Mecburiyet mi? Gerçek mi?

3412 Words
Doğan’ın Anlatımı Kendimi, hayatın akışına bırakmış savrulur durumda buluyordum. Nereye eserse oraya götürüyor, her götürdüğü yerde ayrı bir serüvene hazırlıyordu. Böyle olması kader miydi? Eğer Nida benim kaderimse başka bir yerde karşılaşıp evlenebilir miydik? Kader bizim bu şekilde evlenmemizi mi uygun görmüştü. Başka türlü evlenmemize ön yargılarımız izin vermeyeceği için miydi? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğim. Kim bile bilir ki… Mustafa yine yapmıştı yapacağını ve bu defa da Allah huzurunda evleniyorduk. Bu durum bir nevi iyi olsa da nikahın şakaya formaliteye gelecek yanı yoktu. Benim için sorun olmasa da Nida için istemediği bir evliliğe sürüklenmek olacaktı. O yüzden nikahtan önce onunla konuşmam gerekiyordu. Önce Mustafa’ya sert bir bakış attım. Bu yaptığının hesabını daha sonra soracaktım. Şimdiki önceliğim Nida’ydı. Cihat, imamı getirmek için odadan hızla çıktığında, derin bir nefes aldım. Nida bana şaşkın bir şekilde bakıyor ve ne yapacağını bilmiyordu. Miran ağa’ya döndüm; “Müsaadeniz olursa nikahtan önce Nida ile kısa bir konuşma yapabilir miyiz?” Yüz ifadesi sert bir hale bürünse de “Müsaade senin” dedi ve Nida ile salondan dışarıya çıktık. Neden dışarıya çıktığımızı anlamayan Nida’ya sessizce “Bizi kimsenin duyamayacağı bir yere gidelim. Konuşmamız lazım” dedim ve konağın muhtemelen en kuytu köşesine gittik. Bizi duymayacakları şekilde sessizce konuşmamız gerekiyordu. “Kusura bakma. Mustafa’nın böyle bir şey yapacağını bilmiyordum. İkimizi de zor durumda bıraktı. Benim için sorun değil ama senin için sorun olacaksa “biz zaten imam nikahı kıymıştık” diyerek geçiştirebiliriz. İmam nikahı, resmi nikah gibi değil, şakaya gelmez. Sen nasıl istiyorsan öyle ilerleriz. Kendini buna mecbur hissetmeni istemiyorum” dedim ve cevabının “Olur öyle yapalım” olmasından deli gibi korkuyordum. Çünkü ben zaten kalbimi ona kaptırmıştım. Beklediğim tek şey onun da beni sevmesiydi. Bunun zorla ya da mecburiyetten olmasını istemediğim için de o nasıl isterse öyle olmasını uygun görmüştüm. Nida gözlerime baktı ve “Biliyorum tüm bunlar benim yüzümden oluyor. Hepsi benim yüzümden…Seni her şeye ben mecbur bırakıyorum, bu yüzden de bir sürü yalan söylemek zorunda kaldın, hepsi için özür dilerim, ama buradan dönemeyiz. Ailem zaten gizli evlendiğimizi sandıkları için bana düşman oldular. Bu nikah onların gözünün önünde olunca yumuşayacaklardır. Mustafa abide muhtemelen bu yüzden böyle bir şey yaptı” dedi mahcup bir şekilde. Yüzünde derin bir çaresizlik vardı. Bu çaresizlik benim mecbur olmamdan mı? Yoksa onun mecburiyetinden miydi? Bunu anlamanın tek bir yolu vardı. “Beni hiçbir şeye mecbur bırakmıyorsun Nida. Ben sadece olayların senin istemediğin bir şekilde ilerlemesini istemiyorum hepsi bu. Kendini mahcup hissetme. Ben her şeyi senin için yaptım. Hiçbir şeye mecbur değilim. Mecbur