Korhan, penceresini indirdi. Ben de titreyen elimle camı indirdim. Bana bakarken yüzünde şaşkınlık, hayranlık ve o sinir bozucu sırıtmaların en büyüğü vardı. Nefesi kesilmiş gibi fısıldadı. "İmkansız."
"Mümkünmüş," diye tısladım. Kalbim göğüs kafesimi delip geçecek gibiydi. Gözleri, benimkilere kilitlendi. Aramızda bir metre mesafe vardı ama aramızdaki elektrik kilometrelerce hissediliyordu. İkimiz de bu kadar başa baş bir yarış beklemiyorduk.
"Kontrol edelim," dediğinde kafamı salladım. İkimiz de arabalardan indik. Petrol istasyonunun giriş çizgisinin hemen üstünde, iki arabanın burnu da neredeyse tam olarak aynı hizada duruyordu. Santimetrelik bir fark bile yoktu.
"Berabere bitti. Bu ne anlama geliyor?" dediğimde gözleri tekrar parladı. "İkimiz de birbirimize ceza verebiliriz. Ya da ceza olmaz."
Bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe tamamen kapanmıştı. Gözlerini dudaklarıma indirdi. "Ama bil ki tekrarlamak isterim. Çok iyiydin."
"Sen de," diye fısıldadım ben de. Gülümseyerek beni kendisine çekti ve sarıldı. Ben şaşkınlıkla donakalırken sarılmasına karşılık verdim. İri kollarının arasında minicik kalmıştım. Erkekler konusunda, olabileceğim en iyi yerde olduğumdan ona iyice sokuldum ve sıcaklığını hissettim. Kaslı vücudu öylesine güzel hissettiriyordu ki...
Ayrıldığımızda petrol ofisinin marketini işaret etti. "Ben kahvelerimizi alıyorum, kurabiyeleri yeriz."
Kafamı salladığımda o, kahveleri almaya gitti. Ben de arabaya geçip çalıştırdım ve onu beklemeye başladım. Çok geçmeden geldiğinde kahvemi bana uzattı. Tam alacağım sırada ise geriye çekti. Ben öfkeyle kaşlarımı çatarken o gülmüştü. "Kahveni almak istiyorsan bana yetişmen lazım."
Arabasına geçip çalıştırdı ve sürmeye başladı. Ben de gaza asılarak onu takip ettim. O sarılmadan sonra önceki gibi kendimi hırslı hissetmiyordum aksine onunla rekabet etmek bana çok eğlenceli gelmeye başlamıştı.
Tepeye arabaları çektiğimizde kaputun üzerine kurabiye kabını ve kahvelerimizi koydu. İkimiz de atıştırırken manzaraya gülümseyerek baktım. "Çok güzel burası, bir ara bizimkileri alıp içsek mi?"
"Olabilir," dediğinde mutlu olmuştum. Gerçi Asya, Mert ile aynı ortama girmek ister miydi? Bilemiyordum. "Mert, kimi seviyor?"
"Söyleyemem," dediğinde anlayışla kafamı salladım. Ben de dostumun sırrını söylemezdim. "Peki cezalarımıza karar verelim mi?"
"İstiyor musun?" dediğinde hevesle kafamı salladım. "Senin cezan bana bazı zamanlar yemek yapmak olsun."
"Neden?" diye sordum şaşkınlıkla. Daha farklı cezalar beklemiştim doğrusu. "Çünkü yaptığın yemekleri, tatlıları ve bu kurabiyeleri beğendim."
Bunu duymak nedense beni çok mutlu etmişti. Yediğinde beğendiğini belli etmemişti ve bu da kafamda soru işareti oluşturmuştu. "Olur, yaparım tabi."
"Benim cezam ne olacak?" dediğinde gözlerimi vücudunda gezdirdim. Bu hareketim, onun sırıtmasına neden olmuştu. "O geceden beridir aklımda olan bir şeyi yapmak istiyorum."
Ona doğru bir adım attığımda yüz ifadesi ciddileşmişti. "Neyi?"
Daha çok yaklaşıp parmak ucumda yükseldim ve bakışlarımı onun dudaklarına indirdim. "Bunu."
Sessizce birbirimizin dudaklarına bakarken birden beni kucağına aldı ve arabanın kaputuna oturttu. Alttan ona bakarken ellerini iki yanıma koyup yüzüme doğru eğildi. "Yap o zaman."
Derin bir nefes alıp onun dudaklarına yaklaştım ve kendi dudaklarımla buluşturdum. Adeta elektrik çarpmış gibi hissederken bana anlık bir titreme gelmişti. Beceriksizce dudaklarımı hareket ettirirken beni kendisine çekti ve o öpmeye başladı. Üzerimde hakimiyet kurup bizi yönetirken delirecek gibi hissetmiştim kendimi.
Yumuşak dudaklarının baskısını hissedince ona iyice sokuldum. Onun vücuduna kendimi bastırırken kendimden geçmeye başlamıştım. Onun da öyle olmasını umuyordum çünkü fiziksel olarak ondan çok etkilenmiştim. Eli çenemi bulup kavradı ve yüzümü yönlendirerek beni öpmeye devam etti.
Nefes almak için ondan ayrıldığımda mavi gözleri kısılmıştı. Fısıldadı. "Oldu mu?"
"Oldu," dedim gülerek. Hala onun etkisinden çıkamadığımdan, henüz utanma aşamasına geçmemiştim. Bir an önce eve gidip, çığlıklar ata ata Asya'ya anlatmak istiyordum.
Gözleri yüzümde dolaşırken sessiz kaldı ve dönüp manzaraya baktı. Ben de manzarayı izlerken karnımda uçuşan kelebekleri öldürmek istemiştim. Kendimi uçuyor gibi hissediyordum. Korhan'ın telefonu çaldığında hızlıca cevapladı. "Efendim."
"Nereye gitmiş?" Sessizliğin ardından tekrar konuştu. "Tamam geliyorum."
"Ne oldu?" dediğimde omuz silkti ve arabanın üzerinden beni indirdi. "İşle alakalı."
"Gidiyor musun?" dediğimde kafasını sallamıştı. Kurabiye kabını ve kahveleri benim arabamın içine koydu ve bana döndü. "Dikkatli sür."
"Sen de," diye mırıldandığımda beni kendisine çekip sarıldıktan sonra arabasına geçti. O, arabasını çalıştırıp giderken ben de arabama geçip yola koyuldum. İşinin çıkması moralimi bozmuştu aslında.
Evin önüne geldiğimde Asya ile denk gelmiştik. Beni görünce gülerek yanıma geldi ama yüzüme bakınca şaşkınlıkla donakaldı. "Rujun bulaşmış. Ne yaptın kızım sen? Yoksa?"
Yaramazca gülümsedim. "Of delirecek gibiyim."
Asya hızlıca yan koltuğa geçti. "Hangi kahve senin? Ben seninkini içeyim sen de Korhan'ınkini."
Kendi kahvemi ona uzattığımda kurabiyelerden birini ağzına attı. "Anlatsana."
"Arabalarımızla yarış yaptık ve berabere kaldık. İkimiz de birbirimize ceza verdik bu yüzden ve ben de sürekli aklımda olan bir şeyi yaptım. Onu öptüm," dediğimde Asya şok olmuştu. "Ya sonra?"
"Telefon geldi işi çıktı, gitti," dediğimde dudaklarını büzdü. "Açıkçası kendini ona kaptırmandan korkuyorum. Korhan'ı hiç ilişki yaşarken görmedim. Üzülürsün Reyna."
"Sadece içimden geldi. Çok istedim yaptım. Sen onunla aramda bir çekim hissediyor musun?"
"Hissediyorum evet ama Korhan kapalı kutu gibi. Onunla sağlıklı bir ilişki yaşanır mı bilmiyorum. Kalbinin kırılmasını hiç istemiyorum aşkım," dediğinde kafamı salladım. "Tamam söz, dikkat edeceğim. Sahile gidelim mi?"
"Olurrr," dediğinde gülerek arabayı sahile doğru sürmeye başladım. Biraz da orada kaynatabilirdik.
-
Korhan nizamiyeye giriş yaptığında oradaki askerler onu selamlamıştı. Korhan onlara baş selamı verdikten sonra arabadan indi ve yakınındaki uzman çavuşa arabayı işaret ettikten sonra Gökhan albayın yanına gitti. Albay ona baktıktan sonra kaşlarını çattı. "Dudağını sil Korhan. Nizamiyeye sakın böyle gelme."
"Acele ederek geldim, komutanım," dediğinde kafasını sallamıştı. "Mert, atış derslerine girecekti. Hastaneye gitmesi gerekti, dikişi patladığı için. O yüzden seni çağırttım. Çömezler bu kararıma çok üzüldü. Güzel bir antrenman olsun, biraz acı onlara."
Korhan pişkince güldü. "Emredersiniz komutanım."
"Ve Korhan," diye seslendi albay, Korhan tam gitmek üzereyken. "Balıkesir'deki yarbay arkadaşım, eşini devresiyle basmış. Eş seçerken sen de dikkatli ol, diğer çocuklar da olsun."
Korhan duydukları karşısında öfkelenirken kafasını salladı ve odadan çıkıp nöbetçi askerin yanına gitti. "Herkes atış alanına geçsin."
Kamuflajını giyip o da diğer askerlerin yanına gitti. Onu gören askerler hazırda beklerken Korhan bağırdı. "Beni rahatta dinleyin!"
"Bu hafta gerçekleştirdiğimiz her operasyon için sizinle gurur duyuyorum. Siz, çok büyük değil, en büyüksünüz. Bugünkü atış antrenmanını da gırgır şamata olsun diye koyduk sizin için çocuk oyuncağı olur. Herkes dörde ayrılıp sıraya dizilsin."
Tüm askerler "Emredersiniz komutanım," diye bağırıp sıraya dizildiğinde Korhan sıraları inceledi. Tam istediği gibi jilet gibi dizilmişlerdi. "Bu arada bir arkadaş, eşini devresiyle basmış. Evlenirken eş seçimlerinize dikkat edin."
Askerler arasından öfkeli homurdanmalar yükselirken Korhan, atış emrini verdi ve herkes ateş etmeye başladı. Korhan'ın aklına ise tek bir düşünce düşmüştü. Reyna'ya hissettiği o çekim fazlaydı ama askerler için aşk, sevdiğinden ayrı kalmak ve yarının garantisinin olmaması bu kadar zorken bir taraftan da albaydan aldığı haber gibi olayların çok olması onu aşktan itiyordu.
O, ne zaman birine güvenip kalbini emanet edebilecekti?