"Beni saat on olmadan uyandır."
"Olur, uyandırırım." dedim.
Babam başka bir şey demeden odanın kapısını kapatıp gitti. Saat daha akşamın sekiziydi, o saatte uyanıp ne yapacaktı kim bilir.
Annem işten çoktan gelmişti ama şuan evde yoktu. Bildiğim kadarıyla karşı komşuya gitmişti.
Kalkıp kapıyı kitledim. Dünden beri aklımda tek bir şey vardı parayı nerden bulabilirdim? Kumbarama güvenmiştim ama oda daha yolun başında beni bırakmıştı. İçinden taş çatlasa yüz lira bile çıkmazdı.
Ona yardım etmek istiyordum çünkü samimiyetine güveniyordum hemde iyi anlaştığım birine elimden geleni yapmak çok istiyordum.
Aslında bir fikrim vardı ama yakalanırsam... İşte o zaman biterdim. Parayı babamdan alacaktım ve ne yazık ki onun haberi olmayacaktı, olmamalıydı.
Elime aldığım telefonum titredi. Bakmadan bile onun mesaj attığını biliyordum artık. Uyandığımdan beri parayı atmamamı, atarsam da almayacağını hatta parayı tamamlandığını söylüyordu. Yedim mi?
Tabiki de hayır.
En son ve şimdi yolladığı 82 mesajdan önce ona müsait olmadığımı yazmıştım sırf cevap vermemek için, eh tabi oda bu dediğimi yemedi.
İyice düşünmeye başladım. Parayı bulabileceğim tek bir yer vardı. Babamın, annemden sakladığı küçük kutuydu.
Babamın o kare kutunun içine defalarca kez para koyarken görmüştüm.
Aslında babam bilmese de annemin de haberi var çünkü ben söylemiştim. Ama niyetim babamı ele vermek değildi, babamın neden olmayacak bir yere yatağın altına para sakladığını sorduğum da, annem de ciddi bir şekilde şaşırmıştı.
O zaman anlamıştım ki o kutuyu annemden saklıyordu.
Ve şu anki planım o kutunun içinden gereken miktarda para alıp sonra bir şekilde fark ettirmeden geri koymaktı. Onun paraya acilen ihtiyacı olmasaydı bir kaç günlüğüne part time çalışıp yine topalardım.
Bu yüzden parayı ona yolladıktan sonra babam fark etmesin diye hemen köşe başında ki cafe de, parayı toplayana kadar çalışacaktım ve hiçbir şey olmamış gibi parayı geri yerine koyacaktım.
Bütün bunları yapabilmem için; bir avuç dolusu kendime güvene ve büyük bir kabın dolusu da şansa ihtiyacım vardı.
Planım hazırdı ama tek korkum ben parayı toplamadan fark edecek olması. Derin bir nefes aldım, eğer şimdi yapmazsam hiç yapamayacaktım.
Odamdan sessizce çıktım. Babamın uyuması üzerinden yarım saat geçmesini beklemiştim.
Yattığı odasının önünde geldiğimde kafamı kapıya yaslayıp içeriden ses geliyor mu diye kontrol ettim. Radyo dinlemeyi çok severdi eğer radyosundan ses gelmiyorsa kesin uyuyor demekti. Bu yüzden iyice dinledim ve ses gelmeyince rahatlamak yerine onunla yetinmek istemedim. Eğilip kapı deliğinden baktım bu seferde. Yüzüstü uyuyordu.
Kapıyı açmadan önce, yakalanma ihtimaline karşı bir bahanem olmalıydı ama ne kadar düşünürsem düşüneyim aklıma hiçbir şey gelmemiş ve gelmiyordu da... Gergin olduğum da resmen beynim duruyordu.
Daha fazla düşünmedim ve kapının kolunu yavaşça indirdim. Hiç ses çıkarmayan kapı şuan da benimle iletişime geçiyordu gibi gıcırdıyordu, daha da yavaş hareketlerle sonunda kapıyı açtım.
İlk kafamı uzatıp etrafa sonra da babama baktım. Bu kapının sesinden yüzünden hala uyanmadıysa hiç uyanmaz diyerek kendimi avuttum.
Gözüm babamın yatakta ki haline takıldı ve o an uzun uzun izlemek istedim.Şu sıralar fazla dalgındı ve gittikçe mutsuzlaşıyor gibiydi. Kavgaları gittikçe artıyordu bunun nedeni mutsuz olması mı, yoksam kavgaları mı onu mutsuz ediyordu? Annemle uzun zamandır oturup düzgünce konuşamamıştık. Bir an kendimi onlardan soyutladığımı fark ettim.
Üzerine hiçbir şey örtmeden direkt uyumuş. Ev ılık olsa da uyuyan insan iki kat fazla üşürdü. Kendime gelmek için başımı iki yana salladım neden böyle kalakalmıştım anlamadım ama bu haline çok üzülmüştüm.
Bu para kutusunu lavabodan çıkmış odama giderken, babamın boğuk sesinden hiçbir şey anlamasam da tam kapatmadığı kapıdan kendi kendine mırıldandığını duymuştum.
Elinde metal üzerinde ki işlemeleri soyulmuş küçük kare bir kutu vardı. O kutuyu yatağın altına koyup ayağa kalktığında anında toz olmuştum. O evden çıktıktan sonra merakla kutunun içine bakmıştım ve deste halinde lastiğe sarılmış paralar görmüştüm.
Yün halının üzerinde küçük adımlarla ilerledim. Ayaklarımda sadece çorap vardı ses çıkar diye hiçbir şey giymemiştim. Yatağın ucuna geldiğim de bile gözümü bir an olsun babamın üzerinden ayırmamıştım.
Dikkatlice dizlerimin üzerine çöktüm, parkeler eski olduğu için ses çıksa da anlık bir ses olduğu için önemsemedim. Olduğum yerde elimi usulca yatağın altına uzattım.
Nefesimi tuttuğumu fark ettim. Bu kadar adrenaline alışık değildim. En fazla yaşadığım adrenalin, bakkaldan gelirken gizlice aldığım çikolatamı eve ulaşmadan yemekti. Şuansa kalbim resmen ağzımda atıyordu.
Parmaklarım kutuyu bulunca, küçük küçük hareketlerle onu oradan çıkardım. Kutuyu yatağın altına yakın bir yere koyup kapağı açtım. Gördüklerimle ister istemez kaşlarım havalandı. Burada ilk gördüğümün iki katı para vardı. O an bir kaç gündür arabasını görmediğimi fark ettim demek ki onu satmıştı. Ama neden?
Şuan bunu düşünmeyecektim.
Göz ucuyla babamı tekrar kontrol ettim ve sonra lastikle sarılmış büyük destenin içinden 600 TL aldım. Şunu fark ettim, eğer oturup bu paraları baştan sona saymadığı sürece eksildiğini anlamayacaktı. Bu beni bir miktar rahatlamıştı.
Ama bu parayı geri getirmeyeceğim anlamına gelmiyordu ne olursa olsun parayı toplayıp yerine koyucaktım.
Kutunun kapağını kapatıp aynı yere koydum.
Odadan çıkarken son kez babama baktım gidip üzerine bir şey örtmek isterdim ama benim örtüğümü bilir ve neden odasına geldiğimi sorgulayabilirdi. Bu kadar yol gitmişken çuvallamak istemiyorum.
Odadan çıktım.