hissetmiyorum. Kendi isteğimle kabul ettim. Sen mecburen yaşıyorsun. Onun için sana sormak istedim” Nida şaşkınlıkla yüzüme baktı. Bir süre sadece uzun uzun gözlerime baktı. O ceylan gözlerinin bana böyle bakması kalbimin ritmini nasıl değiştiriyor bilemezsiniz. Bunları benden duymayı beklemiyordu. Şu an bizimle dalga geçebilecek kimse olmadığı için rahat rahat konuşabilirdim. Az da olsa kalbimdekileri dilime dökebilirdim. “Kınalı kuzum! Her yerde seni arıyordum. Bu yakışıklı oğlan da kim” dedi yaşlı bir ses. Arkamı dönüp baktığımda bastonuyla bize doğru yaklaşan yaşlı kadını gördüm. Yine her şey tam zamanında olmuştu. Ben hislerimi belli ediyordum, Nida tam bir şey söyleyeceği sırada hep birileri bölüyordu. Ahh be nine yapılacak iş miydi şimdi bu. “Babaannem, sen ne zahmet ettin. Söyleseydin kadınlara ben gelirdim yanına” dedi Nida babaannesinin yanına giderken. Onunla bende yaşlı kadına doğru ilerledim. Yanına geldiğimizde, nur yüzündeki derin çizgilerinin arasında parlayan masmavi gözlerini gördüm. Bakışları hem sevgi dolu hem de meraklı bir şekilde beni süzüyordu. “Sus bakayım. Sana kızmasınlar diye hasta numarası yaptım. Sanki bilmiyorsun. Yoksa hepsini taştan çıkarırım. Kadınlar senin bir adamla el ele kapıdan girdiğini söyleyince, meraktan buralara gelip kendim görmek istedim. Bu mu yavuklun” dedi babaannesi bastonu ile bacağımı dürterek. Nida mahcup bir ifadeyle başını yukarı aşağı salladı. “Evet babaanne. Biz iki ay önce evlendik” dedi utanıp, bakışlarını kaçırarak. “Biliyorum kızım biliyorum. Baban Azad ağaya söylerken duydum. Yukarıdan izledim. Sonra da bu oğlanın o Azad ağanın suratına suratına nasıl korkusuz konuştuğunu da gördüm. Tam torunuma layık bir damat” dedi öpmem için elini uzatarak. Hemen yaşlı elini öpüp alnıma koydum. Birden bana sarıldı ve sert bir şekilde sırtıma vurdu. Sonra da yüzüme bakıp “Aferin kız hem yakışıklı hem de dalyan gibi bir yiğit bulmuşsun kendine. Durdun durdun turnayı gözünden vurdun” dedi babaannesi ve ben yandan Nida’ya baktığımda yanakları kıp kırmızı olmuştu. “Tanıştırayım sizi babaannem Moni, eşim Doğan” dedi Nida ve ben, onun beni eşim diye tanıştırmasıyla bir tuhaf hissettim. Aynı zamanda babaannesinin ismini duyunca çok şaşırdım. Çünkü Moni lazca da boncuk demekti. Kürt olduklarını biliyordum ve isminin lazca olmasına bir anlam verememiştim. “Hayırdır oğlum niye bu kadar şaşırdın” dedi Nida’nın babaannesi yüzüme dikkatle bakarak. “Moni lazca bir isim o yüzden şaşırdım. Buralarda kullanıldığını bilmiyordum. Memnun oldum babaanne” “Evet lazca çünkü ben lazım. Sen ismimin lazca olduğunu nereden biliyorsun.” “Bende lazım. Bizim oralarda bu isim çok sık kullanılır” “Nerelisin bakayım” “Trabzon-Sürmeneliyim. Siz nerelisiniz” dediğimde babaannenin yüzü aydınlandı. Çok sevinmiş bir ifadeyle “Bende Rize, Ardeşenliyim.” Dedi ve sonra Nida’ya dönüp “Söylemedin mi sen kocana babaannenin de Karadenizli olduğunu” “Konusu açılmadı babaanne. Yoksa niye söylemeyeyim” dedi Nida bana yan bakış atarak. “Bir kez daha aferin sana. Babaannenin hemşerisini bulmuşsun. Annen bu duruma çok üzülecek” dedi gülerek ve ikimize ayrı ayrı bakarak. Daha sonra da arkasını döndü ve adımlamaya başladı. “Hadi salona geçelim. Damadımı daha yakından tanımak istiyorum” dedi bize bakıp yanına gelmemizi bekleyerek. Onun peşinden bizde yürümeye başladık. Babaanne önden giderken Nida sessizce “Sana verdiğim kâğıdı okumadın mı?” dedi hafif sinirli bir şekilde. Aynı sessizlikle kulağına eğilerek “Fırsatım olmadı ki. Arabayı ben kullanıyordum” “Tamam o zaman şöyle yapalım. Senin sigara içtiğini ve sonra geleceğini söyler idare ederim. Sen de bu sırada kâğıdı oku. Az önceki gibi bir pot kırmayalım” “Olur öyle yapalım” “Ne fısıldaşıyorsunuz siz bakayım çifte kumrular” dedi babaannesi durup bize bakarken. “Şey babaanne, Doğan sigara içecekmiş de ayıp olur mu diye sordu” “Ayıp olmaz. Biz gidelim o içsin” dedi babaannesi ve Nida ile onlar salona giderken ben geride kaldım. Bir yandan sigara içiyor, bir yandan da kâğıda bakıyordum. Nida Kudani, 25 Nisan 1997 doğumluyum. “Bu durumda 28 yaşında oluyor. Halbuki daha küçük duruyor.” Anne ismi Hicran 56 yaşında (Diyarbakır), Baba ismi Miran 61 yaşında (Şırnak) Abilerim Cihat 37 yaşında Ferhat 35 yaşında Serhat 32 yaşında Berat 30 yaşında Dede Bahoz (Şırnak Dedem 15 yıl önce öldü) Babaanne Moni (Rize) 78 yaşında Dede Ezman 76 (Diyarbakır) Anneanne Berfin 71 yaşında (Diyarbakır) “Evet…Nida burada yazmış babaannesinin nereli olduğunu. Hemen hemen benim babaannemin yaşlarında” İlköğretim ve Liseyi Şırnak’ta, üniversiteyi Ankara Hacettepe de okudum, İzmir Foça’da yaşıyorum. 4 yıldır Hafsa Sultan Hastanesinde çalışıyorum. En yakın arkadaşlarımın ismi Vildan ve Cemre. En sevdiğim renk turkuaz. En sevdiğim yemek dolma, en sevdiğim tatlı revani. Tarçına alerjim var. “Tarçına alerjisi varmış. Bunu bildiğim iyi oldu. Tarçın hayatımızdan çıktı demektir” Ben okumaya devam ederken telefonuma bildirim geldi ve baktığımda; Ceylan gözlüm: “Ben üzerimi değiştirmek için yukarıya çıkıyorum. Eğer kâğıdı okuduysan salona dönebilir misin? Söylenmeye başladılar. Annem beni sorguya çekecek sanırım. Ortak cevap vermeliyiz. Konuştuklarımızı unutma” Ben; “Tamam. Ben salona geçiyorum merak etme” Ceylan Gözlüm; “Her şey için çok teşekkür ederim Doğan. Bende kendimi mecbur hissetmiyorum. Bil istedim” Ne! Ben doğru mu okudum. Nida kendini mecbur hissetmeden mi benimle nikahlanıyor. Yani…Yani o da bana karşı bir şeyler hissediyor mu? İçim bir mesajla kıpır kıpır olmuştu. Çok mutluydum ama kendimi sakinleştirip salona dönmem gerekiyordu. Hemen kendime çeki düzen verdim ve geldiğimiz yoldan geri dönerek salona girdim. Benim odaya girişimle herkes sessizleşti. Babaanne tam Miran ağanın yanına oturmuştu. Miran ağa beni baştan aşağı süzdükten sonra. “Serhat, adamları yolla hemen mağazadan Doğan’a uygun takım alıp gelsinler. Nikahtan önce burada olsun” dedi ve devam etti. “Otur damat. Seni tanıyalım hele” dedi Mustafa’nın yanındaki minderi göstererek. Serhat odadan çıkarken, bende başımla onay verdikten sonra yine Mustafa’nın yanına oturdum. İçimden ona sayısız küfürler ederek. Rabbim bana sınav olarak Mustafa’yı uygun görmüştü. Kendisi sınav olarak bir insana yeterde artardı bile. “Kimsin, kimlerdensin bakalım” dedi Miran ağa dikkatle bana bakarak. “Trabzon, Sürmeneliyim. Babam askeriyeden emekli Trabzon’da yaşıyor, annem ve kız kardeşim ise ben 12 yaşındayken sizlere ömür” “Başın sağolsun. Senin için zor olmuştur öksüz büyümek. Nasıl öldüler peki” dedi Miran ağa hem duyduğu ile üzülmüş hem de kızını emanet edeceği adamı merak ederek. Bu soruya bir süre cevap veremedim. Yutkundum. Benim sessiz kalmamdan sebep olsa gerek Mustafa cevap verdi. “Eniştemin peşinde olan teröristler yaylaya sızmışlar. Halamı ve kundaktaki bebeği öldürmüşler” “Soysuzlar. Yaparlar. Onlarda din iman yok ki” dedi Miran ağa elini yumruk yapıp dişlerinin arasından konuşarak. O sırada salonun kapısı açıldı ve yardımcı kadın geldi; “Sofra hazır ağam” dedi ve tekrar salondan ayrıldı. “De haydi. Allah ne verdiyse yiyelim. Buyurun” dedi Miran ağa. Ayaklanmış bizi bekliyordu. Onunla Konağın diğer tarafına doğru ilerledik. Kocaman bir sofra vardı ve çeşit çeşit yemeklerle donatılmıştı. Abilerinin eşleri ve çocuklarda sofraya gelmişti. Kalabalık bir aile ile yemek yiyecektik. Biz sofraya oturduğumuz sırada annesi ve Nida geldi. Üzerinde uzun yeşil bir elbise vardı. Elbise, altın renkli detaylarla süslenmiş ve onun üzerine tam olmuştu. Ona hayran olan bakışlarımı üzerinden alamıyordum. O kadar güzel görünüyordu ki. Kuğu gibi süzülüyordu. Yanımıza doğru yaklaşmıştı ve ben hala ona bakıyordum. Onun güzelliği aklımı başımdan almıştı. Mustafa karnıma bir dirsek atana kadar bambaşka bir dünyaya gitmiştim sanki. “Napıyorsun lan. Herkes sana bakıyor” dedi Mustafa sessizce kulağıma yaklaşarak. O an anladım ortamdan ne kadar uzaklaştığımı. Bir ceylan gözlünün bana neler yapabildiğini. Aşk böyle bir şey miydi? İnsana “yapmam” dediği şeyleri yaptıran, “asla” dediği kelimeyi yutturan. Gerçeklikle bağını koparan… Nida yanıma oturduğunda nefesim kesildi. O bu kadar güzelken onunla yan yana oturmak, ona bakmamak mümkün müydü? Kendimi tutmalıydım. Her ne kadar tüm aile bizi evli bilse de onların yanında saygısızlık yapamazdım. Bakışlarımı önüme çektim ve Miran ağanın başlamasıyla bizde yemek yemeğe başladık. Herkesin bakışlarını üzerimde hissediyordum. Kimse konuşmuyor, herkes anlaşmış gibi susuyordu. Yemekler bitmiş, tabaklar kaldırılmış, yerine tatlılar gelmişti. Tatlıları yedikten sonra da Miran ağanın ayaklanmasıyla sofradan kalktık. Kahve içmek için konağın diğer köşesindeki çardak şeklinde olan alana doğru