SEÇİLMİŞ

2077 Words
HAZAN KARASU Baygındım. Uyandığımda aynı yerde duruyordum ve zar zor nefes alıyordum. Yer kan gölüne dönmüştü ve ben hala yaşıyordum. Ağlamaya başladım... Yardımıma gelen tek bir kişi bile yoktu. Poyraz beni burada nasıl bırakabilmişti. Hiç mi değerim yoktu? Hiç mi içi acımamıştı? Bunları düşünürken daha çok canım yanıyordu... Telefonumu almalıydım. Nefes alamıyordum. Ölmek böyle bir şey miydi? Bu kadar zor muydu? Ölmek istemiştim. Ölebilir miyim demiştim… Hayır deyip ölmem istemediğini söylemişti ve buna rağmen beni burada bırakmıştı…Lütfen bir nedeni olsun… Lütfen ciddi bir nedeni olsun… Lütfen… Ellerimi yere bastırarak destek aldım ve sürünmeye başladım. Arabaya yakındım. Ve kapı açıktı. Tek yapmam gereken koltuğun üzerindeki telefonu almaktı. Sürünmeye devam ettim. Kurşun sırtımdaydı ve ağrıdan duramıyordum. Sonunda kapının önüne gelebilmiştim. Tek elimi kaldırarak telefona dokundum. Biraz daha uzanmaya çalışarak telefona ulaştım. Ama telefon ani şekilde yere doğru düştü. Telefonu aldım ve açmaya çalıştım. Lütfen açıl. Açıl. Hadi. Açıl. Sonunda. Titriyordum… Hem de çok… Telefonu açtım. Gözlerim dolmuştu ve telefonu göremiyordum. 112'yi aramak için numaraları çevirdim ve aradım. Konuşmam çok zordu. Neyse ki hemen geleceklerini söyleyip kapattılar. Poyraz'ı aramalıydım. Konuşmalarına bakılırsa bir sorun vardı. Ve ben tekrardan baygınlık geçirmek üzereydim. Telefonu tekrardan aldım ve Poyraz'ın numarasının olduğu yeri açtım.  Arama tuşuna basmam üzerine telefonun elimden düşmesi bir oldu. Öksürdüm ve ağzımdan gelen metal tadını tükürdüm. Kandı. Koyu... Çok koyu bir kan. Çok sürmeden gözlerim kapandı ve bayıldım. POYRAZ KARAKURT Penseyi alıp tırnaklarıma götürmek üzereyken durdu. Odada duran üç adamına çıkması için emir verdi. '' Belki de başka bir şey yapmalıyım önce.'' Çantadan büyük bir bıçak çıkardı ve yüzüme doğru getirdi. Sağ kaşımın hemen yanından aşağıya doğru çizgi çizmeye başladı. Çiziği attığı yerden anında kan fışkırmaya başladı. '' Bana bıraktığın ize bak şimdi Poyraz. Canın acıyor mu? '' dedi gülerek. Canım acımıyordu. Hem de hiç. '' Hayır.'' dedim sakince. Yavaş yavaş durumu kabullenmeye çalışıyordum. Bir süreli sessizlik oldu. Dediğim şeye sinir olmuştu. Tekrardan elini çantaya götürdü ve bir bez parçası çıkardı. Eline ve yüzüne fışkıran kanı sildi. Hala sessizdi. Sessizliği bozan cebimde çalan telefonumdu. Elindeki bezi çantaya geri attı ve bıçağı tekrardan aldı. Telefonu aldırmadı. Bıçağı bu sefer sol kaşımın yanına götürdü. Telefonun sesi dikkatini dağıtmış olacak elini geri çekti. Bıçağı bırakmadan elini cebime soktu ve telefonu aldı. '' Sanırım çok önemli. Açalım mı Poyraz ha ne dersin? '' Telefonun ekranına bakmaya başladı. Tek gözü yüzünden net göremiyordu. Telefonu kendinden uzak tuttu. Şimdi görmüş olacak bana bakarak pis bir şekilde sırıttı. '' Senin küçük yaralı kuşun yaşıyor sanırım.'' dedi telefonun ekranını bana göstererek. Arayan