Salondaki o kan lekesi, zihnimin beyaz duvarlarına sıçramış bir mürekkep gibiydi. Günlerdir gözlerimi kapattığımda gördüğüm tek şey, Korhan’ın o bembeyaz gömleğine bulaşan kızıl damlalar ve o adamın kemiklerinin kırılma sesiydi. Malikane artık benim için sadece bir ev değil; her köşesinde bir celladın nefes aldığı, mermerleri feryatlarla döşenmiş bir mezarlıktı. Korku, bir süre sonra insanı uyuşturur derlerdi. Yalandı. Korku, beni diri diri yiyordu. Aras’ı her emzirdiğimde, o masum kokunun içine sinmiş olan kan kokusunu duyuyordum. Korhan’ın o dondurucu bakışları üzerimdeyken aldığım her nefes, boğazıma batan bir cam kırığı gibiydi. Gitmeliydim. Eğer bu gece bu kapıdan çıkmazsam, bir daha asla "ben" olamayacaktım. Ya bu evde bir hayalet olarak yok olacaktım ya da Korhan’ın kendi elleriyle

