Nisan ayında Sarp'ın kontrolü daha da sıkılaştı. Genel hukuk danışmanı olarak atanmıştım; maaşım astronomik, ofisim Boğaz manzaralı, unvanım prestijliydi. Ama her sabah ofise girdiğimde, boynumda görünmez bir zincir olduğunu hissediyordum. O zincirin ucunu tutan el, her zamankinden daha sıkı kavrıyordu. Sarp artık sadece iş hayatımı değil, sosyal hayatımı da kontrol etmeye başlamıştı. Bir akşam Deniz'le yemeğe çıkmıştık; eski bir balıkçıda, Boğaz kenarında. Deniz, annesinin son durumunu anlatıyordu; Defne'nin tedavisi iyi gidiyordu, doktorlar umutluydu. Tam o sırada telefonum çaldı. Sarp'tı. "Restorandan çıkın," dedi, sesi düzdü. "Deniz'i evine bırakın, siz de yalıya gelin." "Neden? Ne oldu?" "Bir şey olmadı. Sadece sizi görmek istiyorum." Telefonu kapattı. Deniz'e baktım, gözlerinde o

