Azur’un mavi Dünyasından sevgiler
Bölüme başladığınız saati buraya bırakın lütfen:)
Keyifli okumalar...
Nebibe Hanım önden giderken Mehir kapıyı örterek Nebibe Hanım'ın arkasından salona vardı. Nebibe Hanım elindeki siyah kürklü kabanı koltuğun sırtına atarak elindeki çantayı kabanının altına bıraktı.
"Nerede bebek ?"
Mehir Nebibe Hanım'a gülümseyerek yatak odasına girdi. Azur ayaklarını havaya kaldırmış , elindeki oyuncağın bir bacağını ağzına sokmuş , geveliyordu. Mehir oğluna doğru yaklaşarak elindeki oyuncağı ağzından çıkarttı.
"Oğluşum , büyük babaannemiz bizi görmeye gelmiş."
Mehir oyuncağı alabilmek için Azur'un parmaklarını tek tek oyuncağın üzerinden çekerken Azur kendi dilinde ona bir şeyler anlatıyordu. Mehir oğlunu kucağına alarak salona geri döndüğünde Nebibe Hanım ayakta dikilmiş , heyecanla kapıyı gözlüyordu. Mehir kucağında Azur'la çıktığında kaşları havalanan kadının koyu kahve gözleri hayranlıkla parladı. Azur'un eli annesinin yanaklarına tırmanmış annesinin burnunu tutmaya çalışıyordu. Azur bu sabaha çok keyifli ve hareketli bir bebek olarak uyanmıştı.
Yaşlı kadının göz bebekleri koyu kahve yuvarlakların içinde titrerken ağlamamak için gözlerini yumarak birkaç saniye öylece durdu.
"Nebibe Hanım iyi misiniz ?"
Bütün herkesin Azur'a bayılacağından yüzde yüz emindi ancak Nebibe Hanım yine kaldıramaz baygınlık geçirirse bu defa Acar'la yüz göz olurlardı. Zaten ortam tatsızdı , hiç böyle hareketlerin sırası değildi.
Nebibe Hanım yutkunmakta zorlanırken başını aşağı yukarı salladı. Yaşlı kadının göz kapakları aralandığında aklarına yayılan kızıl çizgilerin pınarlarından taşıdığı kova kova suya buruk bir gülüşle buktu.
"Rahatsız olmazsan..." çatlak çıkan sesini temizledi hemen.
"Onu kucağıma alabilir miyim ?"
"Elbette."
Azur yüzünü Mehir'in yüzüne yaklaştırmış küçük burnunu annesinin elmacık kemiğine yaslamıştı. Azur Mehir'le oyun oynamak için Mehir'in ilgisini çekmeye çalışıyordu. Mehir Azur'a dönerek saçlarına sevgiyle , tüy kadar hafif bir buse kondurduğunda Azur başını kaldırıp annesinin iri kahve gözlerine gülerek baktı. Nasıl tatlı bir bebekti böyle !
"Oturun lütfen."
Mehir Nebibe Hanım'a koltuğu göstererek heyecanlı kadını oturması için yönlendirdi. Kadın kendini atarcasına koltuğa oturduğunda Mehir yaşlı kadının heyecanına içten içe sırıtarak Azur'u sakince kadının kucağına bıraktı. Nebibe Hanım pür dikkat Azur'a odaklanmış , onu özenle kucağında tutarken Azur büyük annesinin gömleğindeki broşa ulaşmaya çalışıyordu.
Mehir'in gözleri oğlunun hareketleri üzerindeydi. Azur'un broşa ulaşmaya çalıştığını görünce dudakları keyifle kıvrıldı. Aferin oğlum , tatlı tatlı oyunlar yaparak gözüne kestirdiğini al , ne kadar da bana benziyor ! Mavi gözlerinin kaynağı baban , kıvrak zekânsa benim sana mirasımdır. Oysa bütün bebekler ilgisini çeken parlak şeylerin peşine düşerlerdi ancak bunu biliyor oluşu Azur'un her hareketini ilahlaştırmayacağı anlamına gelmezdi.
Mehir içinden oğlunu yüceltirken Nebibe Hanım'ın yanına oturarak yaşlı kadının ıslak gözlerle Azur'u hayranlıkla seyredişini izliyordu. Nebibe Hanım eğilmiş Azur'un kokusunu içine çekerek saçlarına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu.
"Gözleri... Allah'ım bu bebek !"
Nebibe Hanım başını kaldırarak Mehir'e göz kapakları arasına dolan yaşların arkasından baktı.
"Acar'ın tıpa tıp aynısı."
Azur ninesinin üzerine eğilmesiyle broşu yakalamıştı. Nebibe Hanım doğrulamazken Azur broşu bırakmıyordu. Mehir gülmemek için yanaklarının içini dişlerken uzanıp oğlunun küçük parmaklarını teker teker çözdü.
"Gözleri dışında henüz bir benzerlik göremedim ben."
Mehir'in sessiz kurduğu cümle Nebibe Hanım'a ulaşmamıştı. Acar için Nebibe Hanım'la tartışmayacaktı , Nebibe nineyi severdi Mehir , ailesine , torunlarına düşkün ideal bir büyükanneydi. Nitekim diğerlerine olduğu gibi ona da kırgındı Mehir.
"Sen nasılsın, kızım ?"
Mehir buruk bir gülüşle yaşlı kadının merhamet dolu bakışlarına baktı. Gülümsedi , kalbindeki ağırlığın altından kayarak uzaklaştı.
"Bana Mehir deyin lütfen , artık kızınız değilim."
Yaşlı kadın başını aşağı yukarı sallarken bakışları yeniden Azur'un üzerine düştü ve bir on beş dakika Azur'u sevdi , oynadı , konuştu.
"Ne zaman öğrendin ?"
Nebibe Hanım'ın cevaba aç sorusuna karşın Mehir ona sade bir cevap verdi.
"Boşandıktan sonra." Zamanı mühim değildi, boşanma gerçekleştikten on gün sonra öğrendiği bilgisini kendine sakladı Mehir.
Nebibe Hanım başını kaldırıp genç kadına baktı.
"Neden söylemedin ?"
Mehir'in dudakları alayla kıvrıldı. Ne değişecekti ki ? Acar'a ulaşmaya çabalamış, ona defalarca kez anlatmaya çalışmıştı. Acar ona ulaşabileceği bütün yolları tıkamış , soluğu yurt dışında almıştı. Zengin olmanın en güzel yanı bu değil miydi zaten , sorunlarım var en iyisi ülkeyi terk edeyim ! Biz fakirler bunun kıymetini hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Uzmanlığımı elime alalı henüz 8 ay kadar olmuştu. Acar'ın hangi ülkeye fink atmaya gittiğini bilmeden elimdeki azıcık parayla , hamile halimle peşine mi düşmeliydim ?
"İnanır mıydı sanki ?" Dedim , cevabını ikimizde biliyorduk.
"Ya siz , siz inanır mıydınız ? " bu çıkışı beklemediği aşikardı. Inanmazlardı, kanıt isterlerdi Dna testi diye tuttururlardı. Keseden alınacak örnekle Dna testi yapılması bebek için büyük bir risk teşkil edebilir. Sırf siz ikna olasınız diye böyle bir şey yapacak değildim ya ! Azur'u yalnız başıma doğururum yine de sizin zihniyetiniz öyle buyuruyor diye oğlumu tehlikeye atmam.
İçimden geçen bu cümlelerin muhattabı Acar'dı. Durup dururken yaşlı kadının kalp krizi geçirmesine sebebiyet vermeyeyim düşüncesiyle üzerine gitmedim. Aynı çatının altında daha çok muhabbetimiz olacak nasılsa.
"Çay alır mıydınız ?"
"Bir bardak alırım."
Mehir başını aşağı yukarı sallayarak ayaklandığında kapı çaldı. Mehir başını Nebibe Hanım'dan tarafa çevirerek kadına baktı.
"Birini mi bekliyordun ?" Nebibe Hanım'ın sorusuna karşılık Mehir başını sağa sola salladı. Iki kadın aynı anda konuştular.
"Acar."
"Acar !"
Nebibe Hanım Azur'u Mehir'in kucağına vererek kabanını ve altındaki çantayı alarak yatak odasına girdi. Mehir üzerine kapanan kapıya gülerek bakarken kapı yeniden çalındı.
"Geldik babası !"
Azur küçük ellerini annesinin saçlarına gömmüş , yüzünü annesinin yanağına yaslamış gülüyordu.
"Baba bizi özlemiş oğlum. Dayanamamış hasretimize."
Mehir Azur'u koltuğun üzerine yerleştirerek etrafına koltuğun yastıklarından kale yaptı. Azur'un düşmeyeceğine kanaat ettiğinde üzerini düzeltti. Saçlarını tek omzunda toplayarak topuklarını tıkırdatarak kapıya vardı. Kapının kulpunu indirdiğinde kapı aralığında gördüğü kişi daha da keyiflenmesine neden olmuştu.
"Yıldız ?"
Mehir keyifle kahkaha atarak kapıyı Yıldız'ın geçebilmesi için açtı. Mehir arkasına dönmüş içeri doğru bağırıyordu.
"Hoş geldin halası !"
"Sana gelmedim, yeğen aday adayını görmeye geldim."
Yıldız çenesini dikleştirmiş bir şekilde içeri girdiğinde Mehir kapıyı kapatarak Yıldız'ın peşinden salona doğru ilerledi.
İçerde kendi kendine gülerek garip sesler çıkaran Azur , ayaklarını havada birleştirmiş elinin birini ağzına götürüyordu. Kapının girişinde donakalan Yıldız ela gözlerini kırpıştırmadan koltuğun üzerinde kahkahalar atan bebeğe hayranlıkla bakakaldı. Mehir yumruk yaptığı elini ağzına götürerek sahte bir öksürükle boğazını temizlediğinde Yıldız durduğu yerde korkuyla sıçramıştı.
Yıldız hemen kendini toparlamış Azur'un bulunduğu koltuğun en ucuna , Azur'dan en uzak yere oturdu. Azur , yabancı simayı iri mavi gözleriyle takip ederken Yıldız gözlerini kırpıştırarak Azur'u seyrediyordu.
"Bir şey içer misin Yıldız ?"
"Hayır." Diye kestirip attı onu Yıldız. Azur'un dudakları kıvrılmış gülerek havadaki ayaklarını koltuğa bırakmıştı. Yıldız Azur'un masmavi gözlerine hayranlıkla bakarken ne kadar da abisine benzediğini düşünüyordu.
"Neden geldin Mehir ?"
Mehir omuz silkerek koltuğun koluna oturdu. Kollarını göğsünün altında bağlayarak Yıldız'dan tarafa döndü.
"Sanane ?"
"Abimin hayatını bir kez daha mahvetmene izin vermeyeceğim."
Bu cümlenin altında yatan kırgın ve kızgın bir kalp vardı. Oysa aynı kalbin yansıması Mehir'in kalbinde yaşıyordu.
"Abin için dönmedim."
Yıldız Mehir'in cevabına karşılık alayla hah ! çekti.
"Üzerindeki bordo elbise abimin hediyesi değil miydi ?"
"Abinin bana aldığı hediyeleri ben senin kadar takip etmedim be. Resmen gözün kaldı !"
Yıldız'ın ağzı açık kalmış onunla alay eden Mehir'e ses tonuna dikkat etmeden cırlamıştı.
"Senin ihanetinin sorumlusu ben miyim !"
Mehir kaşlarını çatarak korkuyla gözlerini kırpıştıran Azur'a yaklaşarak oğlunu kucakladı.
"Bağıracaksan git , çocuğa bakmaya geldiysen sesinin ayarına dikkat et. Saçından sürüyerek attırma kendini."
Yıldız dişlerini sıkarak gözünü yumup açtı.
"Abimi aldatan sensin ,onun hayatını mahvettin." Mehir ilgisiz bir sesle Yıldız'ın konuşmasını böldü.
"Bunlardan bahsetmiştin zaten Yıldız."
"Abim nişanlanıyor Mehir."
Üç kelime bir kalbi kor edebilir miydi ? Keskin ucu zehirli bir kılıç karnına saplanmış , iç organlarını deşeliyordu sanki. Kalbinin hüzünlü tınısı kemiklerini sızlattı. Yıldız onun bozulan ifadesini , iri kahve gözlerindeki kederi görerek canını acıtmaktan geri durmadı.
"Çok güzel bir kadın , abime deliler gibi aşık. Abim ona evlenme teklif etti."
Mehir kahvelerinde baş gösteren hüsranı kara çarşaflarla örterek kucağındaki oğluna eğilerek sevgiyle gülümsedi.
"Oğluşum duyuyor musun yakında nişanımız varmış."
Mehir başını kaldırıp Yıldız'a bakarak ukala bir tavırla konuştu.
"Eğer abini isteseydim sen dahil hiç kimse buna karşı gelemezdi. Eğer istediğim şey Acar olsaydı onu alırdım bunu sende gayet iyi biliyorsun."
"Neden geldin o zaman ? Neden eve yerleşmeye çalışıyorsun ? Neden abimin aklını karıştırıyorsun ? Seni unuttu o , sen öldün bizim için." Mehir dudak bükerek yavaşça başını sağa sola salladı.
"Siz isteseniz de beni öldüremezsiniz, artık eskisinden daha yakın akraba olduk halası !"
Yıldız daha da sinir olarak yumruk yaptığı elini sıktı.
"Derdin ne o zaman ? Para mı istiyorsun ?" Mehir dudak bükerek güldü.
"İstememe ne gerek var. Çıkarıp tomar tomar masaya koyacaksanız. Eve de gireceğim , baş köşeye yerleşip keyif kahvemi içeceğim."
Yıldız başını sağa sola salladı.
"Bunu asla kabul etmez abim."
"Edecek , bak gör nasıl yerleşeceğim eve. Ve sen buna engel olamazsın tatlı kız."
"Abim o bebeğin velayetini alacak senden , beş parasız sokakta kalacaksın."
Mehir dudaklarını birbirine bastırarak başını sağa sola salladı.
"Hiç dinlemiyorsun Yıldız , abine velayeti ben vereceğim. Ben vermedikten sonra havasını alır."
Yıldız anlamakta zorlanıyordu bu kadının derdi neydi ?
"Velayeti vermeyeceksin , yalan söylüyorsun."
Mehir omuz silkti , nasılsa onun dürüstlüğüne inanmıyordu.
"Yalan değil desem de inanmazsın ama vereceğim."
"Niye ? Velayeti verdikten sonra seni evde barındırmayacağımızı biliyor olmalısın."
"Gidiyorum Yıldız. Yurt dışından iş teklifi aldım."
Yıldız şaşkınca Mehir'e bakakalmış , onun ciddiyetini sorguluyordu. Gidiyor muydu hakikaten ? Ayağa kalkan Yıldız küçümseyen bakışlarını omzuna yatırdığı oğlunun sırtını sıvazlayan Mehir'e dikti.
"Oğlunu atacak yer olarak bizi seçmen de ne onurlu hareket doğrusu, tam senlik."
Mehir kısık gözlerinin ardından tüm yapaylığıyla konuştu.
"Seçeneklerimin arasındaki en ballısı sizin kapıydı."
Yıldız Mehir'in önünden geçip gidecekken dayanamayarak geri dönmüş. Mavi gözlerle çipil çipil bakan bebeği öpmek için geriye doğru çekildi. Mehir gözlerini kısarak sahte bir ilgiyle konuştu.
"Ayh ! Hiç öpmeyelim canım ya yılan sevmiyoruz."
Yıldız ayağını vura vura kapıya doğru varmıştı ki kapının kulpunu çevirmesiyle karşısında duran kişiye gözlerini büyüterek baktı.
"Abi !"
Yıldız kapının yanına pısan annesinin gülümseyen suratına şaşkınca baktı. Fikret Hanım başını sağa sola sallayarak konuştu.
"Otele girer girmez yakaladı beni çıkamadım yukarı." Acar ters ters kız kardeşine bakıyordu.
"Bir gün sabredemediniz mi ?"
"Abi bak düşündüğün gibi değil. Ben konuşmaya geldim." Acar alev saçan mavilerini kardeşinin ürkek elâlarına indirdi.
"Eve gidelim konuşacağım ben seninle."
"Nebibe Hatun !"
Acar'ın içeri doğru bağırışıyla Nebibe Hanım yatak odasından çıkmış tin tin kapıya doğru yürüyordu. Acar evinin hanımlarını toplamış son defa koltukta oturan kadına baktı ancak Mehir ondan tarafa dönüp bakma gereksinimi duymadı. Yerinden de kalma zahmetinde bulunmadı. Yıldız kapıyı tutup hızla abisinin suratına baktı.
"Bize kızacağına önce bir kendine bak ! Gözünün biri içerde kaldı."
02.02.2019.... (İLK TANIŞMA)
Şehre geleli henüz beş ay olmuş bir kadındı Mehir, asistan arkadaşı Olcay'ın teklifi üzerine ilk defa gece dışarı çıkmayı kabul etmişti. Mehir geceleri seven , özgürlüğüne düşkün , eğlenmeyi seven çıtı pıtı bir kızdı. DUS'ta yüksek bir derece yapmış , Istanbul'da hatrı sayılır üniversitelerden birinde Pedodonti Uzmanlığı yapıyordu. Ancak yoğun tempolu çalışmak ve akşam üzeri gezmeleri Istanbul'un hızlı gece hayatından onu epey alıkoymuştu. Bunda en yakın arkadaşlarının Ankara'da oluşu ve her fırsatta Ankara'ya gidişinin de büyük etkisi vardı. Istanbul'da pek çevre edinmemiş , kendi kendine vakit geçirmeyi seviyordu. Ta ki Olcay'ın samimî ve akla kötü düşünce düşürmeyen teklifi gelene kadar.
Üzerine siyah straplez kesim bir büstiyer , altına bronz renk , parlak şortunu ve siyah , süet bileğinin dört parmak kapayan topuklu botu geçirmiş saçlarını tepeden at kuyruğu yapmıştı. Önden iki kekil düşürmüş , hafif makyajını bordo rujuyla taçlandırmıştı. Siyah kabanı şortunun bitim sınırındaydı.
Mehir , Olcay'ın dediği yere varmış ancak Olcay henüz gelmemişti. Olcay gelene kadar onu dışarıda beklemekle içeri girmek arasında kalan Mehir Olcay'ı aramıştı. Olcay , mekanın sahibini tanıdığını söyleyerek Mehir'i arka kapıya yönlendirdiğinde Mehir arka kapıdaki görevliye Olcay'ın arkadaşı olduğunu söyleyerek içeri girmişti. Adam onu yedi kızın beklediği bir odaya götürdü.
Aralarında sohbet eden kızlardan uzak durarak duvarın bir köşesine çöreklenen Mehir Olcay'ın telefonuna seri aramalar bırakıyordu lakin hepsi cevapsız sonuçlanıyordu. Mehir bir iki dakika daha bekledikten sonra çıkmaya karar vermişti ki kızlar bir anda yanında soyunmaya başladılar. Ağzı açık kalan Mehir kadınların muhteşem fiziklerine gözlerini belerterek baktı. İçinden yalnızca şu cümle geçmişti , nereye düştüm lan ben !
Kadınların hepsi aynı takımı giymiş , siyah sütyenin kuplarının üzerinde gold renginde iskelet el duruyordu , alt çamaşırları ise bir beden dar ve arka kısımlarında iki tane gold renkli kafatası taşıyorlardı. Seksi kadınların görüntüsüne dehşetle bakarken neden orada olduğunu sorguluyordu. Kapıya çabuk adımlarla ilerleyerek kapıdan can havliyle dışarı attı kendini.
Geldiği yöne dönmüş, kapıya doğru koşarcasına kaçarken karanlıktan gelen iki suret Mehir'in karşısına dikilmiş durmasını sağlamışlardı.
"Çekilir misiniz ?" Kibarca rica ederek aralarından geçmeye çalışan kıza yol açmadılar.
Gözleri kocaman açılan kadın en az 2 metre olan adamlara irileşen kahve gözlerinin altından korkuyla bakıyordu.
"Nereye gittiğini sanıyorsun sen !"
Mehir arkasından gelen sesle durduğu yerde sıçradı. Kolundan tutulup geriye doğru sürüklendiğinde kolunu tutan adama doğru dönerek yüzüne doğru bağırdı.
"Bırakır mısınız ! Ne yapıyorsunuz siz ! Bu ne cürret !" Üzerinde lacivert parlak bir ceket bulunan adam Mehir'in yüzüne doğru eğilerek öfkeden kızarmış gözlerini belerterek tükürür gibi konuştu.
"Paranızı peşin verdim ! Üç kişi eksik gelmiş zaten seni bırakacağımı mı sanıyorsun ! Yürü !"
Mehir elini kendine çekmeye çalışıyor ancak adam davası bellediği bu kadını bırakmaya niyeti yok gibiydi. Mehir adamın elinde debelenirken bir yandan bağırıyordu.
"Hata yapıyorsunuz ! Ben kimseden para almadım !"
"Gecenin sonunda fazlasını alırsın , uzatma." Mehir tırnaklarını adamın elinin sert derisine saplamış , kanatmaktan geri durmayarak batırıyordu.
"Beyefendi ne saçmalıyorsunuz ! Polise haber veririm ! Hemen bırakın elimi !" Adam Mehir'i kadınların çıkmakta olduğu kapıya doğru iteleyerek bıraktı. Mehir bir anda boşluğa savrulunca son anda kapının pervazına tutunmuştu.
"Git kostümünü giyin !"
"Beyefendi ben diş hekimiyim , dansçılarınızdan biri değilim. Izin verirseniz kimliğimi göstereyim." Mehir elini çantasına atmıştı ki adam onun son sabrını da tüketerek üzerine yürüdü. Yüzünde kadının söylediklerine inanmayan bir ifade vardı.
"Sayın diş hekimi ya kostümle çıkarsın ya da çıplak !" Mehir kendisini dinlememekte ısrarcı olan adama dert anlatılamayacağının bilincine vararak şortunun cebine elini attı. Dudakları alayla kıvrılmış onu tehdit eden adama sınır bozucu bir gülüş yollamıştı.
"Al sana puşt !" Cebinden çıkardığı biber gazını üzerine yürüyen adamın gözüne sıktı. Adamdan acıyla bağırış yükseldiğinde Mehir kızların gittiği koridora doğru koşarken peşine takılan iki izbanduta yakalanmamak için daha hızlı koşuyordu. Önüne geçen iri bedene toslamış , yere savrulmuştu narin bedeni. Kolundan tutan korumalar onu ayağa kaldırdığında boğazını parçalarcasına bağırdı.
"Bıraaaaaaaak ! Yardııım ediiiiiiiin !"
"Ne oluyor burada ? Ne bu gürültü ?" Mehir'in kollarından tutan adamlar hoyrat davranışlarına son vererek tutuşlarını serbestleştirdiler.
"Acar Bey , biz hallediyoruz." Gözündeki yaşları silerek kargaşaya dahil olan Acar Soysalan'ın yanına gelen adam kızarmış gözlerini Acar'ın keskin mavi gözlerine çıkardı. Acar korumalardan birine dönerek çenesiyle barı işaret etti.
"Müziğin sesini arttırsınlar."
"Neyi hallediyorsun lan sen ! Daha demin ki gibi davransana hadi ! Hadi söylesene soyun desene hadi !"
Mehir korumaların kapanı arasında debelenirken adama doğru bağırıyor, tekme atmaya çalışıyordu.
"Hanımefendi sakin olun."
Beyaz mermer teninde parlayan gök mavisi gözleri Mehir'in öfkesini yatıştırmak için yaratılmıştı sanki. Köşeli çenesine , uzun boyuna, dalgalı siyah saçlarına , kemikli çehresine , uzun kirpiklerinin altında mavi alevlerle çevrili irislerine alıcı gözüyle bakarken fırsattan istifade kahve gözlerini damarlı ellerine indirmişti. Adam sahipsizdi , bu bilgiyi hanesine ekleyerek adamın giyimini inceledi. Altındaki koyu kota , karın kaslarını belli eden beyaz tişörtün üzerine geçirdiği ten renkli blazer ceketiyle moda zevki de iyiydi.
"Acar Bey bu kadın parasını aldığı halde sahneye çıkmayacağını söylüyor , siz karışmayın lütfen ben ilgileniyorum." Adamın sözleriyle elindeki biber gazını kafasına fırlatmamak için kendini zor tutuyordu Mehir.
"Bana bak şerefsiz adam ! Birincisi ben para almadım ! Ikincisi ben dansçı değilim diş hekimiyim ! Gerizekalı !"
"Bırakın hanımefendiyi.”
Mehir , mavi gözlü adamın ısrarla hanımefendi demesinden utanmıştı zira ne hanımlığı kalmıştı ne efendiliği çirkef damarı ortaya çıkmış mahalle kavgası eder gibi sesinin ayarına dikkat etmeden bağırıyordu. Mehir derin bir nefes alıp sakince kabanını , kıyafetlerini düzeltti. Mavi gözlü adamın yanına gelerek çantasından çıkardığı diş hekimi kartını ve kartın üzerindeki beyaz önlüklü fotoğrafı gözüne sokarcasına uzattı. Adam kartı alıp kadının adına ve fotoğrafına baktı. Mehir.
"Mehir Akusta , Diş hekimi."
Adam sıkıntıyla nefesini vererek karşısında kızarıp bozaran adama doğru bağırdı.
"Ne biçim iş yapıyorsun Hakan ! Kadını alıkoymak nedir ! Özür dile hanımefendiden." Mehir lacivert ceketli , kendini bir bok sanan adamın gözü önünde azar yemesinden keyif almış , büyük bir memnuniyetle gülümseyerek başını kaldırmıştı. Başını yere eğen adam utana sıkıla kısık sesle konuştu.
"Özür dilerim."
Mehir dilini dişlerinin üzerinde gezdirerek adama doğru bir adım attı. Dudaklarında parlayan gülüşle adamın karşısında durdu.
"Özrüne ihtiyacım yok." Elini havaya kaldıran kadın , şiddetle adamın yanağına tokat attığında , tokat sesi koridorun uğultusunda yankı buldu.
"Bundan sonra dinlemeden bir kadını kolundan tutup ya çıplak çıkarsın demeden önce bir kez daha düşün." Başını yana çevirerek onu seyreden gök mavisi gözlere döndü bu defa.
"Kimliğim lütfen."
Adam kimliği uzatınca Mehir uzanıp kimliğini aldı.
"Size de teşekkür ederim , siz olmasaydınız bu zorbalar beni soymuş olabilirlerdi , sayenizde hâlâ giyiniğim."
"Kusura bakmayın lütfen." Mehir alayla gülerek başını sağa sola salladı.
"Siz buranın sahibi misiniz ?"
"Evet." Kadın aldığı yanıtla kaşlarını havalandırıp alt dudağını bükerek başını yavaşça aşağı yukarı salladı.
"O zaman bir zahmet kusura bakacağım beyefendi. Sizin kapıya diktiğiniz bu iki haydut beni kovaladılar , bu lacivert ceketli sirk maymunu soymakla tehdit etti. Kusura bakmayacağım da nereye bakacağım pardon !"
Adam şaşkınca kadının alev saçan iri kahvelerine bakıyordu. Daha demin teşekkür etmiş şimdi de fırça atıyordu.
"Bu terbiyesizliği polise bildireceğim. Her yere de vizyonsuz mekanınızın ne kadar boktan bir yer olduğunu duyuracağım ! Seyredin , sahada ne kadar güzel dans ettiğime şahit olacaksınız !"
Güzel adam olabilirdi lakin bu durum ona karşı daha toleranslı olacağı anlamına gelmezdi. Bu terbiyesizliğin en büyük payı bu adama aitti , yakışıklı adam senin bu kızın elinden çekeceğin var. Mehir arkasına dönmüş seri adımlarla çıkışa doğru ilerlerken Olcay ona doğru hızlı hızlı gelerek alkış tutuyordu. Diliyle dudaklarını ıslatan kadın durmuş , adamın yanına gelmesini bekledi.
"Mehir , biraz geciktim."
Olcay Mehir'in tam önünde durduğunda Mehir kaşlarını havalandırıp başını iki defa aşağı yukarı salladı.
"Olcay." Mehir elini havaya kaldırıp hızla adamın suratına indirdiğinde Olcay'ın başı yana yatmış , çıkan şlak sesi ikinci defa yankı bulmuştu. Acar dudaklarını birbirine bastırarak gülmesini tutuyordu. Olcay'ın iki hafta önce şaklayacağım diye bahsettiği kız bu olmalıydı. Olcay , Acar'ın liseden arkadaşıydı.
Olcay elini tokat yediği yanağına bastırarak başını yavaşça kadına doğru kaldırdı. Ne olmuştu yahu ?
"Senin ecdadını mezarında hoplatırım Olcay. Şu andan itibaren götünü iyi kolla ilk fırsatta torpil sokmak için bekliyor olacağım !"
Mehir adamın yanından geçip koridorda kaybolduğunda Olcay elini acıyan yanağına bastırarak kadının arkasından bakan Acar'a doğru yürüyordu. İnanamaz ses tonuyla başını sağa sola salladı.
"Yanağım içine göçtü anasını satayım ne el varmış !"
Lacivert ceketli adam kızaran yanağını Olcay'dan tarafa döndü.
"Sormayın Olcay Bey ben de nasibimi aldım."
Olcay lacivert ceketli adama şaşkınca baktı.
"Ne oldu lan burada ?" Acar lise arkadaşına dik dik bakarak nefesini seslice bıraktı.
"Senin yapacağın şakaya sokayım Olcay. Var mı kızın numarası sende ?"
Bölüm Sonu…