"Neyi?" diye fısıldadığımda yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi ve geri çekildi. "Kahvaltını yap, bugün yarışımız var."
Hışımla tabağımdakileri yemeye başladım. Onu yendiğimdeki yüz ifadesini çok merak ediyordum. Yenecektim, antrenmanım belki yarışçıları yenmeye yetmezdi ama kesinlikle sıradan birini yenmeme yeterdi. O yüzden tek yapmam gereken şey ona vereceğim cezayı düşünmekti. Beraber uyumak? Sevgilisi olmadığı sürece kaslarını ellemek? Kararsızdım doğrusu.
Yemeklerimiz bittiğinde ben hepimize kahve hazırlamıştım ve birlikte balkona oturmuştuk. Asya tabi ki rahat durmadı. "Mert'i de mi çağırsaydık?"
"Ee onun sevgilisi varmış, rahatsız olabilir," dediğimde Asya'nın gözleri irileşmişti. Korhan bana söylediğinde Asya'ya uygun bir zamanda söyleyecektim ama tamamen unutmuştum. Korhan yudum aldığı kahvesini masaya bıraktı. "Sevgilisi değil sevdalısı var."
"Nasıl yani?" dediğimde iç çekti. "Aklında birisi var. Oldukça da yanık ona."
Asya'nın yüzü düşerken ben, Korhan fark etmesin diye sorular sormaya devam etmiştim. Kalbim Asya için acıyordu doğrusu ama öğrenmesi de iyi olmuştu. Böylelikle ondan vazgeçebilirdi. İleride babasıyla da zor durumda kalmazdı.
Kahvelerimiz bittiğinde Korhan hazırlanmak için evine giderken Asya da ağlamaya başlamıştı. "Ne kadar aptalım ben. Hiç fark etmedim bile!"
"Hayır bebeğim. Sende hiçbir sorun yok sadece yanlış insanı sevmişsin," dedim onun bakır renk saçlarını okşarken. O ise bana sıkıca sarıldı ve öyle ağlamaya devam etti. Üzerimi ıslatan her bir gözyaşı için daha fazla üzülüyordum. O benim her şeyimdi. Kıyamazdım ki ona ben.
Hıçkırarak dakikalarca ağladıktan sonra biraz daha normale döndüğünde benden ayrılmıştı. "Ben biraz yürümek istiyorum. Sen de hazırlan Korhan ile çıkacaksınız ya."
"Seni böyle bırakmam ben, seninle geleyim. Korhan'ı iptal ederim," diyip telefonumu aldığım sırada beni durdurdu. "Hayır, ben yalnız kalmak istiyorum. Sen git onunla."
Israrlarımı dinlemeyip tek başına evden çıktığında ben de oflayarak hazırlanmak için odama gittim. Hızlı bir duş alıp kot şortumu giyip üzerime kırmızı bir askılı geçirdim. Saçlarımı salıp elimle dalgalandırdıktan sonra kırmızı bir ruj sürüp eyeliner ve maskara çektim. Ağzıma önceden yaptığım kurabiyelerden attığım sırada kapı çalmıştı. Korhan olduğuna emindim.
Kurabiyeleri hızlıca bir saklama kabına koyup kapıyı açtım. Korhan alıcı gözlerle beni incelerken kabı ona uzattım. "Yiyelim bunları."
Ceketimi ve çantamı aldıktan sonra beraber asansöre bindik. Onunla yan yana asansörde beklediğimiz sırada parfüm kokusunu alırken gözlerimi kapattım. Odunsu, sert kokulara bayılıyordum ve kesinlikle onun tenine de çok yakışmıştı. Birden ona döndüğümde anında bakışları beni bulmuştu. Ben ise vücudumu da ona döndürüp boynuna doğru yaklaştım.
O eğilip benim parfümümün kokusuna bakmamış mıydı daha önceden? Aynısını ben de yapabilirdim. Boynuna yaklaşıp kokusunu içime çektim. Korhan'ın gerginleştiğini hissedebilmiştim. İyice yaklaştığımda, yeni tıraş olduğu için sürdüğü losyonun kokusunu da almıştım. Üç kokunun yaptığı kombo ise beni mest etmişti. Hem kendi teni, hem parfümü hem de losyonun kokusu...
Asansör durduğunda hızla geri çekildim. O ise sırıtmıştı. İkimiz de siten çıkıp arabalarımızın yanına gittik. Ona meydan okuyan bir ifadeyle bakıp gülümsedim. O da bana aynı şekilde karşılık verdiğinde arabalarımıza geçtik. Onun arabası daha öndeydi. Kendi arabamı çalıştırdığımda Korhan telefondan beni aramıştı. "Başlayalım mı Reyna?"
Arabamı hızlı bir şekilde sürüp yola çıkarak onun önce çıkmasına engel oldum. "Başlayalım."
Telefondan onun gülüşünün tınısını duymuştum. "Caddede ilk kırmızı ışıkta başlayalım."
"Harika," diye mırıldandım gaza daha da asılırken. Dikiz aynasından onu gözetleyebiliyordum. Hız yapmaktan hiç de çekinmiyordu. İddialı olması, zaferimi daha da zevkli yapacaktı.
Hızlı bir şekilde caddede giderken sonunda kırmızı ışığa denk gelmiştik. Ben durduğum anda o da yanımda durdu ve el işareti yaptı. "Tüm kozlarını oyna bakalım Reyna."
Büyük bir kahkaha attım. "Sen de Korhan."
Gözüm kırmızı ışığa kitlenmişti. Yeşil olduğu anda basacaktım. Debriyaja basıp vitesi bire aldım ve pür dikkat ışığı izlemeye devam ettim. "Fazla gerginsin sanki güzelim."
Onu duymazdan gelerek tamamen arabaya odaklandım. Ve işte! Yeşil yanmıştı.
Anında gaza asılıp tekerlekleri bağırttım ve sürmeye başladım. Korhan ise biraz arkamda kalmıştı ama yetişmişti. Telefondan bana laf atmak yerine yarışa odaklansa belki de önde olan o olurdu.
Hızla arayı kapattığını görünce içimden bir küfür savurdum. Bu kadar kolay pes etmeyecektim. Vitesi ikiye atarken devir saati kırmızı çizgide titriyordu. Arabamın motor sesi caddeyi inletiyordu.
Korhan, sol aynadan bana yaklaşıp sırıtan yüzünü gösterdi. "Bu kadar mı Reyna? Daha yeni ısınıyoruz."
Gözlerimi devirdim ama dudaklarım yukarı kıvrıldı. Ona cevap vermek yerine, bir sonraki keskin viraj için pozisyon aldım. Burası benim avantajımdı. Cadde daralıyordu ve ben bu virajı alırken frene dokunmayacaktım.
Viraja yaklaştığımda Korhan, beni geçmek için dış şeride çıkmaya çalıştı. İşte hatası buydu. Tam zamanında direksiyonu kırıp keskin bir manevrayla virajı döndüm ve tekerlekler yola tutunmak için son gücünü kullanırken aramızdaki mesafeyi açtım. Arabasının lastik seslerini arkamda bıraktığımda zaferle gülümsedim.
"Sadece ısınıyorum Korhan!" diye bağırdım, kahkahalarla karışık.
Öne geçmiştim ama bu, savaşın bittiği anlamına gelmiyordu. Yarışımızın bitmesine az kalmıştı ve sırada asfaltlı yol vardı. Bu, hız sevenlerin cennetiydi ve Korhan’ın motor gücü burada devreye girecekti.
Gaza kökledim. Hız ibresi acımasızca yükselirken ilk defa kendime bu kadar güvendiğimi fark etmiştim. Korhan, sanki yerçekimi yasalarına karşı geliyormuş gibi arkamdan yaklaştı ve saniyeler içinde yanıma geldi. Şimdi, neredeyse tampon tampona gidiyorduk
Adrenalin vücudumda yayılırken onunla burun buruna gitmemiz beni çok germişti. Boynumu hafifçe çevirip ona baktım. Yüzündeki o meydan okuyan, ateşli ifade her şeyi anlatıyordu. Gözlerinde ne bir tereddüt ne de bir endişe vardı; sadece kazanma arzusu.
Aramızdaki bu gerilim, sadece hızdan ibaret değildi.
Korhan vites yükseltti ve arabası hafifçe öne fırladı. Hemen ardından ben de aynısını yaptım ama o bir tık daha öndeydi. Omuz hizasına gelmişti. Onu yenersem vereceğim cezaya odaklandım. Kazanan ben olmalıydım, ben.
Final düzlüğüne yaklaşıyorduk. Hedef, caddenin sonundaki büyük petrol istasyonuydu. Korhan benden bir araba boyu öndeydi ve bu mesafeyi kapatmak için son şansımdı. Bir sonraki köprü ayağını geçer geçmez frene dokunmadan, son bir risk alıp, sol şeritten agresif bir şekilde yanına yanaştım.
"Ya şimdi ya asla!" diye mırıldandım ve gaza bir kez daha asıldım. Yapabilirdim, herkese inat ben kendime sonuna kadar inanıyordum. Ben her şeyi yapabilirdim.
Arabam müthiş bir güçle ileri fırlarken, neredeyse onun arabasının yan aynasını sıyırarak geçtim. Tam öne geçtiğimi düşünmüştüm ki, o da son bir hamleyle aynı anda gaza asıldı. Son çırpınışları bana zevk veriyordu doğrusu.
Petrol istasyonunun giriş çizgisi tam önümüzdeydi. Benim ön tekerleğim çizgiye dokunuyordu. Aynı anda, onun ön tekerleği de...
İkimiz de aynı anda frene bastık ve lastiklerin asfaltta bıraktığı yakıcı sesle birlikte yan yana durduk. Motorlarımızın gürültüsü kesildiğinde geriye sadece ikimizin de sert nefes alışverişleri kaldı.