Olanlar karşısında Korhan öfkeyle dişlerini sıkarken soğukkanlılığını koruyarak kulaklığına yöneldi. "Arda ne yap et, bombayı imha et. Mert, Yunus'u taşımaya çalış. Erdem, İlhan, Faruk ateş edin. Geliyorum yanınıza."
"Emredersiniz komutanım." Tüm askerler emri yerine getirirken Korhan Yunus'un yarasını kontrol etti. Yunus terlemişti ve kesik kesik nefes alıyordu. "K-komutanım, iyiyim. Geberteceğim şerefsizleri."
"Komutanım ben ilgilenirim, siz çatışmaya gidin," dedi Mert çantasından ilkyardım ekipmanları çıkarırken Korhan kafasını salladı ve diğer askerlerinin yanına koştu. İçi öfke doluydu, askerini şehit de verebilirdi. Öfkeyle teröristleri taramaya başladı. Diğer ekip de onun yanına dizilmişti. "Durmayın aslanlarım!"
Tüm ekip bağırarak ateş edip tüm teröristleri etkisiz hale getirdiklerinde Korhan memnuniyetle yerdeki leşlere baktı ama birden aklına bombayla uğraşan Arda gelmişti. Hızla onun yanına koştu. "Arda imha ettin mi?"
"Son kablo komutanım," dedi Arda kan ter içinde. Korhan da onu izlerken gergindi. Diğer askerlerine döndü. "Uzaklaşın buradan! Hemen!"
Timdekiler uzaklaşırken Korhan korkusuzca bombanın dibinde duruyordu. "Hadi koçum, yaparsın."
"Komutanım çok karışık bu bomba," dedi Arda alnındaki teri silerken. Korhan onun omzuna dokundu. "Oğlum sen bunun eğitimini aldın. Yap şunu hadi! Ailene kopmuş bacağını mı teslim etsinler! Yap lan şunu!"
"Emredersiniz komutanım," dedi Arda odaklanmaya çalışarak. Eli titriyordu da Korhan'ın bağırması onu kendine getirmişti. Arda son kabloyu da bulup kestiğinde rahatlamış şekilde kendini yere bıraktı. "Bitti komutanım."
Korhan rahatlamış şekilde derin bir nefes verdi. "Aslanım benim be. Hadi Yunus'u hastaneye yetiştirmemiz lazım."
Harabenin içindeki cesetlere baktığında sivil halk olduklarını görünce öfkeyle yumruğunu sıktı. Gerekli yerlere bildirip ekibini helikoptere bindirdi.
"Şerefsizler nasıl da acımadan öldürmüşler o kadar insanı," dedi Erdem öfkeyle. Korhan onlara baktı. "En azından cenazelerine ulaştık. Bu alçakları gebertelim ki ruhları huzura ersin."
"Haklısınız komutanım."
Yunus'u hastaneye yetiştirdiklerinde Gökhan albay da yanlarına gelmişti. İki saatlik bekleyişin ardından ameliyattan çıkan doktor onların yanına gitti. "Doktor bey Yunus nasıl?"
"Hayati riski yok merak etmeyin. Dinlenmesi ve dikişlerinin iyileşmesi lazım." Ekip sevinçle birbirlerine sarılırlarken albay Korhan'a döndü. "Sen eve git artık, ailesiyle ben konuşurum."
"Emredersiniz komutanım," diyerek hastaneden ayrıldı.
-
"Kavşaklara hızlı giriyorsun ama mesafeni güzel ayarlıyorsun," dedi Ekin. Ona karşılık gülümsedim. "Daha ne kadar çalışmam lazım?"
"Yarışacağın insanların refleksleri, direksiyon hakimiyeti ne kadar iyi biliyor musun sen? Boyun kaslarını ne kadar geliştirdiklerini? Şu anki halinle kazanamazsın Reyna, üzgünüm." Haklıydı. Haklı olmasından her ne kadar nefret etsem de haklıydı. Derin bir nefes aldım. "Tamam, çok çalışacağım."
"Gerekirse tüm gününü arabaya harca bir dahaki gelişimde duruma bakarız," dedi Ekin kafamı salladığımda o, arkadaşının motoruna binip geri dönmüştü. Ben de arabayla birkaç saat daha alıştırma yaptığımda gözlerim dolu bir şekilde direksiyona baktım. Küçüklüğünden beridir ralli için hazırlanan insanlarla nasıl yarışabilirdim ki ben?
Çok geç kalmıştım. Her şeye olduğu gibi buna da geç kalmıştım. Hocalar da başta mümkünatı yok çocukken başlamak lazım demişti hevesimi ve yeteneğimi görünce denemek istediler. Manuel arabaya hakim olup elimden geldiğince alıştırma yapmam gerrekiyordu. Sonrasında alacağım eğitimlere yönlendireceklerdi.
Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktım ve fısıldadım. "Lütfen ben başarayım. Senelerdir ağır işlerde çalışarak bu hayalim için para biriktirdim lütfen karşılığı gelsin artık."
Eve döndüğümde güneş batmak üzereydi ve Asya sofrayı kuruyordu. "Baban gelecek mi?"
"Evet, Yunus ağabey vurulmuş ama iyiymiş. Hastaneye gittikleri için yazmamışlar hiç." Aklıma gelen fikirle gülümsedim. "Babanla baş başa kalmak ister misin?"
"Neden ki?" dedi şaşkınca. Onları yalnız bırakmak için ben de Korhan'a gitmeyi düşünüyordum. Balkonda otursak ne olabilirdi ki? Ama bunu Asya bilmemeliydi. "Dışarı çıkacağım da ben."
"Nereye?" dediğinde ellerimi cebime soktum. "Bizimkilerle telefonda konuşurum, uzun sürer. Günlük rutin azarımı yiyince de moralim bozulur dolaşırım."
"Nasıl istersen," dediğinde gülümseyerek odama gittim ve kıyafetlerimi yatağıma serdim. Özensiz duran ama aslında özenli bir kombin yapmalıydım. Spor bir etek ve atlet giyip saçlarımı salık bıraktım ve öndeki tutamlarını arkaya tutturdum. Göz kalemimi dağıtıp pembe allık ve ruj sürdükten sonra hazırdım.
Asya duş alıp hazırlanırken ondan gizlice limon tatlısı da yapmıştım. O fark etmeden balkona çıkıp tatlıyı tam yanımızdaki, Korhan'ın balkonuna koydum.
Ben çantamı ve ceketimi alırken Asya yanıma gelmişti. "Çok tatlı olmuşsun."
"Teşekkürler balım, size iyi eğlenceler." Evden çıkıp biraz bekledikten sonra Korhan'ın kapısını çaldığımda, kesnlikle onu üzeri çıplak, gözlerini ovuşturur şekilde görmeyi beklemiyordum. Ben şaşkınlıkla ona bakarken o kaşlarını çatmıştı. "Uyuduğunu bilmiyordum, özür dilerim. Ben gideyim en iyisi."
Tam gideceğim sırada kolumu tuttu. "Hayır, gel."
Sessiz kalıp içeriye geçtiğimde evinin oldukça düzenli göründüğünü fark etmiştim. Siyah ve beyaz tonlarını kullanmıştı. "Ne kadar düzenlisin."
"Dağınıklık beni rahatsız ediyor," dediğinde güldüm. Bir an onu farklı hayal etmiştim. Olgun ev hanımları misafirliğe gittiklerinde dip köşe temizlik yapıp misafirler ne kadar temiz dediğinde hiç dağınık olmadım, kirli hali bu ayakları yapardı ya Korhan'ı da öyle hayal etmiştim işte.
"Balkona bakmak istersin belki," dedim gülümseyerek. Korhan tek kaşını kaldırırken sessizce gidip balkona baktığında tatlıyı eline alıp gülümseyerek döndü. "Bunu servis edeyim."
"Gerek yok ben yaparım," dedim tatlıyı elinden alarak. O, bana şaşkınca bakarken tebessüm ettim. "Olanları duydum. Gece göreve gitmişsiniz, biri vurulmuş. Uykunu da benim yüzümden alamadın. Bırak ben halledeyim."
"En azından kahveleri yapayım," dediğinde kafamı salladım ve beraber mutfağa geçtik. Ben tatlıyı dilim dilim keserken Korhan da kahveleri pişirmişti. Fincanları almak için arkamdan dolaba uzandığı sırada kapak kafama çarpmasın diye beni geriye çektiğinde başım onun göğsüne çarpmıştı. İri cüssesine yaslıyken kendimi sıcacık bir sığınakta gibi hissetmiştim.
Ama o geri çekildiğinde, o sıcaklık da kayboldu. Kahvelerimizi alıp salona giderken ben de tatlılarımızı götürdüm. Tam yerleştiğimiz sırada kapı çaldığında ona döndüm. "Birini mi bekliyordun?"
"Hayır, siteden biridir," dediğinde beni görmemesi için hızlıca kapının arkasına saklandım. Korhan kapıyı açtığında Asya'nın sesini duymuştum. "Korhan ağabey, babama hazırlamıştım da sana da tabak yaptım."
"Sağ ol Asya'cığım," dediğinde Asya'nın kıkırdamasını duymuştu. "Oo bakıyorum da misafirin var, kahveler falan."
"Çok konuşma hadi," dedi Korhan gülerek. Asya da gülmüştü. "Ah şu duvarların dili olsa da konuşsa."
"Asya," dedi Korhan kızar bir tonda. Ben ise nedense üzüldüğümü hissetmiştim. Çapkın erkeklerden nefret ediyordum! İğrençlerdi!
"Tamam tamam hadi size kolay gelsin," dedi Asya kahkahalar atarak vc gittiğinde Korhan kapıyı kapatıp bana baktı. "Kusura bakma."
"Ben olduğumu bilse öyle şeyler söylemezdi o yüzden önemli değil. Asya bilir, benim çapkın erkeklerle işim olmayacağını," dedim ve içeriye geçtim. Korhan da peşimden geldiğinde sessizce tatlılarımızı yemeye başlamıştık.
"Ben çapkın biri değilim," dediğinde alayla güldüm. "Asya bir bildiği olmasa bunu söylemez."
"Özel hayatımda yaşadığım ilişkiler kimseyi ilgilendirmez. Buna çapkınlık diyorsanız keyfiniz bilir," dediğinde kafamı salladım. "Tabi, kimse sütten çıkmış ak kaşık değil."
"Ya sen?" dediğinde kaşalrımı kaldırdım. "Ben ne?"
"Sen çapkın mısın?" dediğinde gülerek kahvemden bir yudum aldım.
"Özel hayatımda yaşadığım ilişkiler kimseyi ilgilendirmez."