Mayıs ayında Sarp tamamen değişti. Artık eski Sarp'tan eser kalmamıştı; ne gülümseyen maskesini takan nazik iş adamı, ne de geçmişiyle yüzleşen kırılgan sevgili. Geriye tek bir şey kalmıştı: Kontrol manyağı, saplantılı, takıntılı bir adam. Bir canavar. Ve o canavar, beni dönüştürmeye kararlıydı. Kuaföre gitmeyi reddettiğim günün ertesinde, Sarp beni ofisine çağırdı. Masasında bir kutu duruyordu; büyük, siyah, üzerinde ünlü bir modaevinin logosu. Kutuyu açtı, içinden bir elbise çıkardı. Kırmızı, dar, iddialı. "Bu akşam bir davete gidiyoruz," dedi. "Bunu giyeceksiniz." "Kırmızı sevmem." "Biliyorum. Ama ben seviyorum." Elbiseyi bana uzattı. "Giyeceksiniz." "Ya giymezsem?" Gülümsedi. O karanlık gülümseme. "O zaman davete yalnız giderim. Ama siz de bu ofiste tek başınıza oturursunuz. Deni

