Selin. O isim, sabahın o ilk uyanış anında da tam oradaydı. Geceden beri zihnimin bir köşesine paslı bir çivi gibi çakılmış; ne çıkarılabilen ne de görmezden gelinebilen o zehirli kelime... Korhan’ın sesi, şömineye bakarken o ismi söyleyişindeki o anlık kırılma zihnimde yankılanıyordu. Adam binlerce insanı tek bakışıyla titretmiş, bir adamın parmaklarını tereddüt etmeden un ufak etmişti; ama o iki heceli ismi telaffuz ederken boğazı düğümlenmişti. Bu, mutlak bir kaybın sesiydi. Ve kaybını böylesine iyi bilen birinin karanlığı, henüz hiçbir şeyini yitirmemiş olanınkinden çok daha tehlikeliydi. İçinde bir şeyin öldüğüne şahitlik eden adam, başkasının içindeki diriyi nasıl söndüreceğini de iyi bilirdi. Aras’ın düzenli nefes alışlarını duydum yanımda; o tertemiz, her şeyden habersiz, saf rit

