2.BÖLÜM(KISIM-2)-İHANETİN HASADI

865 Words
Aras’ın feryatlarına yenilip o devasa demir kapıdan geri girdiğim gecenin sabahı, malikanenin havası bir cenaze evi kadar ağır ama bir savaş meydanı kadar elektrik yüklüydü. Aras uyumuştu, dünya durmuştu ama Aslanoğlu mülkünün derinliklerinde bir şeyler kaynıyordu. Dün gece Korhan’a attığım o tokatın sızısı avcumda, onun dudaklarımda bıraktığı o vahşi mühür ise ruhumdaydı. Kaçamamıştım. Aras’ın bir tek çığlığı, beni bu mermer hapishaneye zincirlemişti. Sabahın ilk ışıkları koridorlara sızdığında, mutfağa inmek için odamdan çıktım. Ancak merdivenlerin başına geldiğimde, evin o her zamanki steril sessizliğinin yerini, botların mermer zeminde bıraktığı o ritmik, askeri vuruşlara ve derinden gelen boğuk bir iniltiye bıraktığını gördüm. Salonun ortasında, o görkemli kristal avizenin tam altında bir sahne kurulmuştu. Korhan, antika kadife koltuğunda bir tahtta oturur gibi oturuyordu. Üzerinde bembeyaz bir gömlek vardı; kolları dirseklerine kadar katlanmış, yakası açılmıştı. O kadar sakin, o kadar asil duruyordu ki, önündeki manzarayla yarattığı tezat aklımı yerinden oynatacaktı. Önünde, elleri arkadan sandalyeye bağlanmış, yüzü tanınmaz hale gelmiş bir adam vardı. Bu adam, evin dış güvenliğinden sorumlu olan, Korhan’ın en güvendiği isimlerden biriydi. Şimdi ise bir ihanet lekesi gibi mermerin ortasında duruyordu. "Güvenlik, bir zincirdir Hakan," dedi Korhan. Sesi bağırmıyordu; sesi, bir mezar sessizliğinin içinden gelen o mutlak hüküm gibiydi. "Ve sen, o zincirin en zayıf halkası olmayı seçtin. Sevkiyat rotasını karşı tarafa satmak... Bir Aslanoğlu’na yapılabilecek en büyük saygısızlık, onun ekmeğini yerken arkasından kuyu kazmaktır." "Korhan Bey... Yemin ederim... Çocuklarım için..." adamın sesi kanlı bir hırıltıdan ibaretti. Korhan, sehpanın üzerindeki viski kadehini yavaşça kavradı. Hareketleri o kadar ölçülüydü ki, sanki karşısında can çekişen bir adam yoktu. "Çocukların için mi?" dedi, hafifçe gülümseyerek. O gülümseme, bir ölünün yüzündeki donukluk kadar korkunçtu. "Benim çocuğumun nefes aldığı bir çatıyı savunmasız bırakırken, kendi çocuklarını düşündüğünü mü söylüyorsun? Bu, sadece bir ihanet değil; bu, benim tanrılığıma bir meydan okumadır." Korhan ayağa kalktı. O devasa cüssesi, bağlı olan adamın üzerine bir karabasan gibi çöktü. Ağır adımlarla adamın etrafında döndü. O an Korhan’ın gözlerindeki o ışığı gördüm; bu bir öfke değildi. Bu, bir celladın işine duyduğu o profesyonel, o buz gibi tatmindi. Bir sadistin, acıyı nasıl bir sanat gibi işleyeceğini bilen bir ilahın bakışıydı bu. Korumalardan biri, Korhan’a gümüş bir tepsi içinde ağır, siyah bir deri çanta uzattı. Korhan çantayı açtı. İçinden çıkan aletler ne tıbbiydi ne de tanıdık. Hepsi parlıyordu, hepsi can yakmak için tasarlanmıştı. "İhanetin bedeli ölümdür," dedi Korhan, adamın kulağına doğru eğilerek. "Ama bir Aslanoğlu’na ihanet etmenin bedeli, ölmek için yalvarmaktır." Ben, yukarıda korkuluklara tutunmuş bir halde, nefes almayı unutmuştum. Gözlerimi kapatmak istiyordum ama dehşet beni o sahneye çivilemişti. Korhan, eline uzun ve ince bir metal çubuk aldı. Hiç acele etmeden, adamın