Hazan'dı. Yaşıyor muydu? Hazan kurtulmuş muydu? Kalbim feci şekilde hızlı hızlı atmaya başladı. Tek bir umut dedim içimden. Küçük bir umut. Ellerim bağlıydı. Ama ayaklarım boştaydı. Vücudumla birlikte bağlamışlardı ve hareket edemiyordum. Ama yinede bu benim için bir engel teşkil edemezdi. '' Karakurt'' için engel yoktu. Olamazdı. Ayağımı çevik bir hareketle sert şekilde Murat'ın bıçağı tuttuğu eline vurdum. Ve elindeki bıçağın metrelerce uzağa gitmesini sağladım. Şaşırdı. Adamları içeride değildi. Sadece ben ve o. Belki de intikamımı almanın tam vaktiydi. Şaşkınlığını gizlemeye çalışarak kaşlarını çattı. '' Oyun mu istiyorsun? ''dedi. Ben hala elim bağlı sandalyede oturuyordum. '' Bence çok bile oynadık. '' dedim alaycı sesle. Ses tonum onu ürkütmüşe benziyordu. '' Bu oyun ben bitti demeden bitmez.'' dedi ve adamlarının içeriden gelmesi için sert şekilde bağırdı. Benimde istediğim buydu. Şuan gördüğüm kadarıyla burada sadece üç adamı vardı. Hepsi iri yarı cüsseli ve sert adamlara benziyordu. '' Beni korkutamazsın Murat. Benden sadece korkarsın ve bunun için herhangi bir şey yapmama gerek kalmaz '' dedim gülerek. '' Seni geri zekalı herif!'' Sinirlenmeye başlamıştı. Bende öyle. Durumumuz karşılıklıydı. Adamlarından biri yanıma geldi ve yüzüme sert bir şekilde yumruk attı. Kanayan yüzüme gelen yumruk kendime gelmemi sağladı. Evet, güçlüydü ama yeteri kadar değildi. Murat yanıma yaklaştı ve saçımı tutup kafamı geriye attı. Kulağıma eğildi. '' Sevgilinin o muazzam vücuduna bakmaktan kendimi alamıyordum. Belki bu dünyada onun gibi şehvetle bakan başka kadın yoktur. Ne dersin? ''dedi gülerek. Beni kışkırtmaya çalışıyordu. Ellerimi çözmeye çalıştım. Çok sıkıydı. Onu duymazlıktan geliyordum. '' Onun teni, vücudu, dokunuşu. Hiç tattın mı Poyraz? Tabiki de tatmışsındır. Erişilemeyecek derin arzulara sahipti. Onu memnun etmek imkânsızdı neredeyse. '' Düşünme Poyraz. Hayır. Unuttun. Düşünme. Hazan'ı düşün. Yaşıyor. Hazan yaşıyor. Bu yalancı şerefsize inanma. ''Aa Poyraz. Onunla hiç yattın m? Çok ateşli bir genç kızdı değil mi? Henüz on yedi yaşında Ahu Kandemir. Okulun en çekici kızı. Ve bilin bakalım bu kız kime aşık? Serseri adam Poyraz'a.'' Doğruydu. Birbirimizi seviyorduk. Düşünmeni istiyor. Poyraz. Düşünme oğlum düşünme! '' Kes artık!'' dedim '' Kes!'' '' Onunla defalarca konuştum. Benimle olmasını istedim. Ama o seni istiyordu. Sadece seni. '' Yumruğunu sıktı. '' Öyleydi.'' dedim sessizce. '' Evet. O sadece senin oldu. O güne kadar. Ne zamandı? Aa doğru 21.01.2009. Poyraz Bey’in doğum günü. Bugün doğum günündü değil mi? Her neyse. Sabah saatleriydi. Yanıma geldi ve… '' Sözünü kestim. '' Yeter lan yeter!'' Ellerimi çözmeye çalıştım ama olmadı. '' Yoo. Gözüme neler olduğunu anlatayım. Ahu'nun hırçınlığını. Sürtüklüğünü. Benimle o gün neler yaptığını anlatayım Poyraz. Eminim merak ediyorsundur. '' Güldü. Karşıma bir sandalye koydu ve oturdu. Duymamaya çalıştım. '' Önce ellerim vücudunda