ÇIKARIZ

843 Words
"Ben gel-dimm." Yüzümü buruşturdum. Omzumu kapıya yaslamış onu izlerken bu kadar bağırmasına anlam vermek zordu çünkü evden benden başka zaten kimse yoktu. Ayakkabısının bağcığını çözerken omzundaki çanta onu ikide bir düşüyordu. Başını kaldırıp yüzüme bakarak, "Abla! En sevdiğin kardeşin geldi." dedi yine o gür ve cıvıl cıvıl olan sesiyle. "İyi hoş gelmiş." dedim umursamaz bir tavırla. Omzundaki çanta tekrar düşünce uzanıp onu aldım ve o fırsattan yararlanıp bir anda kollarını vücuduma sardı. Belli ki birileri gerçekten de özlemişti. Bu haline iç çekip bende ona sarıldım. Tek özleyen o değildi ama yine de bu pislik yapmayacağım anlamına gelmiyordu. "Sadece kuru bir hoş geldin? Bu kadarcık mı?" kafasını omzumdan kaldırmış yapmacık bir şekilde dudak bükerek yüzüme baktı. Burnunu parmağımla kıstırdım. "Napayım geldiğin için teşekkür partisi mi ayarlasaydım." "Aslında kırmızı halı da yeterli olurdu." dedi gıcık bir şekilde sırıtarak. Gözlerimi devirmeden yapamadım. Onu görmeyeli 5 aya yaklaşmıştı. Haftanın belli günleri -bazen saatler süren- telefon konuşmamız oluyordu ama onun dışında uzun bir aradan sonra ilk defa bir araya gelebilmiştik. Ne kadar şikayetçi gibi dursam da onun evin içindeki varlığını özlemiştim ama bunu şimdilik bilmesine gerek yoktu. "Yeni saç kremi ha!.." Saçlarımı bir kez daha kokladı. Hala sarılı vaziyetteydik. "Benimki de bitmişti zaten, kullanırım."  "Ben bunları sen kullanasın diye para dökmüyorum!" Yanağımdan makas alıp eve girerken söylediklerimin havada asılı kalmasını sağladı. "Canım sağ olsun be abla." Kapıyı kapatırken, "Hay senin canına..." diye homurdandım.    Vitamin sizi "ALTI HECELİLER" adlı gruba davet etti. Grubun ismi beni güldürmüştü. Tereddüt etmeden grubun giriş bağlantısına tıkladım. Bu sefer en geç kalan kişi benmişim gibi görünüyordu çünkü Poyraz da dahil herkes gruptaydı. Vitamin: Grubumuzun son üyesi de geldiğine göre tamamlanmış olduk. Mine: Geç geldin ama hoş geldin Eylül. Serkan: Mine biri seni bizden habersiz  'hoş geldin' müdürü filan yaptı da bizim mi haberimiz yok. Mine: Hoş görülü ve nazik bir kız olmanın acısını çekiyorum resmen! Eylül: Toplanacağımızdan haberim olsa daha hızlı gelmeye çalışırdım ve teşekkürler Mine, hoş buldum. Serkan: Canım Minecim özelden yazdığım mesaja cevap vermiyorsun ama benim olduğumu bilmene rağmen rahatça konuşuyorsun oysaki kahvaltı da yumurta yemiştik, yürek değil. Mine: Yine benim hazırladığım kahvaltıdaki ve yine benim yaptığım yumurtadan bahsediyorsun değil mi abicim?  Vitamin: Ah-ha işte gerçek yüzleri ortaya çıkıyor. Bu kadar iyi kardeş olmanızı beni sinir etmişti zaten. Ölçer: Adem bu kadar açık sözlülük başını yakacak ben diyeyim. Kardeşler sizde doğru özelden konuşun, eğer düşman bir abi kardeş olarak kalmak istiyorsanız kalın tabi... Serkan: Hadi gel abisi özelden, özel özel konuşalım. Mine: Hayır abi sana su getirmeyeceğim ve evet mutfakta olmama rağmen! Poyraz: Ben neden buradayım. Bu kadar komik konuşma oldu ama en çok beni güldüren nedensizce Poyraz'ın mesajı olmuştu. Gruptaki mesajları takip etmeye odaklanmışken sonradan fark ettim ki Poyraz'dan mesaj gelmişti. Poyraz: Gruptan çıkmayı düşünüyorum desem. Eylül: Neden ki? Çok komik ve samimiler. Şahsen beni çok güldürüyorlar. Poyraz: Ama en çok ben güldürüyorum değil mi? Şuan bu mesajla değil de karşımda oturup yüzüme bakarak söylese ciddi olup olmadığını sorgulardım.  Eylül: Bir mesaj sayesinde kahkaha atılabileceğini senin sayende öğrendim. Poyraz: Çok tanıdık tıpkı benimde bir mesaj  sayesinde mutlu olunabileceğini öğrettiğin gibi. Bazen öyle cümleler kuruyordu ki -tıpkı şuan ki gibi- hangi kelimeleri bir araya getirip ona pazarlayacağımı bilemiyordum ama yine de her şeye rağmen memnun bir müşteriydi. Konuyu hızlıca değiştirmek beni kurtaracak tek seçenekli şıktı. Eylül: Neden çıkmak istiyordun gruptan? Poyraz: Bu kadar insanla sürekli konuşmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Oyunda rahattı konuşacak tek konu ilk kim kazanacak oluyordu. Eylül: Birazcık asosyallik olabilir  mi? Poyraz: Sen ne dersen, buna hiç isim koymadım. Eylül: O zaman şöyle yapalım bir, en fazla birkaç gün onlara alışmaya çalışsan? Olmaz ve yapamaz isen söz veriyorum gönül rahatlığıyla çıkarız. Poyraz: Çıkarız? Eylül: Senin beraber girmedik mi? Yine beraber de çıkacağız. Odanın kapısı aniden, büyük bir gürültüyle açılınca yerimden sıçradım. Gelen Nisan'dı. Kulağına yasladığı telefon ile hararetli bir şekilde konuşuyordu. Geleli daha saatler olmuşken canı kavga istiyordu belli. Yanımdaki peluş oyuncaklardan ilk elime geleni kafasına fırlattım. Önündeki çekmecelerin içinde bir şeyler ararken oyuncak ayı kafasına çarpıp ayaklarının dibine düştü. İlk şaşkınca ayıcığa baktı kahverengi harelerini yüzüme çevirip, sinirli suratımla göz göze gelmişti. "Bir dakika Cansu," telefonun ses gitme kısmını omzuna bastırıp, "Abla napıyorsun ya!" ayağının dibindeki oyuncağı iterek, "Bu beni öldürmez masa filan fırlat istersen!" abartısına gözlerimi devirdim. "O kapı öyle mi açılır?" dedim daha yeni çarparak odaya girdiği kapıyı işaret ederek. "Bir dahakine açmak için kapıdan izin isterim olur mu?" Tam ağızımı açmıştım ki, sesimizi duyan annem, "Gelir gelmez kavga istemiyorum." diyerek kavgamıza son verebileceğini düşündü. Annemin duymasını engellemek için kısık bir sesle, "Defol odamdan." dedim sesimde öfke yoktu ama uysalda değil. "Burası benimde odam bir kere." "Senin yüzünden mirası paylaşmak zorundayım zaten. Bırak da odamın keyfini yaşayayım." "Benden sadece iki yaş büyüksün. İKİ!" hırsını alamayıp parmaklarıyla iki sayısını havada salladı. "O küçümsedin iki varya sana 730 güne mal oluyor hatırlatırım." Bir an durdu, sonra sinirle karışık gülerek, "Güzel laf koydun, büyük bir erdemle susuyorum." "Bende sana." "Ne!" Gülümsedim, "Yok bir şey." Sınavların ertelenmesi ile daha da aktif olacağım. Umarım bölümü beğenmişsinizdir. ✌️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD