Hafta sonu soluğu eski mahallemde aldım. Cumartesi sabahı erkenden yola çıktım. Dolmuşla, metroyla, sonra yürüyerek. İstanbul'un kalabalığı içinde kaybolmak iyi geldi. Yeni daire Boğaz'a bakıyordu ama bu sokakların kokusu başkaydı. Çocukluğumun geçtiği, babamın elimden tutup atölyeye götürdüğü sokaklar. Simitçinin susamlı simitleri, mahalle bakkalının talaşlı zemini, apartman girişindeki ıhlamur ağacı. Hiçbiri değişmemişti. Ama ben değişmiştim. Demircioğlu Tekstil'in tabelası hâlâ asılıydı. Ama paslanmış, kir bağlamıştı. Altında "Kiralık" yazıyordu. Kocaman, kırmızı harflerle. Tabelaya bakarken içim yandı. Gözlerim doldu, ağlamadım. Ama indiremedim de. "Siz de mi geldiniz?" Döndüm. Atölyenin eski bekçisi Rıfat Amca, elinde çay bardağıyla kapıda duruyordu. Üzerinde her zamanki hırkası,

