BENDE SANA...

648 Words
Oyun başlayalı 7 dakika olmuştu ve ne ondan nede benden tek bir ses çıkmamıştı. Yan yana koşar vaziyette sembolleri arıyorduk. Onun elinde küçük bir tabanca varken bende büyük makineli bir silah vardı. İki silahı da aynı yerde bulmuştuk hatta o benden önce görmüştü ama o küçük olanı almış büyüğü bana uzatmıştı. Büyüklü küçüklü ama sık olan ağaçların olduğu bir ortamda bir anda durunca bende durmuştum. Silahı doğrultup belli bir noktaya ardarda sıkmaya başladı. Nereye sıktığını görmek için etrafta düşman aradım ama sonradan fark ettim ki düşmanı benmişim! Yani bana amaçsızca ölmeyeceğimi bile bile sıkıyordu. Sorgulamadım hiçbir şey demeden bende ona sıkmaya başladım. Ama mermilerim beni çok erken terk etti. Mermim bitince koşmaya başladım. Onun elindeki silah küçük olmasına rağmen mermisi bitmek bilmemişti. Koşuyordum, koşuyordu ve durmadan sıkmaya devam ediyordu. En sonunda dayanamayıp patlayan taraf ilk ben oldum. "Ya sen takım arkadaşını neden öldürmeye çalışıyorsun?" "Çünkü bu takım arkadaşım diğer arkadaşlarına bülbül gibi öterken bana tek kelime etmeyişine sıkıyorum!" İleride, yerde duran sembolü ve silahı alıp ona sıkmaya başladım. "Takım arkadaşını konuşturacak kelimeler kullanırsan sana da bülbül olur!" dedim, hem sinirli hemde umursamaz gibiydik. "Konuşmak istemiyorsun sandım." Sesi tonu aniden yumuşayınca benimki de pamuk şekeri olmuştu. "Ama, bende öyle sanıyordum." İç çekti birazcık içim gitti. Birazcık... "İkimizde suçsuzuz öyleyse?" "Bence de." "Yavrum tamam tatlıya bağladık olayı neden hala sıkıyorsun?" Dedi gülerek. Yavrum? Mesajlarda defalarca kez bu kelimeyi kullanmıştı ama canlı bir şekilde duymak... Tamam sakinim. Silah sıkmayı bıraktım o benden önce bırakmıştı zaten. Oyunun bildirimler köşesine mesaj geldiğine dair işaret verdi. Mesaja tıkladım, "Yanlız gençler birbiriniz dışında her yere sıkmanız gerek (:" yazıyordu. Poyraz, "Mesajı gördün mü?" Diye sordu. "Evet," dedim ve sonra imalı bir sesle, "Sağ olsun arkadaş bize oyunu anlatıyor." Diye ekledim. "Peki bize bu mesajı atması ne anlama geliyor biliyor musun?" Meraklı bir sesle, "Yoo." Dedim. "Bu demek oluyor ki yakınımızda ve bizi rahatlıkla görebiliyor." "Ne!" Ve ben daha ne olduğunu anlayamadan mesajı atan kişi yani Serkan tarafından öldürüldüm. Ekranda ki kocaman 'You died' yazısına sövmek istesem de Poyraz'ın duyma ihtimaline karşın susmayı tercih ettim. Daha fazla rezil olmak istemiyordum. "Eylül, orada mısın?" Diye bir ses geldi Poyraz'dan. "Evet oyunun başladığı o kulübedeyim." "Tamamdır ben gelene kadar kıpırdama sana silah getiriyorum." "Teşekkür ederim, ilk işim o Serkan'ı öldürmek olucak." "Merak etme ben hallettim." Tuhaf tuhaf sırıtmam normal miydi? Lütfen normal olsun! Yakın çevremde silah sesleri duymaya başlayınca uzaktan etrafa bakmaya çalıştım. Poyraz ona ateş eden bot'a sıkmaya çalışıyordu ve öldürdüğünü görünce, etrafı tekrar kontrol edip onun yanına koştum. Yanına varınca almam için yere attığı silahı kaptığım gibi koşmaya başladık. "Kaç tane sembol olunca bayrağı görebiliyorduk biliyor musun?" "Yanlış hatırlamıyorsam 20 tane olunca." Dedim. Gözümün önüne en son ki mesajlaşmamız geldi. Ona derdini, sıkıntısını sormak gerekti. Oyuna kendini tam kaptırmasada sorularımı savuşturmayacağını umut ettim. Zihnimde uygun kelimeleri bir araya getirmeye çalıştım. Hazır olduğumu hissettiğimde, sordum. "Sana bir şey sorabilir miyim?" Dedim sanki hayır dese ebediyen susacak gibiydim. Ama o "Elbette."diyerek konuşmama teşvik oldu. "En son ki konuşmamız da pek iyi değil gibiydin, bir derdin mi var? Anlatmak istersen zevkle dinlerim." Buraya kadar her kelimem doğru ve düzgündü ama zevkle dinlemek nedir ya? Hemen toparlamaya çalıştım. "Şey zevkle derken, üzüntünden zevk almam asla öyle demek istemedim. Yani sıkılmam bıkmam demek iste-," "Eylül." dedi yumuşak bir ses tonuyla. Durdum, sustum. Ne oluyordu bana böyle sadece ismimi söylemişti... Bu halimin felaketim olmasından korktum. "Söylediğin hiçbir kelimeyi yanlış anlamadım, sakin." dedi sonlara doğru hafifçe gülerek cümlesini bitirmişti. "Ve soruna gelirsek," önümüze çıkan bir bot'a sıktı ve tek de öldürdü. "Ufak bir derdim var ama halledilebilir, düşünme arada gelirler bana böyle." Bir kez daha ısrar etmem gerekli miydi? Ne yapacağımı bilemez bir şekilde, "Eğer konuşmak istersen biliyorsun artık, her zaman." dedim tüm samimiyetimle. "Sen konuşmak istemesen de, her zaman." Güldüm. "Konuşmak istemiyorsam? Nasıl olucak o?" "Ne olursa olsun seninleyim." Ne diyeceğimi bilemedim. Tek bir kelime söyleyebildim, oda öyle ama onun kelimesi bir vücut olup sırtımı sıvazlamıştı. "Susuyorum." dedim. "Bende sana..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD