Son günümde İstanbul'da dolaştım. Eski mahalleye gittim, atölyenin önünde durdum. Demircioğlu Tekstil'in tabelası hâlâ asılıydı, paslanmış, solmuş, altında "Kiralık" yazıyordu. Tabelaya dokundum, soğuktu. Babamın sesi kulaklarımda yankılandı: "Bu atölye senin, kızım. Ne olursa olsun." "Özür dilerim baba," diye fısıldadım. "Onu kurtaramadım." Sonra Rıfat Amca'yı ziyaret ettim. Tekerlekli sandalyesinde, kızının evinde, pencere kenarında oturuyordu. Beni görünce gözleri parladı, ellerini uzattı. "Kızım, nereye gidiyorsun?" "Uzağa, Rıfat Amca. Çok uzağa." "O adamdan mı kaçıyorsun?" "Evet." "İyi yapıyorsun." Ellerimi sıktı, nasırlı avuçları sıcaktı. "Ama unutma, kaçmak bir çözüm değil. Sadece bir erteleme. O adam seni bulursa, bu sefer karşısında dur. Saklanma, savaş." "Savaşmaktan yorul