ilerledik. Buraya sadece erkekler geldi. Kadınlar masada oturmaya devam etti. Kahveler geldiğinde Mustafa, ben, Miran ağa, Ferhat ve Serhat ile kahvelerimizi içmeye başladık. Sessizliği bozan yine Miran ağa olmuştu. “Berat ve Dilan şu an Azad ağanın bağ evinde tutuluyorlar. Berdel olmaz ise ikisi de öldürüleceklerdi. Tek çözüm Nida’nın Siraç ile evlenmesiydi ama şu an o da mümkün değil. Bu durumda ne olur bilmiyorum. Muhtemelen senin durumdan haberdar olmandan dolayı Berat’a bir şey yapamazlar ama yine de oğlum onların elindeyken içim rahat değil” dedi iç çekerek. Sırtındaki yükü ve yüzündeki çaresizliği görebiliyordum. “İzniniz olursa Berat ve Dilan’ı alıp buraya getirelim” dedim kararlı bir şekilde. “Bu o kadar kolay değil. Olsa ben çoktan oğlumu ve gelinimi onların elinden alırdım. Aşiretin kararı böyleydi. Şimdi Azad ağa aşiretin tekrar toplanmasını isteyecektir. Sunacakları çözüm de muhtemelen ikisinin de ölüm emrinin verilmesi olacaktır” “Öyle kolay mı birini öldürmek. Sıkıyorlarsa öldürsünler. İzin verin gidip alayım ikisini de” dedim ve ayağa kalktım. “Yapabilir misin? Onları buraya getirmen her şeyi daha da zorlaştırır. Senin canına kastedebilirler” “Hiçbir şey yapamazlar. Bana nerede olduğunu gösterin yeter. Bu işi ben halledeceğim. Kimsenin burnu dahi kanamadan” “Ferhat sen Doğan’la git. Nasıl istiyorsa öyle yapın” dedi Miran ağa ama muhtemelen bu sorunun çözüleceğine inanmıyordu. Onun onayının ardından Ferhat ve Mustafa ayağa kalktı. “Ben de geliyorum Doğan. Ne kadar deli olduğunu biliyorum ama yeri değil. Düş önüme” dedi Mustafa ve üçümüz konağın çıkışına doğru ilerlerken Nida ne yaptığımızı anlamaz şekilde yanımıza koştu. “Nereye gidiyorsunuz” dedi gözlerindeki endişeyi görebiliyordum. Benim için endişeleniyordu. “Berat ve Dilan’ı getirmeye gidiyoruz. Merak etme. Onları alıp buraya geri döneceğiz” dediğimde Nida’nın gözlerindeki endişe büyük bir korkuya büründü. “Hayır” dedi kafasını sallayarak “Seni öldürürler. Gitmeyin” “Korkma. Hiçbir şey yapamazlar” dedim ama bu onun için yeterli bir cevap değildi. Arkamda bıraktığım dolu dolu olan ceylan gözlerini görünce içim eridi. İlk kez birini arkamda bırakmanın derin hüznü doldu içime. Hepsi senin için ceylan gözlüm. Sadece senin için…Demek isterdim ama sadece içimden geçirmekten başka bir şey yapamadım. Konağın kapısı açıldığında Ferhat arabasına doğru ilerledi ve kapısını açtı. Mustafa arka koltuğa bende ön koltuğa oturdum. Arabada derin bir sessizlik vardı. Ormanlık bir alana girene kadar kimse konuşmadı. “Nida bizim kıymetlimiz. Onu böyle bir durumun içine sokmak hepimiz için çok zordu. Özellikle babam için. Şimdi ise her şey daha da zorlaştı. İnşallah söylediğini yaparsın da bu işten kan dökülmeden kurtuluruz” “İnşallah” dedim sadece yola bakmaya devam ederken. Onları oradan almak da bir sorun yoktu. Benim kafamdaki sorun Miran ağanın söylediği şeydi. Aşiretin tekrar toplanması. Bu durum Nida için bir tehlike taşımasa da Berat ve Dilan için bir sorun haline gelebilirdi. Elimden geldiğince bu konuyu kökten çözmem gerekiyordu. Tüm yol boyunca kafamda kurduğum plan tıkır tıkır işlemeliydi. Bağ evine yaklaştığımızda bağın etrafındaki çok sayıda korumaların olduğunu gördüm. Herhangi bir çatışma olursa baş edebileceğim sayıdan fazla kişi vardı. Miran ağaya kimsenin burnu kanamadan halledeceğime dair söz vermiştim. Burada rütbemi kullanıp durumu çözmeyi düşünüyordum. Evin girişine geldiğimizde önce Ferhat araçtan indi ve ben arabadan indiğimde ona silah doğrultulduğunu gördüm. Beni ve Mustafa’yı kamuflajla gören koruma hemen silahını indirdi. “Bir sorun mu var komutanım” dedi koruma merakla bize bakarak. “Evet büyük bir sorun var. Berat benim kayınbiraderim olur ve burada tutuluyormuş. Onu ve eşini almaya geldim” dediğimde koruma telaşlandı. “Siraç ağama sormam gerekiyor” dedi ve telefonunu aceleyle eline alıp yanımızdan uzaklaştı. Birkaç dakika sonra adam telefonu bana uzattı. “Siraç ağam sizinle görüşmek istiyor komutanım” dedi koruma ve ben telefonu elime aldım. “Bu yaptığın hiç iyi olmadı komutan. Nida ile arama girmeyecektin. Onunla evli olmadığınızı biliyorum. Ne çeşit bir oyun oynuyorsunuz bilmiyorum ama bu iş burada bitmedi. Ben hep Nida’nın peşindeydim. Berat ve Dilan’ın birlikteliğine bu yüzden ses çıkarmadım. Dilan’ın başkasıyla evlendirilme olayını da ben hazırladım. Bir senedir Nida’yı izletiyorum, aldığı nefesten dahi haberim vardı. Evlenmeyi bırak sevgilisi dahi olmadı. Seni onun yanında kimse görmemiş. Herkesi kandırabilirsiniz ama beni kandıramazsınız. O benim ve bu oyunu bozacağıma emin olabilirsin. Şimdilik ses çıkarmıyorum. Berat’ı ve Dilan’ı alabilirsiniz, ama ne yaparsan yap Nida benim olacak” dediğinde kan beynime sıçradı. Tüm bunları bilerek ve planlı olarak yapmış. Piç herif… “O benim karım ve sen onun adını dahi ağzına almayacaksın. Bu aileden herhangi birinin başına en ufak bir şey dahi gelse senden bilirim. İşte o zaman sende beni tanırsın. Elinden geleni ardına koyma” dedim ve telefonu kapattım. Sinirden yerimde duramıyordum. Koruma verilen emir doğrultusunda içeriye giderken, ben onların yanından uzaklaşıp sakinleşmeye çalışıyordum. Mustafa yanıma geldi ve “Ne konuştunuz telefonda. Ne söyledi o it sana” “O piç ayarlamış tüm bunları. Berdel olsun diye elinden geleni yapmış. Üstelik bir senedir Nida’yı izletiyormuş ve gerçekten evlenmediğimizi de biliyor. Oyununuzu bozacağım diye laflar edip durdu. Bu adam Nida’yı takıntı haline getirmiş” “Bu hiç iyi olmadı ama sorun yok. Sonuçta resmiyete bakılır ve siz resmiyette evlisiniz. Önemli olan bu” “Peki ya aşiret toplantısı oradan bir şey çıkar mı?” “Onu bana bırak. Kafamda bir fikir var. Siz gerçek evli olduğunuza herkesi inandırın yeter. Gerisini ben hallederim” “Allah aşkına hallederim deme. Her hallederim demenden sonra başıma daha büyük dertler geliyor” dediğimde Mustafa kocaman bir kahkaha attı. “Sen yat kalk da benim gibi bir dayı oğlun olduğu için şükret. Benim sayemde evli mutlu çocuklu olacaksın. Yıllar sonra seninle bunun dalgasını geçeceğiz bak gör” “Kesin öyle olur. Götümde bomba patlamazsa iyi” “Güzel fikir. Bunu bir düşüneyim” “Tövbe yarabbim tövbe” “Hadi gidelim kayınbiraderini yalnız bıraktık damat” dedi Mustafa ve önden ilerlemeye başladı. 10 dakika kadar kapıda bekledikten sonra Dilan ve Berat kapıya getirildi. İkisine de hiçbir zarar verilmemiş ve gayet sağlıklı görünüyorlardı. Berat, beni tanımadığı için meraklı gözlerle bana bakıyordu. Ferhat hemen kardeşine sarıldı ve onları arabaya bindirdi. Sonra da benim yanıma gelip bana sarıldı. “Sağolasın damat, bu yaptığını unutmayacağım” “Ben bir şey yapmadım. Her şey olması gerektiği gibi oldu” dedim Ferhat’a bakıp gülümseyerek. Daha sonra hep birlikte arabaya binip konağa doğru yola koyulduk. Berat ve Dilan şaşkın ama bir o kadar da çok mutlulardı. İkisi de nasıl o evden kurtulduklarını anlayamadılar. “Abi nasıl oldu bu. Nida evlendi mi Siraç’la” dedi Berat. “Hayır kardeşim. Nida’nın kocası yanımda oturuyor. Siraç ile Nida evlenemez. Çünkü Nida zaten evli” dediğinde Berat ve Dilan şaşkınlıkla bana bakıyordu. Arkaya dönüp elimi Berat’a uzattım “Doğan ben Berat. Memnun oldum” dedim ve tokalaştık. “Bende memnun oldum da nasıl oldu bu. Nida ve sen ne zaman evlendiniz. Neden bizim haberimiz olmadı” “Mesleğimden dolayı gizli olması gerekiyordu. Ailelere ben görevden dönünce söyleyecektik.” “İmkânı yok. Nida bana anlatırdı” “Söylememesini ben istedim. O yüzden kimseye söyleyemedi” “Peki bizi nasıl bu kadar kolay bıraktılar” “Doğan sayesinde. Asker olduğu için çekindiler herhalde bilmiyorum. Şimdi bunları boş verelim. Artık tüm sorunlar çözüldüğüne göre, şöyle anlı şanlı bir düğün yapalım. Cümle alem düğün görsün” dedi Ferhat sevinci gözlerinden okunmakla kalmıyor, diline dökülüyordu. Onlar aralarında konuşmaya devam ederken bende camdan dışarıyı izliyordum. Siraç’ın söyledikleri beynimde dönüp duruyor ve Nida’ya bir şey yapmasından korkuyordum. Bir de aşiret toplantısının başımıza iş açmasından. Mustafa halledeceğini söyledi ama bunu nasıl yapacağına dair hiçbir fikrim yok. Konağa geldiğimizde, konağın kapısı açılır açılmaz herkes kapının önüne doğru koşturdu. Herkes sevinçle Berat’a sarılıyor, kurtulduğu için dualar ediyordu. Uzaktan Nida’yı gördüğümde koşarak yanıma geldiğini gördüm ve birden bana sarıldı. O an şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim ve hemen karşılık verdim. Saçlarının kokusu burnumdayken o ise benim göğsümdeydi. “Sana bir şey olacak diye çok korktum. Çok şükür ki iyisin” dedi göğsüme daha da gömülerek. “Korkma. Sana hep geri dönerim” dedim saçlarının kokusunu içime çekerek. Ne kadar süre o şekilde kaldık bilmiyorum ama ben şu an dünyanın en huzurlu insanı gibi hissediyorum kendimi. Sevdiğim kadın bana sarıldı. Kollarımın arasında. Benden mutlusu var mı? Mustafa’nın öksürük sesiyle Nida utanarak ayrıldı benden. Yanakları kıp kırmızı olmuş bir şekilde bakışlarını kaçırarak Berat’ın yanına gitti. Mustafa’ya sinirli bakışlar attığımda; “Bana niye kızıyorsun. Miran ağa görse daha mı iyiydi. 