O gece İstanbul Havalimanı'nda, tek başımaydım. Valizim küçüktü, sadece bir haftalık eşya. Yeni hayatıma fazla yük taşımak istemedim. Pasaportum cebimdeydi, Aylin Kaya adına. Uçak biletim Toronto'ya, aktarmalı. Uzun bir yolculuk olacaktı. Ama uzun yolculuklar iyiydi; düşünmeye, kabullenmeye, vedalaşmaya zaman verirdi. Uçağa binmeden önce son kez İstanbul'a baktım. Işıklar içindeydi, Boğaz'ın iki yakası parlıyordu. Bu şehirde doğmuştum, bu şehirde büyümüştüm, bu şehirde aşık olmuştum. Ve şimdi bu şehirden kaçıyordum. Kaçmak, korkaklık mıydı yoksa cesaret miydi? Bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı: Burada kalırsam yok olacaktım. Belki fiziksel olarak değil, ama ruhsal olarak. Sarp'ın sevgisi beni tüketecek, beni kendi eseri haline getirecek, beni ben olmaktan çıkaracaktı. Uçağa bindim,

