5.BÖLÜM / İLK TEMAS

2314 Words
Azur’un mavi dünyasına sevgiler :) Bölüme başladığınız saati buraya bırakın lütfen… Keyifli okumalar... Nergis şaşkınca gözlerini iki defa kırpıştırdı. Dudakları mutluluk sarhoşluğuyla yukarı kıvrıldı , yanakları ısındı, kalbi ritmini şaşırdı. Söylemesi için bir çok şey bekliyordu ancak bu teklif onlardan biri değildi. Dudaklarındaki hınzır gülüşle uzanıp sehpanın üzerindeki toprak rengindeki porselen kupasını aldı. "Henüz erken." Acar diliyle dudaklarını ıslatarak önüne döndüğünde Nergis kıkırdadı. "Sana iki defa evlenme teklif ettiğimde böyle söylemiştin." Henüz tanışalı yedi ay olmuş olmasına rağmen Nergis , Acar'ı gördüğü ilk an aydınlanmıştı , eğer bir gün biriyle evlenecekse o adam Acar olmalıydı. Onun evli olmadığını duyduğunda sevinçten havalara uçtuğu o çocukça ânı utançla anımsarken gülümsedi. Bu uğurda hiçbir fırsatı kaçırmayarak her defasında konuyu evlenmeye götürmüş , açık açık iki defa evlenme teklifi etmişti. Ondan evet cevabını duyana kadar teklif etmeye devam edecekti ancak şu an zamansız gelen teklif kadının afallamasına neden olmuştu. Acar başını elleri arasına alarak sarkıtların döküldüğü irislerini karşı duvardaki inci küpeli kız tablosuna dikti. "Geri döndü." Acar'ın cümlesi Nergis'in yüreğine zehirli bir ok olup saplandı. Gülüşü soldu , yaşlar birikmek için göz kapaklarına baskı kurdu , kızıl ayaklar ak topraklara daldı , mavileri hüzün doldu. O kadın, Acar'ın kalbini kıran kadın yeniden dönmüştü. "Onu incitmek istediğin için mi ?" Başını sağa sola salladı adam. Sebebi ihanetinin karşılığında Acar'ı tamamen kaybettiğini anlaması içindi. Onu asla affetmeyecek olduğunu bilmesi için. Onu kalbinden çıkardığını , bir başkasını sevdiğini görmesi için. Incindiği kadar incinsin diye. "Kucak açmış onu beklediğimi düşünüyor." Acar sinirle dişlerini sıktı. Nasıl karşısına geçmiş küstah küstah konuşuyordu. Küstah değildi oysa , biliyordu , Mehir'di. Onu tanıdığı o ilk gün ki Mehir'di. O gün de böyle değil miydi , incecik bilekleriyle baş kaldıran , insanları sözleriyle döven minik bir kadın. "Beklemiyor musun ?" Nergis'in ruhsuz sesi Acar'ın hızla ondan tarafa dönerek attığı sert bakışla kesilmişti. Gök mavisi gözlerinde çakan şimşekler yerküreyi zifiri karanlıkta aydınlatırdı. "Bekliyor olsam ona giderdim." Acar'ın soğuk sesi evin sıcak havasını eksilere düşürmüş , Nergis'in ruhunu titretmişti. Ayakların ona gidemiyor ya kalbin ? diye içinden geçirdi kadın. Nergis sesli bir nefes doldurdu ciğerlerine , elinde tuttuğu kupanın ağırlığı altında kalbi sıkıştı. Ağır olan kupa değildi , sevdiği adamın gözlerinin önünde sevdiği kadın için onu kullanmak istemesiydi. Sevmemesiydi. Evlenmek istemesinin sebebi o kadına acı çektirmekti , Nergis'le mutlu olmak değildi. Nergis kucağındaki kitabı yan tarafına koyarak öylece karşıya bakan adama doğru yaklaştı. "Acar." Acar Nergis'in ona seslenmesiyle harabe şehirden farksız ,ferini kaybetmiş mavilerini kadına dikti. "Ben seni seviyorum. Bunu seni gördüğüm her an , özlediğim her saniye fark ediyorum. Bana seni düşlemek bile iyi geliyor , seni sevmek nasıl güzel bir his bilemezsin." Nergis uzanıp Acar'ın elini tuttu. Sıcacaktı , mavi gözlerindeki buzul dağlara karşın elleri yazın Sahra Çöl'ünde yürüyormuş gibi sıcaktı. "Aranızda ne geçti , neden ayrıldınız bilemem. Öfkelisin bunu görüyorum ama kalbin." Nergis seslice yutkunarak mavilerini Acar'ın elini tutan eline indirdi. "Kalbinde o varken elimi tutabilir misin ?" Acar nefesini yavaşça bıraktı. Onu sevmesi mümkün müydü ? "Kalbim kırıklarla dolu , böyle bir kalbe girmek ister misin ?" Nergis'in dudakları şefkatle kıvrıldı. "Kırıklarını toplarız beraber , bana güzel bir ev inşa ederiz. Olmaz mı ? " Nergis uzanıp ince uzun parmaklarını Acar'ın eline kaydırarak parmaklarını kenetledi. Kadının yeşile dönen mavi gözleri havalandığında ona bakan adama sevgiyle gülümsedi. "Ben hazırım Acar , eğer sen o kadını unutmak istiyorsan , onu affetmek istemediğinden, kendinden eminsen ben hemen şimdi seninle evlenirim." Acar Nergis'in yüzüne bakarak ciddi bir sesle sordu. "Yarın ?" Nergis kaşlarını çatarak alayla güldü. "Ben evlenirim dedim , ailem izin vermez. Hele dedem , seni mahveder." Dağlı'ların yaşlı kurdu her ne kadar Acar'ı iş ortamında da özel hayatında da takdir ediyor olsa dahi gözünün bebeği Nergis'ini öylece veremezdi. Nergis başını Acar'ın omzuna yaslayarak kokusunu içine çekerek baş parmağıyla Acar'ın elinin tersine yuvarlaklar çiziyordu. "Bir şey daha var Nergis ?" Nergis başını kaldırıp çenesini Acar'ın omzuna yaslayarak mavi gözleriyle adamın kemikli çenesine , dolgun elmacık kemiklerine , kalın biçimli bakışlarına baktı. "Hım ?" Acar gözlerini kapatıp havalanan ciğerlerine sıkıntı doldurdu. "Benim bir bebeğim olabilir." Nergis'in dudakları aralanmış Acar'ın elini tutan parmakları gevşemiş , çatılan kaşlarının altından Acar'a safi şaşkınlıkla bakakaldı. "Olabilir de ne demek ? Var mı yok mu ?" Acar nefesini verirken ofladı. O da bilmiyordu gerçeği , hangi olasılığın gerçek olmasını istediğini bilmiyordu. Acar bebeğin kendisine ait olmamasını mı olmasını mı isterdi ? "Mehir'in bir bebeği var , benim olabilir." Nergis'in yutkunamadığı düğüm boğazından kalbine yuvarlanmış , kalbini besleyen damarları tıkamıştı. Beyni Acar'ın sözlerini tekrar ederken vücudunun uyuştuğunu hissetti. Ağzının içinde bir avuç kor duruyordu sanki. İçi dağladı , kalbi parça parça döküldü. "Ben..." elini yavaşça Acar'ın sıcaklığından çekti. Şaşkın mavileri ona inanamazken ruhu afallamıştı. Diliyle dudaklarını serinleterek gözlerini yumdu. Bir bebek , yaşanan hiçbir şeyden haberi olmayan bir bebek , masum bir bebek. Sesli aldığı nefes ciğerlerinde dikenli sarmaşıklarla dağıldı , kalbine batan bıçak oluk oluk kan kustu. "Yapamam Acar." Acar sessizliğini muhafaza ederek şaşkınlığını paylaşan kadının tepkisini dinledi. "Biliyorum, her çift ayrılabilir. Ayrılan çiftlerin çocukları var doğal olarak. Ama bu çok farklı." Nergis ayağa kalkarak Acar'ın karşısına geçti. Adamın uzun bacakları arasına yerleşerek sehpanın üzerine oturdu. Acar'ın puslu mavilerine şefkatle bakarken uzanıp ellerini iki avcunun arasına aldı. "Acar , o çocuk masum. Eğer o bebek , sana aitse ona sırt çeviremezsin. Annesine olan öfkeni hiçbir şeyden haberi olmayan o bebeğe yıkma." Acar zoraki bir gülüşle kadının merhamet dolu mavilerine baktı. Nergis uzanıp elini Acar'ın yanağına yasladığında midesinde filler tepindi. Baş parmağıyla yanağını okşarken sevgiyle gülümsedi. "Elimi tutacaksan yanında olacağım ama evlenmek için henüz erken. Önce o bebekle tanışmalısın Acar. En azından bir süre bekleyelim , eğer hâlâ istiyor olursan seninle evleneceğim." … Üzerinde kruvaze yaka, bordo , aşağı doğru pile şeklinde uzanan kadife kumaştan dikilmiş elbise vardı. Esmer tenine en yakıştırdığı renkti bordo , büyük göğüsleri doğumdan sonra biraz daha dolgunlaşmıştı. Ancak bu büyüklüğü minyon bedeni rahatlıkla kaldırabiliyor , fazlasıyla seksi görünüyordu. Elbisenin dekoltesinden taşan dolgunluk göz doldurucuydu. Tenindeki solukluğu fondötenle kapatarak allıkla yanaklarına renk verdi. Kırmızı dudaklarına pembemsi nemlemdiricisini sürerek kirpiklerine maskara geçtiğinde artık hazırdı. Azur'un üzerine hardal renginde bir kazak , altına lacivert bir eşofman giydirmişti. Lâcivert şişme montunun yanına koyu mavi atkısını ve beresini de koyarak Acar'ın gelmesini bekliyordu kadın. "Babanı biraz delirtelim değil mi oğluşum ?" Mehir Azur'un elindeki el örmesi oyuncakla oynayışına gülümseyerek baktı. Ayağına krem renginde , bileğinde biten topuksuz botu geçirip krem rengindeki kabanını oğlunun yanına koydu. Kapı çaldığında Azur'un dört tarafını yastıklarla güvene alarak yatak odasından çıktı. Koridoru aşıp kapıyı heyecanla açtığında yüzündeki gülüş karşısında gördüğü adamlarla soldu. Dudaklarından silinen gülüş soğuk bir ifadeyle yer değiştirdiğinde önde Dündar , arkasında ellerinde tuttukları siyah deri ofis çantalarıyla duran iki adama sert sert baktı. "Günaydın Mehir Hanım." Mehir alayla hah çekerek dilini üst dişlerinin sırtında gezdirdi. "Günaydın mı kaldı bu saate Dündar ? Küçük bey yoklar mı ?" Dündar gayet sakin bir ses tonuyla devam etti. "Abinin toplantısı vardı , beni gönderdi." Mehir kaşlarını havaya kaldırıp meraktan uzak sesiyle sordu. "Bu adamlar kim ?" "Doktor beyler bebekten sürüntü örneği almaya geldiler." Dündar kapıya doğru adım attığında Mehir kapının aralığını daralttı. "Ben dün ne dedim Dündar ?" "Acil toplantısı çıktı Mehir Hanım." Mehir başını yana eğerek sinir bozucu gülümsemesiyle konuştu. "O abine söyle , zahmet edip toplantıdan sonra gelsin buraya. O gelene kadar oğluma dokunmanıza iznim yok." Dündar itiraz içeren cümlesini kuramadan Mehir sertçe kapıyı suratına çarpmıştı. Ayaklarını yere vura vura odasına geri dönerken kapı çalmaya başladı. Sesleri duymazdan gelerek yatak odasına girdi kadın. Azur'un yanındaki yastığı çekip yanına uzandığında Azur elindeki oyuncağı bırakıp annesinden tarafa dönerek elini annesinin yatağa dağılan saçlarına soktu. Canını acıtmadan ellerini yumuşacık saç telleri arasına daldırdı. Azur annesinin kokusunu ciğerlerine doldurarak keyifli mırıltılar çıkarırken Mehir kapının ardındaki gürültünün çekilmiş , yerine dolan sakinliği dinliyordu. Komodinin üzerindeki sabit telefon çaldığında Mehir Azur'un parmaklarını saçlarının arasından çekerek Azur'un parmaklarından öptü. Azur elleri arasından alınan koyu kahve buklelere kendi dilinde uydurduğu ses öbeklerini dillendirirken uzanmaya çalışıyordu. Mehir dirseğinin üzerinde doğrularak telefonu ahizesinden kaldırarak cevapladı. "Alo ?" "Mehir." Acar'ın sinirli sesi ahizenin diğer ucundan duyulduğunda Mehir'in yüzündeki ifade aynı salise içinde değişti , dudaklarına oturan gülüş büyüdü , derinleşti. "Ne vardı sevgili eski kocacığım ?" Acar gözlerini kapatarak burun kanatlarını havalandıran bir soluk çekti. "Dündar kapıda seni bekliyor. Doktorları ben yolladım, kapıyı aç işlerini yapsınlar." Mehir alayla kahkaha attı telefonun diğer ucunda sabrının son demlerini yaşayan adamı deli etmeye ant içmişti. "Beni buraya yerleştirdin diye uşaklığını yapacağımı mı sandın ? Soysalan Kont'u Soylu Acar adına ne büyük kayıp !" Acar dişlerini sıkarak zor zapt ettiği ses tonuyla konuştu. "Bak kadın delirtme beni ! Adamlar kapıda bekliyor." Mehir saç buklelerine uzanmaya çalışan oğlunun eline oyuncağını vererek parmaklarını oğlunun