3 dakikadır sarılı bir şekilde duruyorsunuz. Şükret ki hepsinin odağı Berat. Ayıp yani babasının anasının yanında sarılmak. İmam nikahınız kıyılsın sonra ne yaparsanız yapın. Milletin içinde olmaz” “Sen benimle dalga mı geçiyorsun. O nikah meselesinin hesabını ayrıca soracağım merak etme. Biriktiriyorum hepsini. Elbet yengemin yanına giderim. Sen düşün bakalım ona neler söyleyeceğimi” “Her şeyi senin iyiliğin için yaptığımı elbet bir gün anlayacaksın. O zamanda hediye olarak son çıkan elmalı telefonlardan isterim haberin olsun. Nikah meselesine gelince, sen demedin mi Nida’nın ailesi ona düşman oldu diye. Bu şekilde herkesin gönlü olmuş oldu. Sizin halinizi görünce zaten bu evliliğin formalite ile kalmayacağını anlamak için aptal olmak lazım. Erkenden hallediyoruz işte nikah meselesini daha ne istiyorsun” “Allah’ım sen bana sabır ver yarabbim” diye kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Başka türlü Mustafa’ya katlanmak mümkün değildi. Hep birlikte konağa geçtiğimizde imamın gelmiş bizi beklediğini gördüm. Herkes çok mutluydu. Miran Ağa sevinçle; “Hadi hazırlanın da nikahınızı kıydıralım” dedi Nida ve bana bakarak. Sonra da Berat ve Dilan’a baktı. "Sizin de imam nikahınız kıyılmamıştı demi. Hadi sizde hazırlanın. Çifte nikahımız var” dedi gülümseyerek. Ferhat yanıma geldi ve hazırlanmam için beni konağın üst katında bir odaya götürdü. Yatağın üzerindeki 3 takım elbiseyi ve ayakkabıları görünce şaşırdım. “Bedenini bilemedikleri için 3 takım yollamışlar. Hangisi sana olursa onu giyersin. Burada banyo ve misafir havlusu var. İstersen banyoda yapabilirsin” dedi odanın içerisindeki banyoyu göstererek. “Tamam teşekkür ederim. Ben hallederim” dedim ve Ferhat odadan çıktı. Kapıyı kilitledikten sonra kısa bir duş aldım. Bedeni bana uygun olan takımı ve ayakkabıyı giydim, artık hazırdım. Odadan çıktım ve aşağıya indim. Miran ağa ve Mustafa’nın yanına oturdum ve diğerlerinin gelmesini bekledik. Birazdan Nida benim Allah huzurunda eşim olacaktı. Kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı atıyor ve nefesimi kesiyordu. Aradan geçen on dakika sonunda Nida hazırlanmış ve yanımıza gelmişti. O kadar güzel olmuştu ki gözlerimi ondan alamıyordum. Beyaz bir elbise giymiş ve saçlarını kapatmıştı. Adeta bir melek gibi görünüyordu. Onun bakışları da aynı hayranlıkla bana bakıyordu. İkimiz içinde zaman durmuş ve diğer tüm detaylar kaybolmuş gibiydi. Gönlüme ve ömrüme hoş geldin ceylan gözlüm. Ömrüm senin olsun…Bu garip canım uğruna feda olsun…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD