Ekim başında Sarp bana satranç öğretmeye karar verdi. "Oyunu biliyorum," dedim, itiraz edercesine. "Biliyorsunuz," dedi, o sinir bozucu gülümsemesiyle. "Ama iyi bilmiyorsunuz. Ben size iyi oynamayı öğreteceğim." Her hafta sonu yalıda buluşmaya başladık. Çalışma odasında, Boğaz'a karşı, satranç tahtasının başında. Sarp sabırlı bir öğretmendi; her hamlemi inceliyor, her hatamı gösteriyor, her zaferimi onaylıyordu. Ama asıl ders satranç değildi, bunu ikimiz de biliyorduk. Asıl ders birbirimizi tanımaktı. "Vezir," dedi bir gün, siyah veziri eline alırken. Taşı parmaklarının arasında çevirdi, ışığa tuttu. "Oyunun en güçlü taşıdır. Her yöne gidebilir, her taşı alabilir. Ama aynı zamanda en savunmasız olanıdır. Çünkü herkes onu almak ister. Veziri kaybederseniz, oyunu kaybetme ihtimaliniz yükse

