Bahçede yürürken gözüme bir şey takıldı. Yalıdan biraz uzakta, ağaçların gölgesinde eski bir depo vardı. Kapısı aralıktı, içeriden loş bir ışık sızıyordu. Merak ettim, yaklaştım. Kapıyı ittim, içerisi toz kokuyordu. Eski mobilyalar, koliler, örtülerle kaplanmış eşyalar. Ama gözüm hemen köşeye gitti. Orada, tozlanmış, unutulmuş bir tekerlekli sandalye duruyordu. Deri kaplaması solmuş, metal kısımları paslanmıştı. Ama oradaydı işte. Arkamda bir ses duydum. Döndüm. Sarp kapıda duruyordu. Yüzündeki ifadeyi daha önce hiç görmemiştim. Ne kızgın ne soğuk. Sadece çıplak. "Kalmasına izin verdiğiniz tek anı bu mu?" diye sordum usulca. Cevap vermedi. Sandalyeye yaklaştı, elini kol dayanağına koydu. Parmakları deriyi okşadı, sonra bıraktı. "Kaza geçirdim. Altı yıl önce. İki yıl bu sandalyede oturdu