gezindi. Daha sonra elbise bağlarını çözmeye başladım. Ürperdi. Benim gibi.'' Tanıdık geliyordu. Düşünmemeye çalıştım. '' Sonra soyunmaya başladı. Kendi isteğiyle. Zorlamadan. Yatağıma girdi. Ellerimi vücudunda gezdirirken senin değil benim ismimi sayıklıyordu ilk defa! '' Bunu gurur duyar gibi söyledi. Ve pis bir sırıtışla güldü. '' Ve ona sahip oldum...'' '' Yeter dedim lan! '' Ellerimdeki ipi büyük bir bağırışla kopardım ve oturduğum sandalyeyi Murat'ın üzerinde kırdım. O her cümlesinde, her kelimesinde, her hecesinde ve her harfinde uyuyan kurdu geri uyandırıyordu. '' Uyuyan kurdu uyandırdın Murat. Sürüden koptun. Kurtlar bundan hoşlanırlar bilmez misin? Sürüden ayrılan koyunu kurtlar yer! '' Yerde afallamış duruyordu. Kalbim deli gibi atıyordu. Üstüme doğru gelen üç adamda biranda saldırmaya başladılar. Tek hamlemle ikisinin boyunlarından tutarak kafalarını birbirlerine çarptım. O darbeyle yere yığıldılar. Diğerini de ensesinden tutup kafasını duvara vurdum. Acıma duygum yoktu. Olmayacaktı. Onlar acımamıştı bende acımayacaktım. Murat'a döndüm. Şimdi gerçekten yalnızdık. Murat ve ben. Yavaşça ayaklanmaya başladı. Konuşurken sesi titredi. Korkuyordu. '' Sen ne... ? '' Konuşamadı. '' Tek bir umut sadece!'' dedim bağırarak. '' Söylediklerin umurumda değil! ’’ Hala gülüyordu. Ama gülüşü daha korkaktı. '' Onu seviyorsun. Ona...'' dedi. Hazan’ı kastediyordu. '' Kes! Sakın onun adını ağzına alma.'' Üstüne doğru gittim ve ensesinden tutarak kendi sandalyesine oturttum. Ellerini bağlamadan önce çırpınmasını önlemek için suratına yumruğu indirdim. Baygınlık geçirdi. Ellerini ve ayaklarını bağladım. Hala baygındı. Tabiki de uyanmasını beklemeyecektim. Koca bir kovaya su doldurdum ve yüzüne doğru döktüm. Aniden nefesi kesildi ve uyandı. '' Vay vay vay Murat Bey uyanabilmiş.'' dedim onu taklit ederek. '' Nerede kalmıştık. Seninle devam edelim! '' '' Yapma hayır!!'' Avazı çıktığı kadar bağırıyordu. '' Hayır hayır hayır. Ağlamayacaksın değil mi ? Şıı. Sana yakışmaz sert adam. '' Kaşlarımı çattım. Yerdeki silahımı elime aldım. Cevap vermedi. Ağlayacaktı neredeyse. '' Evet nereden başlayalım. El, kol, bacak, tırnak yoksa geriye kalan tek gözün mü ? '' Silahla başımı kaşıdım. '' Poyraz.. Yapmayacaksın.'' '' Neyi? '' dedim alay ederek. '' Bana işkence mi edeceksin? '' dedi korkak dolu yüzüyle. '' Ne yapmamı istiyorsun ? Sen söyle. Sen seç. '' Bunu söylediğimde kısa süreli bir heyecan yaşadı. Kurtulacağını sanarak... Çantayı elime alıp içindekileri yere döktüm. Malzemelerin isimlerini teker teker söylüyor ve gösteriyordum. '' Söyle bakalım. İp mi ? Testere mi ? Pense mi ? Makas mı ? Keser mi ? Seçme hakkın var demiştim. Hangisi ? '' '' Ama '' dedi yüzündeki kan çekilirken. '' Ne sandın lan sana acıyacağımı mı? '' '' Poyraz lütfen'' gözleri doldu. '' Ona dokunurken istemediğini söyledi mi sana? Bağırdı mı lan? '' Bağırıyordum. '' Hayır istedi.'' dedi geri çekilmeyerek. Çantadan makası aldım ve