Aras’ın nefesi, benim nefesimle ritim tutuyordu. Onu emzirirken her zaman böyle olurdu; sanki o minik göğüs, benim göğsümü bir metronom gibi yönetirdi. Dışarıda kasım rüzgârı malikânenin taş duvarlarına çarpıp inlerken, içeride o ağır, altın varaklı sessizlik hüküm sürüyordu. Bu evin sessizliği sıradan değildi; söylenmeyen tehditlerin, yutulmuş öfkelerin ve mermerlerin altına gömülmüş sırların tortulaşmasıyla oluşmuş, kurşun gibi ağır bir sessizlikti bu. Aras’ın minik parmakları göğsüme yapışmıştı. O anlarda kendimi en çok ben aldatıyordum; sadece bu odanın var olduğuna, bu minik avcun ısısından başka hiçbir şeyin gerçek olmadığına inandırıyordum ruhumu. Ama zihin inatçıdır. Özellikle kandırılmak istemediğinde... İlan tam o sırada nasıl karşıma çıkmıştı? Bu soru, son birkaç gündür beyn