karnında gezdirdi. "Delirmek en çok sana yakışır yiğidim ! Yık, dök, parçala İstanbul'u. İstanbul kalabalık gelirse konumumu biliyorsun , bir tek sen gelirsen açılır tüm kapılar ! " Mehir telefonun ahizesini yuvasına koyarak telefonu Acar'ın suratına kapattı. Telefon yeniden çalmaya başladığında Mehir telefonun arkasındaki kabloyu çekerek cihazın susmasını sağladı. Mehir yüzündeki keyifli gülüşle çarşafın üzerinde onu seyreden bebeğe yaklaşarak hevesle kollarına atılan bebeği kucağına aldı. Elbiseyi omzundan düşürerek dekoltesini daha da geniş alana yayıp siyah renkli dantel sütyenini sıyırdı. Azur hevesle annesinin göğüs ucunu ağzına aldı. Acıkan Azur telaşla annesinin göğüs ucunu emmeye başladığında Mehir sırtını yatak başlığına yaslayarak oturuşunu dikleştirdi. Karnı doydukça göz kapakları ağırlaşan oğlunun saçlarını narin narin okşadı kadın. "Baban gelecek oğlum , inan bana gelecek." Azur annesinin sesiyle kapanan göz kapaklarının altında hafifçe gülümsedi. Annenin gerdanında gezinen parmakları yavaşça annesinin dekoltesine düşmüş , ağırlaşan nefesiyle uykunun kollarına atılmıştı. Mehir oğlunu yavaşça kucağından yatağa yatırarak etrafına yastıklar dayadı. Azur'un çok hareket etmeyen bir bebek olmasına şükran ederek salondaki telefonunu almaya geri döndüğünde kapı yeniden çaldı. Koltuğun üzerinden telefonunu alarak kapıya doğru çabuk adımlarla vardı. Kapının önünde durmuş , açmadan arkaya seslenmişti. "Kim o ?" "Benim." Acar'ın sinirli sesi kapının arkasında yükseldiğinde Mehir'in gülüşü yüzünde büyüdü. Saçlarını sol omzunda toplayarak elbisesinin dekoltesini düzeltti. Hazır olduğunu hissettiğinde kapıyı başını uzatacak kadar araladı. Acar'ın heybetli iri bedeni kapının önünü kapladığı için bir adım gerisinde bekleyen adamları görememişti Mehir. "Hoş geldin babası." Acar eliyle kapının sırtını tutarak kapıyı açmak için az bir kuvvet uyguladı. Yapmak istediğini anlatmak ister gibiydi , kapının ardında dikilen kadının canını yakmamak için yavaştı hareketleri. Içini dağlayan öfke ciğerlerine yayılan bergamot kokusuyla kamçılandı. Her darbenin altında hasret filizleri döküldü. "Hoş gelmedim." Mehir mavi gözlerine uzun uzun baktı. "Olsun , geldin ya." Kapıyı serbest bırakarak Acar'ın sonuna kadar açmasına yardımcı oldu. Acar yana çekilerek Dündar ve diğer iki adamın içeri girmesi için yol açtığında Mehir kapıya doğru yaklaşan adamların önünü kesti. Başını aheste bir tavırla Acar'ın gök mavisi gözlerine çıkardığında Acar'ın bilinçsizce mavileri Mehir'in kıyafetine , esmer tenine , belirgin elmacık kemiklerine , dolgun dudaklarına ziyaret etti. Son nefesini kaybettiği iri kahve gözlere tırmandığında Mehir sabırla onu bekliyordu. "Oğlundan örnek alınırken yanında olmayacak mısın ?" Donuk bakışlarını onu ilgiyle izleyen kadının kahvelerine mühürledi. "Çok şey istiyorsun." Mehir kafasını bir defa aşağı yukarı salladı. "İstemediğim zamanlara say , yalnız başıma savaştığım zamanlara." Mehir yana çekilirken Dündar'a tehditvari bir bakış yollamış , Dündar'ı durdurmuştu. "Önce sen gireceksin Acar. Buraya öyle kafana göre adam gönderemezsin." Acar Mehir'in canını yakmak için zehirli sözlerini kadının ruhuna saldı. "Yabancı erkeklere alışkınsın sen Mehir." Mehir onun öfkesini sakince karşıladı , dudaklarını bükerek gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Azur alışkın değil yabancı insanları sevmez pek , babam da babam diye tutturdu. Bir deneyelim belki babası sen değilsindir , bunu en iyi Azur bilir." Acar dişlerini sıkarken çenesi iyice kasılmış , neredeyse uyguladığı basınçla dişlerini kıracaktı. Mermer beyazı boynundaki damarlar hiddetle atıyor , tenini öfkenin kızıllığına boyuyordu. Içeri doğru adım atarken mavi alevler saçan gözlerini kadının kahvelerinden çekmedi. Acar'ın peşinden giden Mehir aralarındaki bir adımlık mesafeden Acar'ın geniş omuzlarına, siyah , hafif dalgalı saçlarına bakarken adamdan yayılan toprak kokusunu içine çekerken gülümsüyordu. Acar yatak odasına girdiğinde yatağın üzerinde uyumakta olan çocuğa hayran hayran bakmaktan kendini alamadı. Ellerini aralık bırakmış , ince telli kumral saçları altındaki gri çarşafın üzerine dökülmüş , uzun kirpikleri birbirini kucaklamış , yanakları aşağı doğru sarkmış , dudakları hafif aralık kalmıştı. Kapının önünde dikilmiş öylece uzaktan bebeği seyrediyordu. Tıpa tıp bebekliğine benzeyen çocuğun güzelliğine , odayı saran bebeksi kokusunu derince içine çekti. Tıpa tıp bebekliğine benzeyen çocuğun güzelliğine , odayı saran bebeksi kokusunu derince içine çekti AZUR Acar'ın sınavı gözleri önünde duruyordu , kaos meleği sırtında beklerken. Mehir onun geçirdiği şoku kalbinde büyük bir zaferle kutladı. "Acar , adamlar bekliyor." Acar usulca yana kaydığında sessizdi. Mehir oğluna doğru yürüyerek başında durduğunda Dündar ve diğer iki adamda gelmişlerdi. Yatağın üzerine koydukları çantalarını açarak çantanın içindeki saten kumaşın üzerindeki silindirik cam tüplerini çıkardılar. Doktorlardan biri eline aldığı kulak çöpüyle Azur'un ağzından tükürük örneği alırken diğer Azur'un ensesinden küçük bir tutam kesti. Azur huysuzlanarak kıpırdandığında Mehir uzaktan bebeği izleyen Acar'a baktı. "Onu sakinleştirmek ister misin ?" Acar başını sağa sola salladığında Mehir omuz silkti. Oğlunun yanına oturup işaret parmağını elinin arasına koydu. Azur boğum boğum parmaklarını annesinin parmağına kapatarak gülümsedi. Annesinden tarafa dönerek tatlı tatlı mırıltılar çıkardı. İşleri biten doktorlar eşyalarını toparlayarak çıktıklarında Dündar da hiçbir şey söylemeden Azur'a son kez bakıp adamların peşinden çıktı. Acar boşalan odada Mehir'e baş başa kaldıklarını fark ettiğinde koşar adım , hiçbir şey söylemeden yatak odasından kadar gibi çıkmıştı. Mehir Azur'un yeşil battaniyesini oğlunun göğsüne kadar örterken odanın dış kapısının açılıp kapandığını duydu. "Mavişim, babamız biraz yüzleşmekten korkuyor sadece meraklanma hiç. Seni bir kez kucağına aldığında senden vazgeçemeyecek." Mehir oğlunun parmaklarını öperek elini yavaşça yastığın üzerine koydu. Kendine çay demleyen kadın Azur'un yanına, yatağa oturmuş elindeki kitabı oğluna seslice okuyordu. Azur'un mavileri annesinin üzerinde elinde el örmesi ahtapotuyla oynuyordu. Ahtapotun kafasını ağzına almaya çalışırken kapı çaldı. Mehir oğlunun elindeki ahtapotun kafasını ağzından uzaklaştırarak yataktan kalktı. "Babamız daha fazla dayanamadı oğluşum ! Seni görmeye geldi." Çabuk adımlarla kapıya gitmiş , kapının kulpunu aşağı doğru indirirken yüzündeki gülüş gözlerine taşıyordu. Kapıyı açtığında şaşkınca karşısındaki kadına baktı. Üzerinde şık siyah bir gömlek pantolon takımı vardı. Boynunda zümrüt taşlı , aile yadigarı broşu , önünü kabarttığı gri saçlarını ensesinde topuz yapmıştı. "Nebibe Nine ?" Hemen kendini toparlayarak kapıyı kadını geçmesi için araladı Mehir. "Hoş geldiniz." "Hoş buldum Mehir , dayanamadım , nerde bebek ?" Bölüm Sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD