Temmuz ayında İstanbul kavruluyordu. Boğaz'ın suları bile durgunlaşmış, şehir sıcak bir battaniyenin altına girmiş gibiydi. Klimalar yetmiyor, insanlar gölgelere sığınıyordu. Vakıf işleri yoğunlaşmış, ekibimle birlikte onlarca aileye ulaşmıştık. Sarp'la çalışma ilişkimiz değişmişti; daha az mesafeli, daha az resmiydik. Ama aramızda hâlâ bir şey vardı. Bir gerilim. Bir beklenti. Ne zaman kırılacağını bilmediğim bir cam. Bir akşam vakıf ofisinde çalışırken Sarp geldi. Saat gece yarısına yaklaşıyordu, ofis boştu, sadece benim masamın ışığı yanıyordu. Kapıyı çaldı, elinde bir şişe şarapla içeri girdi. Şişeyi masama koydu, sandalyeyi çekti, oturdu. "Bugün doğum günüm," dedi, şişeyi açarken. "Ve bunu kutlamak istemiyorum. Ama yalnız da olmak istemiyorum." Şaşırdım. Sarp Soykan'ın doğum günü o

