Mart ortasında İstanbul'da havalar ısınmaya başlamıştı, ama yalının içindeki soğukluk iliklerime işliyordu. Sarp'la aramızdaki mesafe her geçen gün açılıyor, o mesafe nefretle değil, daha tehlikeli bir şeyle doluyordu: korkuyla. Artık Sarp'tan korkuyordum. Onu seviyordum, evet. Ama sevdiğim adam, yerini tanımadığım birine bırakıyordu. Gözleri aynı çelik mavisiydi, sesi aynı kadife tınısını taşıyordu, elleri aynı zarafetle hareket ediyordu. Ama içindeki bir şey değişmişti; sanki yıllardır bastırdığı, kontrol altında tuttuğu bir canavar nihayet zincirlerini kırmıştı. O gün Sarp beni yalıya çağırdı. "Önemli bir konu var," dedi telefonda, sesi her zamanki gibi sakindi. Ama o sakinliğin altında bir şey vardı; bir titreşim, bir beklenti. Gittiğimde çalışma odasında oturuyordu, önünde satranç ta