hızlı bir şekilde ayağına sapladım. Ağlayarak yalvarıyordu. '' Poyraz yapma! '' diyordu ağlarken. '' Ben o seneyi. O seneyi beynimin en ücra köşesine gömmüştüm ve o Poyraz'ı bir daha çıkarmayacağıma yemin etmiştim. Siz şerefsizler hayatımı batırdınız. Ne suçu vardı lan onların? '' dedim bağırarak. '' Lütfen…'' Ağlıyordu. Acınacak haldeydi. '' Ağlama!'' Yalvarmaya başladı tekrardan. '' Aileni ben öldürmedim. '' dedi ağlarken. '' Ahu'nun neden seninle birlikte olduğunu bilmiyorum sanıyorsun değil mi lan! Şerefsiz piç ! Sevdiğim kadını tehdit ederek ona sahip oldun. Gidip ona benim doğum günümde seninle yatmasını istedin. Eğer seninle yatmazsa beni öldüreceğini söyledin ona. O da bunu kabul etti. Değil mi lan. ? Söylesene. Ben şerefsizin önde gideniyim desene lan. Sonra onu tekrardan istedim ama bu sefer her şey farklı oldu desene. Ona zorla tecavüz edip onu öldürdüm desene lan. Konuşsana! '' Sinirimden delirmek üzereydim. Hafızam biranda yeniden gelmişti ve tekrar gidene kadar damarlarımda acımasızlık ve intikam hırsı dolaşacaktı. Bu adamı öldürecektim. '' Poyraz bırak beni gideyim.'' dedi ağlarken. '' Öyle mi ? Tamam. '' dedim olduğum yerden kalkarken. İplerini çözdüm ve ayağa kaldırdım. '' Ciddi misin ? Bırakıyor musun ? '' dedi şaşırarak. '' Buradan arkamı dönüp çıkacağım. Seni bir daha ortalıkta görmeyeceğim. Özgür'ü bulacağım. Seni uyarıyorum Murat. Eğer seni bir daha bu insanların etrafında görürsem değil seni, sülaleni bulur ve öldürürüm. Ne senden ne de senin geninden birini bulamazlar. Kemiklerinizi de sokak köpeklerine yem ederim. Ya da düşündümde sizi canlı canlı duvara monteler aleme ibret olsun diye gösteririm.'' dedim duvarı göstererek. Duvara doğru yaslandı. Nefes almaya çalıştı. Kapıda tam karşısındaydı. Arkamı döndüm ve kapıya yürüdüm. Yerde duran gümüş bıçağı elime aldım. Bununla çizmişti yüzümü... Oldukça büyük bir bıçaktı. Arkamı döndüm ve bütün gücümle Murat'ın omzuna doğru fırlattım. Omzuna giren bıçak, eti duvara sabitledi. Hareket edemiyordu. Beni vurmak için eline aldığı silah yere düştü. Omuzundan kan fışkırmaya başladı. Yanına gittim. '' Dua et alnının ortasından asmadım seni duvara.'' Acıdan konuşamıyordu. '' Ama istersen onu da yaparım. '' dedim bıçağı tutup daha da bastırırken. Tabiki de onu öylece bırakıp gitmeyecektim. O eline silahı alıp bana doğrulttuğunda çoktan kaybetmişti. '' Poyraz.'' '' Özgür'e yaptığınız şeylerden sonra bu kuş tüyü gibi kalır Murat Demir. '' Bıçağı tuttum ve hiç acımadan yerinden hızlıca söktüm. Bağırıyordu. Yüzü bembeyazdı. '' Soyun! ' dedim bağırarak. '' Ne '' Hem acıdan kıvranıyor hem de yarasını bastırıyordu. Dediğime anlam vermeye çalıştı. '' Soyun dedim lan soyun! Hemen! '' '' Hayır.'' dedi kafasını iki yana sallayarak. Elime testereyi aldım ve yanına gittim. Testereyi karnına dayadım. '' Tek bir hareketim bağırsaklarını dışarı çıkarmaya yeter biliyorsun değil mi? Ayrıca bu en geç öldüren ve en çok acı çekilen bir yöntemdir.'' dedim testereyi karnına daha da bastırarak. Soyunmaya başladı. Sadece iç çamaşırlarıyla kaldı. '' Hepsini çıkar.'' Ağlayarak çıkardı. Çıplak kaldı. Doğrusu hayatımda gördüğüm en iğrenç manzaraydı. Ellerini ve ayaklarını tekrar bağladım. Omzu hala kanıyordu. '' Gidiyoruz.'' dedim ve kolundan tutup önüme attım. '' Nereye bu halde mi? '' Tekrardan ağlamaya başladı. Çıkardığı gömleği omzuna sardım. '' Evet.'' dedim sırıtarak. Yukarısı restoran olduğu için kulübün yangın çıkış merdiveninden inmeliydik. Murat'ın ensesinden tuttum ve merdivenlere doğru itekledim. Dışarıda kimse yoktu. Arabayı açtım ve arka koltuğa bindirdim. '' Arabamı kan yapma' '' dedim bağırarak. Arabaya bindim ve açık meydana doğru sürmeye başladım. Burada sabah saatlerinde çok insan olurdu. Saat daha ikiydi. Gecenin ikisi. Arabayı durdurdum. Arka koltukta duran yedek tişörtümü giydim. Uzun ceketimi ve şapkamı giydim. İpleri yanıma aldım. Tekrardan ensesinden tuttum ve dışarı attım. Kimse yoktu. Çıplaktı. Bir ağaç buldum ve Murat'ı oraya sürüklemeye başladım. '' Poyraz yapma. Bunu yapma Hayır. Polis zaten peşimde. Bu halde olmaz Hayır.'' Güldüm. İpleri aldım ve onu bağlamaya başladım. Çıplak halde… '' Emin ol çok eğlenceli olacak. Tanınacaksın.'' dedim çıplak vücuduna iğrenerek bakarak. Etrafta kamera olmadığına emin değildim bu yüzden şapkamı daha çok öne eğdim. Ayaklarını da bağladım. Daha sonra tek yumrukla bayılttım. Gerisi insanlara kalmıştı. Merhamet etmeyene merhamet edilmezdi. Bu onun için en uygun cezaydı. Arabaya geri döndüm. Murat'ın yüzüme çizdiği yaradan hala kan akıyordu. Arabanın torpidosundan çıkardığım pansuman aletlerini çıkardım ve yüzümdeki kandan kurtuldum. Çiziği kapatarak arabayı çalıştırdım. Hazan'ı bulmalıydım. HAZAN KARASU Gözlerimi açtığımda kendimi beyaz bir odada buldum. Başımda doktor ve hemşire duruyordu. Doktoru görünce gülümsedim. Zar zor konuşmaya başladım. Kendisi özel doktorumdu. Aynı yaşlardaydık. Çocukluk arkadaşımdı. '' Arda '' dedim kısık sesle… '' Merhaba Hazan. Kendini nasıl hissediyorsun bakalım ?'' gülümsedi. Gülümsemesi çok içtendi. '' Yorgun.'' dedim suratımı buruşturarak. '' Kurşun omzundan girip hemen arkasından çıkmış. Bunu sana yapan her kimse çok acımasız biri.'' dedi kaşlarını çatarak. '' Durum nasıl? '' '' Yaşayacaksın '' dedi gülerek. '' Sevindim.'' '' Kimin yaptığını biliyor musun? '' dedi yatağın karşısındaki tekli koltuğa oturarak. '' Hayır.'' '' Yanında biri var mıydı? '' Düşündüm. Poyraz'ın ismini vermek doğru olmayabilirdi. '' Hayır. Yalnızdım.'' '' Beni korkuttuğunu söylemeliyim. Tetkiklerini yaptım. Kurşun sinirlerine gelmediği için şükretmelisin. Hemşire hanım uyuman için iğneni yaptı. Şimdi yat dinlen. Polis ifadeni almaya gelecektir.'' Dosyasını kapattı ve göz kırptı. '' Geçmiş olsun'' '' Teşekkür ederim.'' Gülümsedim. Hemşireyle birlikte dışarı çıktı. Bende biraz uyumak için gözümü kapattım. -.-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD