Azap Dolu Günler

2490 Words
Lal elinde ki eşyaları katlarken karşıda ki kafeye baktı. İnsanlar ne kadar da sorunsuz duruyorlardı. Sanki dertler tasalar hiç onlara uğramazmış sadece mutluluk onların kapılarını çalarmış gibilerdi. Lal bazen, kendi kendine düşüyordu ve diyordu ki; Acaba sorun bende mi? Diyordu sonra bir de ekliyordu; sorun kadın olmam mı? Diye. Çünkü babası ne zaman ona hakaret edecek, örseleyecek olsa; sen kızsın… Derdi! Lal’de sanırım buna artık alışmıştı ve ne zaman kendisine yüklenecek olsa ben kızım diye başlayan cümleler kurardı. Hâlbuki sorunun kendisinde olmadığını çok iyi biliyordu. Sorunun babası olduğunu da biliyordu ama bir türlü kalbinden geçen gerçeği diline dökemiyordu. Çünkü bununda sonucunu biliyordu. Eğer kalbinde ki gerçeği diline dökerse ölesiye dayak yer bir de üzerine işkence uygulardı babası. Bazen düşünüyordu da; bir adam kızına ve karısına nasıl bu kadar nefret dolu olabilir? Anlamıyordu, aklı almıyordu bir türlü! Bu düşünceler sürekli beyninin içini kemiriyordu. Bir farenin peyniri kemirmesi gibi aklını ve kalbini yiyip bitiriyordu ama sonuçta sadece yitip giden kendisi oluyordu. Bir de tabi ki yıpranan anıları. Aklına Asel ve Esin geldi. Onların kaderi de kendi kaderiyle aynıydı. Esin ne kadar dik başlıysa babası da o kadar alkolik bir dayakçıydı. Evet, onların mahallesinde bir terim daha vardı. Dayakçı… Bu terim ne can yakmıştı, ne kadar can almıştı bir tek yaşayanlar ve görenler biliyordu. Gördüklerinde içleri acıyor sadece Allah’ım benim sonumu böyle yazma demekten başka ellerinden bir şey gelmiyordu. Hayatta kader motifi diye bir şey vardı ve Lal bundan çok korkuyordu. Okuduğu bir kitap da şöyle bir cümle geçmişti; kızlar annesinin kaderi ile doğar. İşte bundan delicesine korkuyordu Lal. Annesi ne kadar çok işkence görmüş, ne kadar çok acı çekmişti. Nasıl korkmasındı onun yanında işkencelere ortak olurken? Aklına gelen anı ile gözlerinin önü karardı. Zaman ve mekân kavramı anlamını yitirdi. Sonrada anının içine bir kül bulutunun rüzgârda savrulması gibi savruldu. “Anne!” diyerek içeri giren küçük kıza döndü Elif’in bakışları. Elinde ufak oyuncak bir bebekle gelmişti. Kaşları çatıldı Elif’in, “Nereden buldun kızım o bebeği?” diye sordu Elif. Lal hevesle oyuncak bebeği annesine gösterdi. “Ali verdi anne.” Dediğinde, Elif kızının heyecanı ile gülümsedi ama içine bir korku oturmuştu. Eğer Hasan bu bebeği görürse, ikisinin de canına okurdu. “Lal,” dedi Elif, “O bebeği ne kadar sevdiğini anladım ama onu geri vermelisin anneciğim.” Dediğinde Lal hüzünlü bir şekilde yeşil gözlerini yere düşürdü. “Neden ki?” diye sorduğunda Elif, “Baban kızar.” Dedi. Lal’in ufacık bedenini bir titreme aldı o an. Babasının cümlede geçmesi bile Lal’in korkudan titremesine neden olmuştu. “Hadi anneciğim.” Dediği sırada açılan kapı ile korku ile titremeye başladı Lal. Hasan bilmem kaçıncı bardak içkisinden sonra akşam vakitlerinde eve erken gelmişti. Yalpalayarak içeri girdiğinde eve dolan alkol kokusu ile suratını buruşturdu Elif. Hızla kızının elindeki ufak oyuncak bebeği aldı, ardına saklarken Hasan bağırdı. “Elif!” dedi “Neredesin ulan?” diye bağırmaya devam etti. Elif içinde oluşan öfke ile derin bir nefes aldı. Ona karşı durmak, direnmek acısını arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu o yüzden sustu. Yıllardır yaptığı gibi yine sustu… Hasan mutfaktan gelen yemek kokusu ile o tarafa ilerlerken öfke ile bağırdı. “Neredesiniz lan siz?” dedi “Ben kime sesleniyorum?” diye devam etti ve öfke ile Elif’e bir tokat savurdu. O gece Lal’de, Elif’te dayakçıdan nasiplerini almışlardı. Ama o dayakçı ne bebeği görmüştü ne de geç seslenmekten başka bir suçları vardı. Lal annesinin yaralarını silerken, “Özür dilerim anneciğim.” Dedi ve acıyan, az önce annesinin sildiği dudağını umursamadan yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Elif dudaklarından kaçan hıçkırığa engel olamazken içinden mırıldandı. “Asıl ben özür dilerim anneciğim, daha güçlü olamadığım… Canını bu kadar yakmasına izin verdiğim için affet beni.” Anıdan sıyrılırken kafasını önüne eğdi Lal. Derin bir nefes aldı ve kendisini toparlamaya çalıştı. O gün ki suçlarını hala anlamamıştı Lal. Seslenmemek mi? Yoksa bebek mi? Hala emin olamıyordu. Zaten acı içinde kıvranırken de düşünmemişti bu detayı. Zaten düşünse kaç yazardı ki? Gidecek yerleri bile yoktu. Lal ne anneannesini tanıyordu ne dedesini ne de başka bir akrabasını. Oldum olası sadece o dayakçı, annesi, mahallesi ve kendisi vardı. Başkada kimse yoktu hayatında. Olmasın da zaten. O böyle bir enkazken kim girebilirdi ki hayatına? Düşüncelerine boğulmuşken kendisine seslenen Asel ile daldığı yerden çıktı ve arkadaşına döndü. Boş bakışlarla birkaç saniye ekrana baktı ve ardından cevap verdi. "Efendim?" Diyerek Asel'in yanına ilerlediğinde Asel, "Sen kabinleri temizle olur mu? Ben depoya iniyorum, depo düzenli mi diye bakacağım." Dedi. Lal kafasını salladı sessiz bir şekilde. Zaten çok konuşmazdı. Konuştuğu zamanda kendine sorulanı kısa bir şekilde cevaplar yine yalnızlığına gömülürdü. Aklına babasının sözleri geldi. “Kız kısmı çok konuşmaz.” Derdi hep. Lal’de bir şekilde bunu kabullenmişti işte. Bir şey başınıza ne kadar çok kakılıyorsa o kadar çabuk kabulleniyordunuz. Bunu da iyi anlamıştı Lal, annesiz geçen şu üç yılda. Derin bir nefes aldı ve kabinlere ilerlemeye başladı. Eline süpürgeyi alarak önce kabinlerin içini süpürdü. Hemen ardından sildi ve bir süre kurumasını bekledi. En son ise aynaların ve kapı kollarının tozunu aldıktan sonra işi bitmişti. İşi bittiğinde yorulmuş ve sıcaklamıştı. Kendisini bir an önce kapının önüne atmak için hızlı bir şekilde adımladı ve dışarı çıktı. Derin bir nefes aldı ve kafasını sağa sola çevirerek gelip geçene baktı. Yolun karşısında öfke ile kendisine gelen babasını gördüğünde ise korku ile geriye doğru bir kaç adım attı. Aklından milyon tane senaryo geçmeye başladı. Acaba yine bir şey mi yapmıştı? Ya da babası içmiş miydi? Korku ile titremeye başlarken babası sinirle karşısında dikildi. "Bana para ver!" Lal sesli bir yutkunma geçirdi. "Yok ki..." Dediğinde Hasan'ın gözleri öfke ile parladı. Nefretle bakan gözler karardı ve deli bir hal aldı. Birkaç saniye sakinleşmek için nefes aldı hemen ardından da bağırdı. "Nasıl yok lan? Çıldırtma beni! Git sana verdiğim harçlığı getir!" Lal korku ile titredi. İyi ama o parayı bir ay önce vermişti ve yol boyunca yürümek istemediği zamanlar olmuştu oraya gitmişti para. "Elli lira verdin o da yola gitti." Dediğinde Hasan öfke ile elini cama vurdu. "Bir de verdiğim parayı mı beğenmiyorsun ulan?" Dediği an Lal korku ile titredi. İşte şimdi bitmişti. Keşke yürüseydim… diye düşünürken kendisini savunmak için konuşmaya başladı. Sanki bunu yaptığında daha fazla dayak yediğini bilmiyormuş gibi… "Hayır baba! Yanlış anladın..." Derken sona doğru korku yüzünden sesi iyice kısılmıştı. Hasan öfke ile elini kaldırdığında imdadına Asel yetişti. Asel depodan çıkarken Hasan amcanın sesini duymuştu. Hemen ardından ise Lal’in korku dolu sözlerini işittiğinde babasının kendisine verdiği elli lira olan harçlığı almıştı. Demek ki bu ay Lal ile daha fazla yürüyeceklerdi ama sorun değildi. Arkadaşının burada rezil olmasını istemiyordu. Kapının önüne geldiğinde kalkmış olan eline parayı tutuşturdu Asel. "Hasan amca al bunu ve git!" Diyerek elli lirayı verdi Hasan’a. Hasan öfke ile elinde ki paraya baktı. İçinde ki öfke onların masumluklarını gördükçe daha da büyüyordu. "Bu ne ulan?" Diye bağırdığında, Lal konuştu. Etraftaki insanların bakışları ayıplarcasına üzerlerine çevrilmişti ama bir kişi de yardım eli uzatmamıştı. "Baba yapma! Eğer devam edersen eve para getirecek bir işim olmayacak." Diyerek kendisini açıklamaya çalıştığında Hasan kafasını salladı. Gözlerinde ki safi nefret Lal’in kalbine işlerken kızın korku ile titremesini umursamadan konuştu. "Akşam görüşeceğiz seninle." Diyerek arkasını döndü Hızla uzaklaşmaya başladı. Lal'in bacakları onu daha fazla taşımazken yere düştü. Elleri mermer zemine korku ile tutunurken kendi haline acıdı. İşte bu kadardı… Lal işte bu kadar acizdi. Asel, "Güçlü ol! Birazdan patron gelir." Diyerek etrafına bakındı. Kimsenin arkadaşının güçsüzlüğünü görmesine gerek yoktu. O onun güçsüzlüğü de değildi. Kimsesizliğiydi. Eğer kendilerine destek çıkacak biri olsaydı asla bu durumda olmazlardı! Asla! Asel'in sözlerine hak veren Lal yerinden kalktı. Hakan Bey gelmeden kendisini toparlamalıydı. Bu yüzden lavaboya giderek elini yüzünü yıkadı ve suratına sahte bir gülümseme yerleştirerek içeri girdi. Asel arkadaşına bakarken acı ile gülümsedi. Hayat gerçekten herkese eşit davranmıyordu bunun en büyük kanıtı Lal, Asel ve Esin’di. Kendileri yine kendilerine en büyük örnek olmuşlardı. Lal, Asel’e döndü. “İyiyim.” Dedi Arkadaşının kendisine bakan üzgün gözlerini gördüğünde Asel kafasını salladı. “İyiyiz…” dedi “İyi olmak da zorundayız zaten.” Diye devam ettiğinde Lal usulca onay verdi arkadaşına ve o anda Hakan Bey’in sesini duydular. Hemen yan yana dizildiler ve Lal yere baktı. "Nasılsınız kızlar?" Diye soran Hakan ise ağladığı belli olan Lal'e bakıyordu. Bu kız ilk geldiği günden itibaren ilgisini çekiyordu ve bunun sebebini biliyor ama söyleyemiyordu. "İyiyiz efendim." Diyen Asel'e gülümsedi ve Lal'e döndü. "Sen iyi misin Lal?" Lal kafasını sallamakla yetindi. Bu işe gireli bir seneyi geçecekti ama Hakan Bey'le gerekli olmadıkça tek kelime etmemişti. Biraz da bu durum Hakan'ın dikkatini çekiyordu. Genelde ilgi odağı olan adam olmaya alışıktı Hakan. "O zaman çalışmaya devam!" Dedi ve odasına ilerlemeye başladı. Asel, Hakan Bey'in gitmesini bekledikten sonra konuştu. "Bu adam sana âşık." Sesinde bir nebze alay bir nebze ise gerçeklik vardı. Olmasını istiyor gibiydi… Lal ise bunu anlayarak ters ters Asel'e baktı. Hakan Bey’i bunca senedir bir patrondan öte bir kere bile görmemişti. Aslında çevresinde ki erkekleri bulundukları konumlardan bir adım öte görmemişti. Bu da onun cezasıydı işte… "Saçmalama Asel.” Dedi, “O benim patronum!" diye devam ettiğinde Asel gözlerini devirdi. "Ne olacakmış patronunsa?” dedi Asel gülerek. “Adam yakışıklı yani..." diye devam etti ve Lal’den ters bir bakış daha kazandı ama omzu silkerek üstelemeye devam etti. “Hem sana şimdi gelse…” dedi ima ile, “Çıkma teklifi etse kabul etmez misin?” diye sordu merakla. "Etmem.” dedi Lal acı ama kararlı bir gülümseme ile. “Ben bir daha bir erkeğe güvenemem…” diye devam etti, Asel ise kaşlarını çattı bu duruma. Ne diyeceğini bilemeyerek birkaç saniye bekledi. Ardından da konuşmaya başladı. “Biliyorum,” dedi “Babalarımız yüzünden bu şekilde düşünüyorsun ama öyle düşünme.” Diye devam etti. “Bize bu kötülükleri yapan adamlardan bizi kurtaracak adamlar olacak hayatımızda… Öyle düşün.” Diyerek sözlerini bitirdiğinde, Lal güldü. Onun bu söyledikleri uçuk, imkansız bir hayalden ibaretti ki bir kadının kurtulmak için bir erkeğe değil bir desteğe ihtiyacı vardı. Bir kadın yalnız kendisi isterse kurtulabilirdi. “Asel,” diye başladı cümlesine, “Eğer bir kadın kendini kurtaramıyorsa başka bir erkek hiç kurtaramaz.” Dedi “Ha ama şu var…” diye de ekledi. “Kadını arkasına değil yanına alıp destek verirse… İşte o zaman kadın kendini kurtarır. Ama bir erkek kadını kurtaramaz. Bu olamaz.” Dedi ve arkasını dönerek rafları düzeltmeye ilerledi. Haklı… dedi Asel içinden. Kız çok haklı… diye devam etti. Lal’in peşinden ilerleyecekti ama seslenen müşteri ile iş çıkışında ki uzun yürüyüşlerine bıraktı bu konuşmayı. Nasıl olsa iş yerlerine evleri bir saat uzaklıktaydı yürüyerek. "Hoş geldiniz, buyurun?” Dedi ve müşteriye döndü. Lal ise hemen peşinden sırası ile yığılan müşterilerle derin bir nefes aldı. Anlaşılan bugün aşırı yoğun geçecekti öğleden sonraları. Ama iyi yönünden bakacağı bir durum vardı. O da şuydu ki; Asel’in sorularından kaçmıştı. Akşama kadar da unutturabilirse bugünü az badireli bir şekilde atltabilirdi. Yani sanırım atlatabilirdi. Çünkü akşam eve gittiğinde babası… “Düşünme Lal,” dedi “Düşünme.” Diye mırıldandı. “Bana mı dediniz?” dedi elinde mavi kazağı sıkı sıkı tutan kadın. Lal o an dışından konuştuğunu fark ederek, “Yok,” dedi “Sesli düşündüm kusura bakmayın, size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu ve kadının garip bakışları eşliğinde akşama kadar oradan oraya koşturarak düşünmemeye çalıştı. Artık ne kadar yapabilirse, o kadar yaptı… ... Yorgun, argın bir şekilde elinde ki anahtar ile kapının kepengini indirerek Asel’e döndü. “Kapattım,” dedi, “Hadi gidelim.” Diye devam ettiğinde Asel usulca kafasını salladı. Yorulmuşlardı. Çok yoğun bir gündü. Öğleden sonra bir sürü müşteri gelmişti ve buna ek olarak raflar çok dağılmıştı. Rafları toparlamak Asel ve Lal nereye koşturacaklarını şaşırırken vaktin nasıl geçtiğini anlayamamışlardı. Kasayı kapattıklarında saat dokuzu biraz geçiyordu. Hakan Bey öğleden sonra birkaç saat ofisinde durmuş sonrasında çıkıp gitmişti. Lal bıkkın bir nefes verdi. Şu anda ki hayatına şükrediyordu tabi ki de ama bazen bıkmıyor değildi. Daha güzel bir hayat istemiyor değildi. Derin bir nefes aldı ve aklına akşama evde yemek olmadığı geldi. İşte şimdi bitmişti. “Babam, bugün zaten sinirliydi…” dedi Lal, “Şimdi yemek yetişmeyecek daha da sinirlenecek.” Diye devam ettiğinde Asel derin bir nefes aldı. “Bize gel diyeceğim ama…” dedi ve hüzünle devam etti. “Bizde de aynı terane.” Dedi. Lal kafasını salladı. “Biliyorum Asel.” Dediğinde Asel derin bir nefes aldı. “Sence bir gün bu hayattan kurtulur muyuz?” dediğinde Lal güldü. “Bilmem…” dedi karamsarlıkla, “Belki içimizde ki o gücü bulursak neden olmasın.” Diye devam ettiğinde Asel acı bir şekilde güldü. “Esin’de o güç var ama annemi bırakamıyor.” Dediğinde derin bir nefes aldı Lal. “Zorunluluklar…” dedi, “Kimisi gücünü bulamıyor, kimisi zorunluluğunu bırakamıyor.” Diyerek cümlesini bitirdiği zaman ne kadar haklı olduğunu fark etti Asel, Lal’in. “Zorunluluklar…” diye fısıldadı sessizce. Lal ise kafasını salladı usulca. Evet, zorunluluklardı zaten hayatımızı bizden çalan… Belki de bizdik zorunlulukları arkasına sığınıp hayatımızı yok eden… Kim bilebilirdi ki? … Bir saat Asel ile konuşurken yolun nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Eve ulaştığında ayaklarına karasular inmişti. Hemen yatıp uyumak istiyordu ama önce yemek yapmalıydı babası gelmeden. Hızlı bir şekilde üzerinde ki kıyafetleri çıkardı ve ev kıyafetlerini giyerek mutfağa attı kendisini. Ne yemek yapacağına karar vermek için dolabı açtı. Dolapta köşede duran biberler gözüne takıldı. Hızla biberleri çıkardı ve yemeğini yapmaya koyuldu. Kısa sürede biber dolması ve mercimek çorbası yaptıktan sonra ocağa koydu ve pişmeye bıraktı. Kaynayan tencerelere bakarken yorgun bir nefes verdi. Allah’tan babası gelmeden yemekleri yetiştirmişti. Bir de buna sinirlenmesini istemiyordu. Aklına annesi geldi. Gözleri dolu dolu oldu. Ardından da kendisini toparladı hemen… Annesi onun ağlamasını istemezdi. O yüzden Lal’in de güçlü olması gerekiyordu. Dik durmalıydı! Kapının sesini duyduğunda bakışlarını ocaktan çekmişti. “Lal!” diyerek öfkeli bir ses tonu ile içeri girdi Hasan. Aslında mutluydu bu eve gelene kadar. Ama aklına Lal’in yaptıkları geldiğinde öfkesi kabarmıştı. Elini belinde ki kemere attı ve kemerini çıkararak içeri yürüdü. “E-Efendim baba?” dedi Lal titreyen ses tonu ile mutfaktan çıkarak. Hasan öfke ile kafasını salladı ve kemeri kaldırarak bir darbe indirdi. Lal acı ile yere düşerken Hasan bağırdı. “Demek bana karşı gelirsin ha?” diye bağırarak dövmeye başladı Lal’i. Lal’in acı çığlıkları mahalleyi inletirken sonunda on beş dakika sonunda hırsını almış olan Hasan nefes nefese geri çekildi. Lal sırtını hissetmiyordu artık… Üzerinde ki tişört yırtılmış, kan kalçalarına doğru süzülmeye başlamıştı. “Kalk bana yemek getir!” dedi Hasan bir pislikle konuşur gibi. Lal içeri geçen adamın arkasından kıpkırmızı olmuş gözleri ile bakarken kaderine ah ede ede ayağa kalktı. Dudaklarından bir hıçkırık kaçarken düşmemek için duvara tutundu. Sırtında yer etmiş kemer darbelerine bilmem kaçıncısı eklenirken Lal titreyen adımlarla yemek koymak için mutfağa ilerledi. Canı yanıyordu… Canı çok yanıyordu! Ama bu yangın kalbinde ki yangından daha büyük değildi. “Annem…” dedi “Ne olur beni de yanına al bu gece…” diye mırıldandı ve titreyen adımlarla mutfağa ilerledi… Sofra kurmaya… Onca dayaktan sonra hiçbir şey olmamış gibi sofra kurmaya gitti. En çokda bu canını yaktı. Yerle bir olan gururunun daha da parçalanması… Gözleri doldu ama tuttu kendisini. Ağlamadı… Ağlayacak gibi oldu ama dayandı… Şimdi güçlü olma zamanıydı! Elbet mazlumun da ahını alacağı an gelecekti ama şu anda değildi o an… O yüzden sustu Lal. Her zaman ki gibi sustu ve sofrayı kurdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD