Güneş, bu taş duvarların arasına sızarken bile sanki benden izin alıyor, çekinerek tenime değiyordu. Gözlerimi açtığım her sabah, bu yabancı tavanın altın varaklı süslemelerine bakarken kendime aynı soruyu soruyordum: Ben hangi günahımın bedelini, bu görkemli hapishanenin içinde ödüyorum? Nereden gelip düşmüştüm bu çukura? Acımı dindirmek isterken yeni acılara gebe kalacağımı bilmiyordum aslında. Evin içindeki varlığım, mermer zemin üzerindeki bir leke gibiydi. Bir hafta geçmişti. Koca bir hafta... O karda, kışta, ormanın o dondurucu karanlığında Korhan’ın kucağında bu eve geri getirilişimin üzerinden geçen yedi koca gün. Sol bacağımdaki o kör acı yerini sinsi bir sızlamaya bırakmış olsa da, Korhan’ın o gece çukurun başında bir mühür gibi üzerime vurduğu o "ilahlık" iddiaları hala kulakla

