Yemek bitmişti. Garson tabakları topladı, şarap kadehlerini yeniledi. Sarp masanın ortasına bir tatlı söyledi; fırın sütlaç. İki kaşık koydurdu. "Ben tatlı sevmem," dedim. "Biliyorum." Kaşığı eline aldı, sütlacın ortasına daldırdı. "O yüzden söyledim. Sevdiğiniz şeyleri zaten biliyorsunuz. Sevmediklerinizi ben öğreteceğim." "Bana sevmediğim şeyi öğretemezsiniz." "Neden?" "Çünkü sevip sevmeyeceğime ben karar veririm." Gülümsedi. O sinir bozucu, ağzının kenarına önce yerleşen, sonra yukarı çıkmayan gülümseme. Ama bu sefer gözlerinde bir ışık vardı. "İşte bu yüzden," dedi. "Sizinle uğraşmayı seviyorum. Herkes bana 'evet' der, Asena Hanım. Kimse 'neden' demez. Siz diyorsunuz. Arada fark var." Tatlıyı bitirdik. Daha doğrusu o bitirdi, ben iki kaşık aldım, gerisini tabakta bıraktım. Hesab

