Saat öğleden sonra 3'ü gösterirken okulun ilk günü'nü kazasız belasız ve sıkıcı bir şekilde tamamlamış oldum. Hocalar ilk gün olduğu için konulardan ziyade ismimiz, nereli olduğumuz, geldiğimiz memelekette meşhur olan şeyler, bu bölümü neden tercih ettiğimizi sormuş ve ders saatinin bitimine yakın da dersin içeriği hakkında kısa bilgiler vererek dersi sonlandırdılar. Her şey tamamda yahu sizene milletin memleketinden, oranın meşhur olduğu şeylerden saçma sapan muhabbetler yaa diye düşünerek ilerlerken çoktan ana kapıya doğru geldiğimi farkettim "ulan ben ne ara buraya kadar geldim, o kadar yolu bu kadar hızlı nasıl katettim" diye kendi kendime söylenerek yola çıkıp bir taksi bekledim. Klasik pazartesi şansızlığım yine üzerimde başıma ne gelse hep gün aynı o yüzden herkesten farklı ve haklı olduğumu düşünerek "pazartesi sendromu" sözünün benim için çıktığını düşünüyordum. Her neyse geçmişi düşünmek insanın ömrünü kısaltmaktan başka bir işe yaramıyor, o yüzden napıyoruz her olmasa da çoğunlukla olumlu düşünüp, hayata inat daima pozitif oluyoruz şimdi diyeceksiniz ki sen başına gelenlerden sonra nasıl hala böyle pozitif enerjili olabiliyorsun gamsız bile diyebilirsiniz ama hayır bu gamsızlık değil insanlar hayatlarının belli dönemlerinde bazı zorluklarla karşılaşırlar ve bence bu zorlukları herkes aşabilir kimse güçsüz doğmamıştır sadece bazıları kendilerini yetersiz gördüğü için ya yapmıyo ya da başkalarından medet umuyor ama ben sadece kendime sırtımı dayadığımdan ötürü böyle görünüyorum. Yine kendi moral depomu doldurduğuma göre gelen taksiye el sallayabilirim şansa bakın ki önceki 5 taksi gibi bunun da içi dolu tam elimi indirecektim ki taksi tam önümde durdu ben bana sırıtan şansıma teşekkürlerimi sunmakla meşgulken taksinin çoktan arka kapısı açılmış hatta o kadar hızlı açılmıştı ki indirmek üzere olduğum elime çarpıp beni can sıkıcı bir can acısıyla baş başa bırakmıştı acının verdiği sinirle taksiden inen adama gözlerimi çevirip "körmüsün lan sen ne biçim kapı açmak bu öküz herif burası çıktığın ahırlara benzemez okul bak" diyip elimle yolun diğer tarafında ki okulu göstererek "insanların girip çıktığı yer" dedim. az önce ki olumlu düşünün pozitif olun diyen kimdi demeyin o moral depolayan şeker kız Geceydi bu ise can acısının verdiği siniri acıtandan çıkaran cadı kız Gece bir çok insanda olduğu gibi benim de içimde barındırdığım bir çok karakterim var ve şu an 'cadı Gece' aktifleşmiş durumda. Nerede kalmıştık haahhh evet şu öküze had bildiriyoduk ki had bildirdiğimiz yada bildirneye çalıştığımız öküz şu an benden uzaklaşmış okula doğru gidiyoduk hemen peşinden koşup durdurdum "nereye gidiyosun bir özür dileme zahmetinde bile bulunmadan" diyip dik dik baknaya başladım benimle uğraşmak istemiyormuş gibi elini savurarak hiç bir şey demeden ilerlemeye başladı yine ama bende Geceysem o özrü alacaktım bu en az 1.90 boylu esmer, kara kaş, kara gözlü tabir-i caizse kara yağız delikanlıdan hayır saçmalamayın tabi ki etkilenmedim ülkenin ortalama erkek tipi buydu zaten sadece beni etkileyen başka bir şeydi ve bu etki bana bir daha bu çocukla bir daha aynı havayı bile soluma diyodu tabi önce özrümüzü alıp ondan sonra bu sözü dinleyecektim bizim sınıftan değildi buna eminim isim ve görüntü hafızam iyidir oradan hatırlıyorum. Sanırım benden kurtulamayacağını anlamıştı hatta elinde ki dosyaya bakılırsa ödev falan yetişitirmeye çalıştığıda her halinden belli çünkü çok hızlı hareket etmeye çalışıyordu. Bıkkın bir nefes verdikten sonra "özür dilerim" cümlesini duydum ve onu serbest bıraktığım gibi "baş belası" diye mırıldanarak koştur koştur okula doğru gitmeye başladı ardından "sen bana mı dedin onu" desem de bana dediğinin farkındaydık. Çok kafama takmayıp, ilk günden bu kadar telaş yapmışsa üst sınıflardan inek bir öğrenciydi muhtemelen. "Haa ineekk ha öküz ne fark eder değil mi canım ikisi de aynı ırktan sonuçta" diyip gülerek arkamı döndüm ama bana yine hüsran yine keder diyip oturduğum yere geri gittim bir özür için ne zamandır beklediğim taksiyi de kaçırmıştım iyi mi moral bozukluğumu da elime yamacıma alarak bu böyle olmaz diyip otobüs durağına gitmeye karar verdim zaten öğrencilerin olduğu yerde taksinin işi neydi ki genel olarak hangi öğrenci otobüs varken taksilere biniyor ki otobüs durağında otobüs beklerken telefonuma baktım ki ikizler yine demirle beraber spor salonunun ücretsiz mesaisini almışlar gibi duruyordu nasıl mı savaş büyük kuzenim ergenlik dönemlerinde bütün kızları peşinden sürüklemiş bir yakışıklılığa sahipti ki hala öyle ama yakışıklılık tek başına yetmemiş olucak ki buna bide sporu katmış ekstra bir karizma katmıştı havasına tabi şu an amcamın şirketinde yeni mezun bir mimar ve her zaman ki gibi yine en iyisi olabilmek için çok çalışıyor bu da spora neredeyse hiç zaman ayıramamasına sebep oluyor neyseki o zamanlar çok çalıştığı için vücudu hala çok fit yada ta o zamanlardan bugünleri görmüş olucak ki temeli daha o zamanlar sağlam atmıştı. Hal böyle olunca bizim ergenliğe yeni giren 3 kafadar da "abi sen nasıl o kadar kızı peşinden koşturuyodun bize biraz tüyo ver dediler ve sonuç demir 4 ikizler 3 yıldır o spor salonunun müdavimi olmuş durum da selim sadece sağlığım için gidiyorum fazla abartmıyorum diyip sürekli gitmese de demir ve semih orada artık ücretsiz mesai yapıyorlar nasıl mı? Amcam bir gün okula gidip hocalarıyla konuşuyor ve yedikleri her boku öğreniyo dersleri asmadan tutun da sınıf düzenini bozmaya not düşüklüğünden kız düşürmeye çalışmalara kadar amcam da bunları duyduktan sonra haklı olarak sadece yemek içme ulaşım için harçlık vermeye başladı sadece çok önemli bir sebep olduğu zaman bizzat amcamdan istenilen belli bir kotası olan ücret ile geçiniyorlardı iki akıllımız da böyle bir çözüm bulmuşlar kendilerince sabah erkenden gidip spor salonunu açıyorlar yetkili birileri gelene kadar sporlarını yapıp okullarına gidiyorlar okuldan sonra da istedikleri saatte gidip sporlarına devam ediyorlar son iş olarak spor salonunu toparlayıp, düzenleyerek salonu kapatıp çıkıyorlar, tabi tüm bu olanlar amcamın bilgisi dahilinde olan işler zaten spor salonunun sahibi amcamın eski bir arkadaşı olduğu için bizim fırlamalara ses etmiyo aksine onun işine geliyor bu yaşlarında hayatın zorluklarını öğrenmeleri için önlerine taş koymuyor. Otobüs gelir gelmez, neyse ki iş çıkış saati olmadığı için çok kalabalık değildi hemen binip kulaklığımı takarak bir yere oturup yolu seyrederek eve doğru ilerlemeye başladım. Tam kendimi müziğin ritmine kaptıracakken telefonum çaldı arayan kişi yengemdi evet o günden beridir aramız iyi olmaya başlamıştı hala ona karşı bazı çekincelerim olsa da eskisine nazaran şimdi iyiydik kendisi o günden beridir bana hep biraz daha yaklaşıp bana bir anne gibiden ziyade bir abla gibi olmaya başlamıştı. Onu çok bekletmeden hemen telefonu açmıştım
~"Alo. Efendim yenge" dedim diğer uçta ki yengeme
~"Gececim merhaba bitti mi dersler erken arayıp dersini bölmemişimdir umarım" dedi
~"yok yenge ders bitti otobüsteyim şimdi" dedim sürekli olmasa da arada bindiğimi bildiği halde yine şaşıracaktı eminim ve çok beklemeden şaşkınlık nidasını duydum bile
~"Canım bir taksiye binseydin yaa otobüselerde niye perişan ediyosun kendini" dedi beni düşündüğüne emindim ama herkes nasıl biniyorsa bende binebilirim ne var ki bunda diye düşünmekten çoğu zaman kendimi alamıyordum bu mevzuyu çok uzatmak istemediğim için elimden geldiğince kısa kesmeye çalıştım.
~"Yok yenge taksiyi bekledim ama hep dolu geçiyorlardı malum semtin çoğu öğrencilerden oluştuğu için de taksiler pek boş geçmezler oradan" dedim ki yalan da değildi çok beklemiştim sonuca da varmak üzereydim ki o öküz karşıma çıkmasaydı. Çok geçmeden yengemin tam olmasa da ikna olmuş sesini duydum
~"Tamam tatlım sen bilirsin kocaman kızsın tabi ki nasıl hareket etmek istersen öyle edersin benim ki bir tavsiyeydi sadece" diyip biraz bekledi mırıldanışına bakıcak olursak yine niye aradığını unuttu ve "ne için aramıştım bennnn" diye mırıldanarak arama sebebini hatırlamaya çalışıyordu neyse ki çok beklememe gerek kalmadan arama sebebini hatırladı
~"Haahh hatırladım akşama geç kalma tatlım amcan mantı istedi kendi ellerimle size mantı yapıcam çocukları da sen ararsın benim çok işim var onları arayacak fırsatım yok"
~" tamam yenge ben ararım onları sen de çok yorma kendini bekle ben geleyim 1 saate orada olurum birlikte yaparız" dedim.
~"yok tatlım ben yaparım 'senin boks günün değil mi bugün?' hem bir yemek için programını aksatma srn çocukları ara ve akşam yemek saatinde burada ol yeter" diyip biraz bekledi ve "bu arada ilk günün nasıldı?" dedi başta soracağı soruyu yine unuttuğunu anlamış olduk böylece.
~iyiydi her okulda olan ilk gün klasikleri; tanışma merasimi ardından nereden gelindiği bölümü neden tercih ettiğimiz sorularıyla dolu bir gündü yani"
~"Hımm anladım neyse akşam gelince konuşuruz hadi görüşürüz çok işim var diyip" bir karşılık beklemeden hemen telefonu kapattı deli kadın yaa...
Otobüste ilerlerken yengemle aramızda ki görünmez dauvarların yıkılmaya başladığı o güne gitti aklım
Yemek odasında ben ve yengem dışında kimse yok ve yengemden ise bir acı nidası dışında bir ses çıkmıyor ben zaten dilimi yutmuş gibi korku, endişe ve şaşkınlıkla sus pus olmuş ona bakıyorum çok geçmeden her zaman ki sakin yüzünü bana çevirdi her durumda böyle sakin, hızurlu ve hayatta hiç bir derdi yokmuş gibi bir yüz ifadesine nasıl bürünebildiğine şaşırıyordum açıkçası çok geçmeden yüzümde ki ifadeyi görmüş olucak ki gözünden bir saniyeliğine de olsa geçtiğine yemin edebileceğim pişmanlığı hemen aşıp sakin yüz ifadesini takınarak bana doğru gelmeye başladı korku ve şaşkınlıkla kendimi açıklamaya çalışarak ağzımı açtım
"Yenge gerçekten bilerek olmadı..." daha fazla konuşmamam için elini kladırıp önümde durdu gözümün içine bir kaç saniye baktıktan sonra hiç beklemediğim bir anda bana doğru eğilip bana sarıldı. Şaşkınlıkla öylece kalakaldım beni sarmalamayı bırakıp bir sandalyeye oturup elimi tuttu ve benimle göz teması kurarak miladımız olan o cümleleri söyledi; "Bu hareketi bilerek yapmadığının farkındayım sakın sorumlu olmadığın bir şeyden ötürü kendini suçlu hissetme ben bunun pişmanlığını yaşıyorum ama sen yapma hiç bir zaman" son cümlesinin amacını anlayamamıştım ama fazla da düşünmedim zaten yengem sözlerine devam ederek "Sen ve kardeşlerin de artık bu evin fertlerisiniz her ne kadar üzerinde ağır sorumluluklar olduğunu düşünsen de yanlış düşünüyorsun bunu bil amcan ve ben sizi asla yalnız bırakmayacağız lütfen kendini yalnız ve ağır sorumluluklar altında hissetme senin ve kardeşlerinin üzerine alınacak her kararı tek başımıza değil siz belli bir yaşa gelinceye kadar sana da sorarak alıcağımızı sakın unutma" diyip bana sanki çok özlediği birini yeni görmüş gibi bu sefer daha sıkı bir şekilde sarıldı.
O an tek dileğim bunun bir rüya olmamasıydı ağlamak istiyordum ama yengem gözlerimin içindeki bulutları görür görmez sakın ağlama mutluluktan da olsa bu çatı altında yaşayan herkese yasaklıyorum diyip suratıma burukça gülerek bakmaya başladı...
Otobüs ineceğim durağa varmak üzereydi kulaklığımı çıkarıp bekledim otobüs durağa yaklaşınca kapıya doğru ilerledim kapılar açılır açılmaz kendimi dışarı attım hemen arka sokakta bulunan dövüş kulubüne doğru ilerleyip kapısında durdum 2 yıl önce aldığım uzmanlık sertifikam ile uzun zamandır hayalini kurduğum bu kulübü açmıştım kulübün tek amacı çocuk ve kadınlara kendilerini dışarda ki tehlikelere karşı savunabilmeleri için yeterli cesaret ve taktik geliştirmeleri. Çok beklemeden kapıyı açıp içeriye doğru ilerledim kulüp bodrum katıyla beraber 3 katlı bir biçimde inşa edilip bodrum katı çocuk ve kadınlar için dövüş eğitimi alabilmeleri için oluşturuldu zemin kat çocuklar için oyun parkı üst kat ise kadınların günlerini yapabilmeleri için oluşturuldu. Ne alaka değil mi ama hangi koca karısının kendinden güçlü bir eşinin olmasını ister ki hele ki bazı babalar özellikle kız çocukları için "ne işi varmış öyle yerlerde okula gönderiyoruz yeter otursun oturduğu yerde" diye düşünen kafaları ezebilmek için böyle bir kamufleye ihtiyacımız vardı. Görüntü şunu anlatacak kadınlar haftanın bir günü toplanıp hamamda eğlenirken çocuklar da o süre de parkta eğlenecek kocalar da ya işte ya kahvede ne zararı var bunun gidip 2 göbek atsında zayıflasın gözüm gönlüm açılsın diyerek aşağılık düşünceleriyle yaşamaya devam edecek ta ki sınırları aştıkları o güne kadar işte o zaman hepsinin eli kolu bağlı dili lâl olacak bunu o kadın ve çocuklarla birlikte başarıcaz. İnşaat dönemde mimar ve mühendisleri hayatlarından soğutsam da başarılı bir sonuç elde etmiştik. İlk önce bodrum katına inip çocukların olduğu tarafa ilerledim hepsinin beni görünce yüzlerinde oluşan mutluluğu görmemek için kör olmak gerekirdi, ama içinde en önemlisi olarak saydığımız "dikkatini asla dağıtma" kuralımıza sadık kalarak gözlerini benden alarak hocalarına döndüler hoca içlerinden en hırçın olan Ali'yi çağırarak eline taktığı boks minderlerini havaya kaldırarak "bana geçen hafta öğrendiğiniz hareketi göster" diye komutu verip gardını aldı Ali 1-2 saniye hocasının gözünün içine bakıp ani bir döner tekmeyle sağ eline tekmeyle vurdu hoca fiziksel olarak çok etkilenmedi ama Ali'nin bu yaşta yapabildiği harekete "aferin devam et" diyerek cesaretlendirdi ama Ali'nin cesarete ihtiyacı yoktu çünkü zaten yeterinden fazla bir enerjisi vardı ve onu burada tüketerek kendini sakinleştiriyordu annesinin katili babasıyla bir arada yaşamak zorunda olduğu için yeterince kin ve nefret doluydu zaten ve bence kötü bir yola sapmaması için burası oldukça iyi bir seçenekti onun için, belki bu yüzden onu anlayabiliyordum hayatın bize sunduğu şeyler birebir aynı olmasa da benzerlikler çoktu. Çocuk tarafında çok beklemeden kadınların olduğu bölüme geçtim onlar da aynı kurala sadık kalarak beni görmelerine rağmen yüzlerinde mimik oynamadı ama gözlerinde ki minnet her zaman gözle görülür biçimdeydi. Bu bakışı sevmediğimi, bir daha bana böyle bakmayın dememe rağmen hala devam edip beni kızdırıyorlar, benim tek istediğim onları zayıf görenlere hadlerini bildirmeleri bunu gerek sözleriyle gerekse hareketleriyle sadece "o bemden güçlü susmazsam nefesim kesilir" algılarının yıkılması ki bunu daha yolun başındayken bile başarabildiğimizi görüyorum. Bir kaç dakika sonra biten dersle bana doğru gülen yüzleriyle gelip;
~"kız sen neredesin kaç saattir gözümüz yollar da kaldı yaa" diye sesinde ki bariz eğlenen tonla soran neboş yani nebahat ablaya aynı onun ki gibi bir tonlamayla;
~"Nerede olucam neboşum okuldaydım bugün okulun ilk günü" diye karşılık verdim kimisi okul yüzü bile görememiş, kimisi ilkokul mezunu en şanslısı liseyi yarıda bırakmak zorunda kalmış olamanın verdiği heyecan ve merakla
"Üniversite nasıl bir yer kız hep görüyoz televizyondan hep anlatsana biraz diye beklentiyle suratıma bakmaya başladılar. Daha yeni ilk günümdü ne olduğunu anlayamadım ki size de anlatayım demedim tabi ki, Biraz da olsa açıktan okul okuma işine sıcak bakarlar diye abarta abarta anlatmaya başladım
Sesime biraz heyecan, biraz da memnuniyet katarak
"Kıızzzllaaarrrr" diye başlayıp biraz bekeldim ki heyecanları biraz daha artsın sonra sözlerime devam ettim "çookk güzel var ya böyle kocaman binalar her bölüm için ayrı ayrı yapılmış kafeler lokantalar marketler kııızz giyim mağazası bile var sanki böyle küçük bir şehir gibi oraya giden bir daha çıkmak istemiyo valla kusura bakmayın ama bugün orayı bırakıpta buraya hiç gelmek istemedim bugün inanır mısınız? Diyip gözlerinin içine baktım baktım merak harlanıyo daha da abarttım "hocalar zaten ders falan ne haberleri yok ister gelin ister gelmeyin size bırakıyorum diyo valla hep derlerdi de inanmazdım ama üniversite bir başkaymış kıızzllaaaarrrr" diyerekilk günden bu kadar yeter fazlası şüphe uyandırır diyerek sözlerime noktayı koydum. Halime abla daha yirmilerinde olmanın verdiği heyecanla
~"peki hiç yakışıklı oğlan yok mu kız" Diye sordu
Ona gözlerimi kısarak baktım ve "Ulaş abi duymasın kız halime valla kimse alamaz elinden sen uslanana kadar vallahi bir güzel elden geçirir seni ona göre artık nasıl geçireceğini biz demeyelim sen anla" dememle tüm kadınlarla beraber kahkahalarla gülmeye başladık Halime darılmış gibi "aşk olsun yaa ondan mı dedim ben hem benim ulaşımdan başkasını gözüm görür mü?" Dedi sitemle karışık alayvari sesiyle sonra o da gülmeye başladı. Neyse ki ulaş abi bu işte bana çok yardımcı olmuş efendi nazik kadınlara karşı saygılı olan biriydi halime ablayla ergenlikten beri birbirlerini seven ve kavuşan aşıklardan onlar yani ikisi de eşten yana yüzleri gülen bir çift 3 yaşındaki ikizleri Alp ve Can'la mutlu bir hayatları var. Ulaş abi olmasa eminim tüm bunlar olmayacaktı kendisi şu an özel bir şirkette yaptığı muhasebecilikle ailesini geçindiren muhteşem bir insan ilk kayıt yaptıran ise bizzat kendisi eşini kaydederek hem diğer kadınlara ön ayak olmuş hemde eşini "ben hep sizinle değilim biz evlenmeden önce olanları biliyorsun sen sadece tedbir amaçlı bu işi öğren ki kendini ve çocuklarımızı koruyup kolla ben de içim rahat bir şekilde işime gidebileyim." Diyip halime ablayı en zayıf noktasından vurarak ikna etmişti. Halime abla 15 yaşında kuzeninin kendisine olan takıntısı yüzünden sürekli diken üstünde yaşamış biri hep seni alıcam benim olucaksın diye naralar atarak kendinden korkutan zaten hiç sevmediği biriyken daha da nefret etmesini sağlayan biriydi halime abla, kuzeninin sıkıştırmalarından bunalarak ve bir de ya bana bir şey yapar da sevdiğme kavuşamazsam diye 18 yaşına basar basmaz tutmuş ulaş abinin elinden "ya beni artık istersin babamdan yada bu iş burda biter" demiş ulaş abi'nin de canına minnet daha üniversite ikinci sınıftayken gençliğinin ve heyecanının vermiş olduğu cahillikle halime ablayı orda bırakıp koşup gitmiş babası Ahmet amcanın karşısına dikilmiş "ben senin kızını seviyorum okul okuyorum ama mezun olur olmaz iş güç sahibi olucam boş gezmem kızını açta açıkta bırakmam mutlu olması için elimden geleni ardıma koymam" diyip Ahmet amcanın cevabını beklemiş Ahmet amca ilk önce duruma kaşlarını çatsa da neyse ki anlayışlı adam ki bu işler öyle ayak üstü hallolucak işler değil evladım sen şimdi git ben kızımla konuşayım o ne diyor fikrini alayım ona göre sana haber veririm olumluysa al ananı babanı gel iste ama yok hayır derse kusura bakma benimde bir tane kızım var onu da istemediği adama vermem ulaş abi o sıra dilinin ucuna kadar gelen "...senin kızın da beni seviyo o dünden razı bu işe akşama alayım anamı babamı geleyim" cümlesini sevdiğim zor durumda kalır diye geri çevirdi ve olur anlamında başını aşağı yukarı salladı.. eeesi ahmet amca tabi ki her şeyi biliyor ama kızını utandırmamak için soruyo olumlu cevabı alınca da çağırıyo ulaş abinin ailesini annesi biraz burun kıvırsa da o da halime ablayı tanıyan seven biri, sadece oğlu için memleketinden amcasının torunu olan bir kızı istemek için di burun kıvırışı sonra zaten zamanla kendisi canım, yavrum, kızım diyerek durumu kabullendiğini belli ediyor. 2 yıl nişanlılık, okul biter bitmez girilen iş, zaten öncesinde de okul zamanı bizzat ulaş abi tarafından yapılan birikimler ve çok az bir krediyle bir düğün hemen ardından gelen hamilelik ikizlerin doğumu derken onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Yani daha ne olsun değil mi? Kuzeni ne mi oldu o hala halime ablayı gördüğü yerde gözünü dikip baksa da hem babası hem de amcasından aldığı tehdit dolu uyarılarla bir şey yapamıyor çünkü o da biliyor babasının adaletini sözünün eri bir adam olduğunu "bir şey yapacak olursan bizzat ben hadım ederim seni o yüzden uçkuruna da nefsine de diline de gözüne de hakim olacaksın." Saatime bakıp akşam altıya geldiğini görünce hemen telaşla toparlanıp "neyse kızlar sonra görüşürüz benim bugün tam saatinde evde olmam lazım yengem bizzat arayıp söyledi ki ben kardeşlerimi de arayamadım zaten hadi dikkat edin kendinize diyerek koşar adım çıkış kapısına doğru ilerledim ana caddeye çıkıp taksi bekledim iş çıkış saati olduğu için gelen taksiyi hemen durdurup içine atlayıp adresi verdim biraz hızlı olması söyleyip hemen semih'i aradım telefon biraz çaldıktan sonra açıldı ve semih'in nefes nefese konuşan sesini duydum "alo efendim ablaların en güzeli" bu hitap çok klasik olsa da hep bana özelmiş gibi hissettiriyordu bu veletler söyleyince çok mayışmadan hemen cevap verdim
~"canım akşama mantı var demir'e de söyle yengem kendisi yapıyor ve bizim tam saatinde orada olmamız gerek selim de yanında mı yoksa ben arayayım mı?" "Yok abla o da yolda bize doğru geliyodu ben arar direk eve geçmesini söylerim" "tamam evde görüşürüz" diyip telefonu kapattım. Muhtemelen onlar benden önce varırlar çünkü spor salonu eve yakın ve demir'in tehlikeki de bulsam çoğu zaman hayat kurtaran son model bir motoru var çok yakın mesafeler ve hız sınırı aşılmadığı sürece şimdilik kullanmasına izin ceriliyor ta ki 18 yaşına gelene kadar. Bence bu kural ömür boyu devam etmeli ama genç birinin hayatına karışmak bana göre olmadığı için bana fikrim sorulmadığı sürece sesimi çıkartmıyorum. Takıldığım trafik bana geç kalıcağımın sinyallerini verse de en azından yemeğin ortasına yetişebilmeyi diledim. Bir buçukluk saatin ardından geç kalmış olsam da nihayet eve varmıştım saate bakacak olursak ve beni biraz bekleyip gelemeyeceğimi anlayıp yemeğe geçmiş olabileceklerini de düşünürsek şu an yemeğin ortaların da falan olmalılar daha fazla geç kalmamak için koşturarak bahçe kapısından içeri girip kapıyı anahtarımla açıp hemen içeri girdim çantamı vestiyere bırakıp hemen yemek odasına doğru ilerledim neşeli bir sesle kapıdan içeri girip
"Selam ASLAN ailesiiiiiii..." dedim ama cümlem amcamın sevecen, yengemin yine mi?, savaş'ın şaşırmadım bakışları, demir'in eğlenen, ikizlerin ver bakalım bu sefer de sıyrılabileceğin bir hesapta görelim bakışlarıyla karşılaştım. Ama bunların şimdilik erteleneceğini biliyordum. Çünkü; masamız da bir misafirimiz var dı. Arkadan gördüğüm kadarıyla tanımıyodum bu misafiri yengemin hanımefendilik derslerine göre hareket ederek ona doğru ilerleyerek "Hoşgeldiniz geç kaldığım için kusura bakmayın lütfen" dedim nihayet ayağa kalkmak aklına gelicek ki kalktı ve sırıtan bilmiş bir yüz ifadesiyle bana döndü... hay dönmez olaydı nerden çıktı şimdi bu bunu düşündüğümü anlamış olacak ki şaşkınlık ve merakla dolu suratımla eğlendiği her halinden belli bunu hiç çekinmeden sesine de yansıtarak.
"Merhaba ben Aktan ŞAHİN" dedi neydi bu şimdi neler oluyor der gibi bizimkilere baktım gayet rahattılar tekrar Aktan denen adama dönüp
"Yani?" Dedim sorar gibi
"Yanisi Ayla hanım öz teyzem olur" dedi kulağıma hafif eğilerek "yani tek vasfım 'öküzlük' değil başka vasıflarım da var" dedi eğlenen ses tonuyla ama bir fark vardı ben hiç eğlenmiyordum...