diz kapağına o metali sertçe vurdu. Kemiğin kırılma sesi, salonun yüksek tavanlarında yankılandı. Adamın attığı o hayvanca çığlık, kulaklarımı sağır edecek gibiydi. Ama Korhan’ın yüzünde en ufak bir tiksinti, en ufak bir sarsılma yoktu. Aksine, adamın acıdan kasılan vücudunu bir bilim adamı titizliğiyle inceliyordu. "Bu şehirde herkes bir şeylerden korkar," dedi Korhan, adamın acı dolu hıçkırıklarının arasında sakinliğini bozmadan. "Ama herkes tek bir ismin önünde diz çöker. Ben sana sadakati değil, korkuyu öğretmiştim. Ama görüyorum ki, dersini unutmuşsun." Korhan, yerdeki ağır bir demir parçasını aldı ve adamın bağlı ellerinin üzerine, mermer zemini sarsacak bir şiddetle indirdi. O an odadaki hava kan kokusuyla doldu. Korhan, adamın artık geri dönülemez şekilde parçalanmış parmaklarına bakarken, ipek mendiliyle alnındaki bir ter damlasını sildi. O kadar rahattı ki, sanki sadece bir bahçe işiyle uğraşıyordu. "Götürün bunu," dedi Korhan, sesi buzdan bir duvar gibi yükselirken. "Karanlık bir depoya kapatın. Onu öldürmeyin. Sadece her gün, ihanetin tadının nasıl olduğunu ona hatırlatın. Dilini bırakın ki, adımı sayıklayabilsin. Ama bir daha asla bir şeye dokunamasın." Korumalar adamı sürükleyerek dışarı çıkardığında, o paha biçilemez mermer zeminde koyu, kıvamlı bir kan izi kaldı. Korhan, o izi bir sanat eserini inceler gibi süzdü. O an anladım; o sadece bir adamı cezalandırmamıştı. O, evdeki her bir gölgeye, her bir nefese mühür basmıştı. Başını yavaşça yukarı kaldırdı. Bakışları, korkulukların ardında titreyen gözlerimi buldu. Onu izlediğimi biliyordu. Belki de bu kanlı infazı, dün geceki o tokadımın, o "gitme" teşebbüsümün sessiz bir cevabı olarak kurgulamıştı. "Aşağı in, Burcu," dedi. Sesi salonun boşluğunda bir kamçı gibi şakladı. "Aras acıktı. Ve o masumun sütünün içine bu kokunun sinmesini istemem." Bacaklarım titreyerek aşağı indim. Kan kokusu, o pahalı parfümlerin ve mumların kokusuna karışmıştı. Yanından geçerken ona bakmamaya çalıştım ama o, kolumu kavrayıp beni durdurdu. Parmakları derime geçtiğinde, az önce bir adamın kemiklerini kıran o ellerin sıcaklığını ve gücünü hissettim. "Gördüğün bu adam," dedi, gözlerindeki o zifiri karanlık beni içine çekerken. "Benim merhametimin en uç noktasıydı. Şimdi düşün... Eğer bana sadakatsizlik yaparsan, senin için nasıl bir cehennem tasarlarım?" Cevap veremedim. Boğazım kurumuştu. "Korkmalısın," dedi, dudakları kulağıma değerken. "Çünkü ben senin cennetin değilim. Ben senin secdeye varacağın tek karanlığım. Şimdi odana git ve sadece Aras’ı düşün. Senin dünyan artık sadece o odadan ve benim iznimden ibaret." Beni bıraktı ve sanki az önce bir dehşete imza atmamış gibi, büyük bir sakinlikle çalışma odasına yürüdü. Ben ise o kan lekesinin yanında, kollarımda Aras’ın hayaliyle baş başa kaldım. O an anladım; Korhan Aslanoğlu sadece bir mafya ya da bir baba değildi. O, hayatın ve ölümün iplerini elinde tutan, kanla beslenen bir ilahın ete kemiğe bürünmüş haliydi. Ve ben, onun mabedinde kapana kısılmış bir kurbandım. Ona kafa tutmuş, radarına girmiş ve karşısında koskoca bir hiçtim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD