Karanlık Dünya'nın Kapıları
İstanbul’un gece manzarası, ışıklarıyla bir tablo gibi uzanıyordu. Yüksek binaların pencerelerinden sızan ışıklar, denizin karanlık su yüzeyine yansıyıp dalgalanıyordu. Ancak, bu manzara, Dragan için hiçbir şey ifade etmiyordu. Şehri fethetmişti, ancak ruhunu kaybetmişti.
Dragan, İstanbul’un en güçlü mafya ailesinin varisi olarak doğmuştu. Babası, eski bir askeri stratejistti ve İstanbul’daki mafya dünyasında ona çok büyük bir saygı vardı. Ancak Dragan, babasının aksine, hiç de sessiz ve sakin bir karakter değildi. Sert bakışları, uzun siyah saçları ve kaslı vücudu, düşmanlarını hep ürkütmüştü. Bir efsane haline gelmişti. Ancak bir efsane olmak, bazen insanı yalnızlaştırırdı.
O gece, Dragan, kendisini en güvendiği adamı Marco’yla birlikte, karanlık bir sokağın köşesinde beklerken buldu. Sırtında derin bir yara izi olan Marco, elinde bir şişe viski tutuyor ve kafasında bir düşünce yığını vardı. Dragan, Marco’nun omzuna elini koyarak, “Ne düşünüyorsun?” diye sordu. Marco, gözlerini yere indirerek, “Bu işin sonu pek iyi görünmüyor, Dragan. Ailenin düşmanları birer birer yaklaşıyor ve seninle aralarındaki bağlar giderek daha da güçleniyor,” dedi.
Dragan gülümsedi, ama bu gülüş, bir maske gibiydi. “Bu gece her şeyi çözeceğiz,” dedi, karanlıkta parlayan gözleriyle. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Dragan, soğukkanlı bir şekilde, Valentina’yı düşünmeye başladı. Valentina… Adı her düşündüğünde kalbinde bir kıvılcım çakıyordu. Bu şehirde her şeyin kontrolünü elinde tutuyordu, ama Valentina… O, ona göre çok farklıydı. Gözleri, karanlıkta bile parlayan bir yıldız gibiydi. Onunla tanıştığı ilk anı hatırlıyordu. O an, kalbinde bir boşluk olduğunu fark etti. Valentina, güzelliğiyle tüm karanlık dünyasını aydınlatan bir melek gibiydi. Ama aynı zamanda tehlikeli bir figürdü. Dragan’ın ruhu, onu bir şekilde sahiplenmeye başlamıştı.
Birden, uzaklardan silah sesleri duyuldu. Dragan hemen refleks olarak elini cebine attı ve Glock tabancasını çıkardı. Marco ile birlikte sokakları hızlıca geçip, hedeflerine doğru ilerlediler. O gece, Dragan ve Marco, her köşede karşılarına çıkan düşmanlarını temizlediler. Ancak her biri, onlara, Valentina’yı daha da yaklaştırıyordu.
İlk karşılaştıklarında, Valentina, Dragan’ı bir rakip olarak görüyordu. Dragan, ona daha yakın olabilmek için birkaç kez ona tekliflerde bulunmuştu. Ancak Valentina, her defasında onu reddetmişti. “Benim dünyam seninkinden çok farklı,” demişti. Ama Dragan, her defasında ona yaklaşmaya devam etti. Onunla birlikte bir hayat kurmanın, intikam almak kadar değerli olduğunu fark etti.
Bir yandan mafya dünyasında her şeyin bir oyun olduğunu biliyordu. Ve oyunları kazananlar hep güçlüydü. Ama kalp oyunları başka bir boyuttaydı. O gece, Dragan’ın içindeki savaş daha da büyüdü. Valentina, ona karşı hissettikleriyle ilgili hiçbir şey açıklamıyordu. Ama Dragan, bir gün onu anlayacağına inanıyordu.
Valentina, Dragan’ın dünyasına girmeden önce bile, her hareketini dikkatle izliyordu. Kendi dünyasında da güçlüydü. Ailesiyle olan bağları, Dragan’ın ailesinin büyüklüğünü bile geride bırakıyordu. Ancak Valentina’nın kalbinde bir korku vardı. Dragan’ın ona yaklaşmasının arkasında ne yattığını henüz anlamamıştı. Ve o korku, bir gün onları birbirine bağlayan en büyük engel olabilirdi.