Kafes

546 Words
Tahsis edilen daire Boğaz manzarasına bakıyordu. Beşiktaş'taki eski evimden en az üç kat büyük, en az beş kat pahalıydı. Pencereler tavana kadar uzanıyor, İstanbul'un silüetini bir tablo gibi çerçeveliyordu. Ama içeri adım attığım anda mideme bir şey oturdu. Derin bir nefes aldım, ciğerlerime yeni boya kokusu doldu. Duvarlar krem rengiydi. Zemin parkeydi, ısıtmalı. Her şey kusursuzdu. Her şey, tam olması gerektiği gibiydi. Fazlasıyla. Salona geçtim. Gardırobu açtım. Raflarda bedenime uygun kıyafetler sıralanmıştı. Blazer ceketler, ipek gömlekler, kalem etekler. Hepsi benim stilimde, hepsi benim bedenimde. Ama hiçbirini ben almamıştım. Banyoya yöneldim. Aynanın önünde kullandığım markanın şampuanı, saç kremi, cilt bakım ürünleri diziliydi. Eczaneden kendi ellerimle seçtiğim serum bile oradaydı. Mutfakta durdum. Tezgahın üzerinde bir kahve makinesi, yanında en sevdiğim çekirdekler. Guatemela, kavrulmuş, orta sertlikte. Çekmeceleri açtım, çatal bıçak takımı yepyeniydi. Buzdolabı doldurulmuştu; taze meyveler, sebzeler, bir şişe soğuk su. Sanki biri beni yıllardır tanıyordu. Ama tanıyanın kim olduğunu bilmiyordum. Hayır, biliyordum. Çalışma odasına yürüdüm. Meşe bir masa, deri bir koltuk, bir kitaplık. Ama kitaplık boş değildi. İçinde hukuk kitapları, Gabriel García Márquez'in Kırmızı Pazartesisi, Orhan Pamuk'tan Masumiyet Müzesi. Okuduğum, sevdiğim kitaplar. Masanın üzerinde ise babamın fotoğrafı vardı. Eski evimden hiç taşımadığım, buraya nasıl geldiğini bilmediğim çerçeveli bir fotoğraf. Onu elime aldım. Babam gençti bu fotoğrafta. Atölyenin önünde çekilmiş, gülümsüyordu. Arkasında Demircioğlu Tekstil'in eski tabelası. Elimi fotoğrafın üzerinde gezdirdim. Camı soğuktu. Ama içimde bir yerler yanıyordu. Resepsiyondaki kadının yüzüne yerleştirdiği o profesyonel gülümsemeyi hatırladım. Adımı sormamıştı. Randevu kartımı da. Daha lobiye adım attığım anda her şey hazırdı. Bu daire de öyle. Dairenin her köşesi, her detayı benim için hazırlanmıştı. Ama bu bir hediye değildi. Bu bir mesajdı. Telefonumu çıkardım. Sarp Soykan'ın numarasını tuşladım. Çaldı, çaldı, açıldı. "Sarp Bey, daire için teşekkür ederim." "Beğendiniz mi?" Sesi sakindi. Hiçbir şey olmamış gibi. Dün geceki mesajı atmamış gibi. Viaport'taki restorandan haberi yokmuş gibi. "Bazı eşyalarım... fotoğrafım, kitaplarım... bunlar buraya nasıl geldi?" Kısa bir sessizlik oldu. Telefonun ucunda nefesini duydum. Sigara içiyor muydu? Yoksa sadece düşünüyor muydu? Karar veremedim. "Beşiktaş'taki evinizin anahtarı kapıcıdaydı. Taşınma işlemlerini ben hallettim. Beğendiyseniz ne mutlu." Cevap vermemi beklemedi, telefonu kapattı. Ekran karardı. Kendi yansımamı gördüm camda; elinde telefon, yüzünde şaşkınlık. Pencereden Boğaz'a baktım. Köprünün ışıkları yeni yanıyordu, turuncu bir çizgi gibi kıtaları bağlıyordu. Altından gemiler geçiyordu, simsiyah sularda ağır ağır ilerliyorlardı. İstanbul ayaklarımın altındaydı. Ama ben kendimi hiç bu kadar küçük hissetmemiştim. Kafese konmuş bir kuşun, kafesin büyüklüğüne şaşırması gibi. Şaşkın ama tedirgin. Telefonumu sehpaya bıraktım. Tam o sırada kapı çaldı. Hafif, tek bir tıkırtı. Ürperdim. Koridorda yürüdüm, kapıyı açtım. Kimse yoktu. Boş koridor, loş ışık, sessizlik. Ama paspasın üzerinde küçük, siyah bir kutu duruyordu. Kadife kaplı, yüzük kutusu büyüklüğünde. Eğilip aldım. İçeri getirdim, sehpanın üzerinde açtım. İçinde bir satranç taşı vardı. Siyah piyon. Mat vernikli, soğuk. Ve altında bir not: "Yerin belli. Hamleni bekliyorum. – SS" Notu avcumun içinde buruşturdum. Kalbim hızla çarpıyordu. Ama sinirden mi, korkudan mı, yoksa başka bir şeyden mi emin değildim. On dokuz yaşındayken arka bahçede kitap okuduğum günü hatırladım. Gabriel García Márquez. Sonra babamın sesi: "Kızım, misafirimiz var." Sonra dönüp baktığımda gördüğüm o adam. Gri takım elbiseli, çelik mavisi gözlü. Bir an durmuş, bana bakmıştı. Sadece bir an. Sonra arkasını dönüp gitmişti. O an bir şey hissetmemiştim. Şimdi ise o anın, hayatımın miladı olduğunu biliyordum. Üç yıl. Üç yıldır beni tanıyordu. Üç yıldır izliyordu. Ve ben üç yıldır hiçbir şey bilmiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD