağa kalktı ve odadan çıktı. Gün doğuyordu. Ve bedel ödenmeye hazırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD