Sabah ışığı perdelerin arasından sızarken uyandım. Boynum tutulmuştu, koltukta uyumaktan. Ama Sarp'ın eli hâlâ avcumdaydı; parmakları gevşemiş, avcu sıcak, nabzı sakindi. Ateşi düşmüştü, alnı serindi, nefesi düzenliydi. Yüzü uykudayken başkaydı; daha genç, daha az sert, daha az Sarp Soykan. Uykuda herkes eşitti; maskeler düşer, zırhlar çıkar, geride sadece insan kalırdı. Elimi usulca çektim. Uyanmadı. Yavaşça ayağa kalktım, sırtımı esnettim. Saat sabahın yedisiydi. Hizmetçi henüz gelmemişti, yalı sessizdi. Mutfağa indim. Yalının mutfağı büyüktü; endüstriyel bir restoran mutfağı gibiydi. Paslanmaz çelik tezgahlar, dev bir buzdolabı, tavana kadar dolaplar. Ama buzdolabını açtığımda içerisi neredeyse boştu. Bir kutu süt, biraz peynir, bayat ekmek, iki yumurta. Sebze çekmecesinde yalnız bir d

