KARAN DEMİRHAN
Gonca’nın mezarının başında durdum ve elimdeki beyaz zambak buketini mezarın üzerine bıraktım. Ne kadardır sabit durduğumu hatırlamıyordum ama buraya gelmesini beklediğim ve Gonca ile yakın olduğunu bildiğim biri daha vardı. Benim can dostum Yağız...
Arkamdan yaklaşan adım seslerini duyduğumda gülümsedim,
“Geç kaldın...”
“Asmar’ı kapatmak sabahı buluyor biliyorsun değil mi?”
“Gece kulübünü paravan olarak seçen sendin. Restoran ile de parayı aklayabilirdik.”
“O kadar parayı gerçekten basit bir restoran ile saklamayı düşünmüyorsun değil mi? Ben sana sizin şirketi kullanalım derken şaka yapmıyordum.”
“Babam anlardı, sonra anlat anlatabilirsen!”
“Şura’ya katılmanı istemiyordu değil mi?”
“Hiç istemedi ki!”
“Sanki kendisi zamanında para alamamış gibi...”
“Belki de o yüzden istememiştir. Emekliye ayrıldıktan sonra gerçekten durgunlaştığını biliyorum.”
“Şura onu nasıl bıraktı anlamadım, en iyi adamlarından biriydi.”
“Bunu ben de bilmiyorum...”
Gonca’nın mezarının üzerine o da mor menekşeler bıraktı.
“Mor menekşe mi?”
“Açık çiçekçi bulamadım... Şu yargılama ve hor görme huyundan vazgeçemez misin?”
“Ondan da vazgeçersem benden geriye ne kalır ki?”
“Hala ölmüş olmasına inanamıyorum!”
“Ölmedi zaten, öldürüldü!”
“Bu sadece senin kuruntu biliyorsun değil mi? Gonca’nın ölmesini hazmedemediğin için bir sorumlu arıyordun ve onu da buldun. Çakır’ı sorumlu tutuyorsun.”
“Sadece onu değil, o piçin babasını da sorumlu tutuyorum. Gonca çapraz ateşin ortasında kalacak kadar aptal ve eğitimsiz değildi.”
“Belki de... Ne bileyim işte ecel diye bir gerçek var hani! Belki de zamanı gelmişti!”
“Buna inanamıyorum, daha çok gençti!”
“Şura’nın eğitip sahaya yolladığı her kadın ve her erkek genç. Ben de öyleyim. Goncayı ezelden beridir tanırım. Çocukluğunu da biliyorsun üstelik, deliydi! Zır deli! Bir anlık cesaretle çatışmanın ortasına atmış olabilir kendini!”
“O kadar deli değildi, bilerek ölüme atlayacak kadar deli değildi. O gün olacak olan sevkiyata Sustalı onu bilerek götürdü.”
“Elçisi o olduğu için olabilir mi?”
“Biz elçileri yanımızda götürmüyoruz. Ben Alev’i sevkiyatlara asla götürmüyorum! İletişimi sağlar ama asla sevkiyata gelmez. Bu Gonca için de böyleydi ama Sustalı onu oraya götürdü. Ölümüne bir bahane bulmalıydı ve buldu.”
“Vücudundan çıkan mermileri biri bile bizimkilere ait değildi.”
“Bilemeyiz, o gün kullandığı silahı dürüstçe söylediği ne malum. Ona şahitlik eden her adam zaten Sustalı’nın adamıydı.”
“Bu işin peşini bırakmayacaksın değil mi?”
“Hiç niyetim yok!”
Kara Şura, derin bir kavramdı. Köklü bir geçmişe sahipti ve asla yıkılmayan kuralları vardı. Ya varlıklı aileleri seçerler ya da arkasının aranmayacağını bildikleri kimsesiz çocukları bünyelerine daha çok küçükken alır ve eğiterek kendi işleri için işlevli hale getirirler. Alev, Gonca, Yiğit de bu kimsesiz çocuklardandı. Sıfırdan bir kimlik, sıfırdan rastgele seçilmiş isimler ve geçmişi tertemiz bireyler. Donanımlı iş birlikçileri...
Derin bir nefes alarak Yağız’a baktım. Bir şey demeden yeniden mezar taşına baktığımda sordu,
“Onun neden buraya gömülmesini istedin?”
“Onu yaşıyorken hep gözümün önünden ayırmamak isterdim ama bunu yapamadım. En azından şimdi istediğim zaman yanına gelebileceğim bir yerde yatıyor. Onu buraya sakladım!”
“Yerini kız kardeşi Alev’e bile söylemedin ama, niye?”
“Alev, ablasının mezarını her gördüğünde intikam ateşini harlar. Onu koruyamadım ama Alev’i korumak zorundayım anladın mı?”
“Yine de öz ablasının nerede gömülü olduğunu bilmeye hakkı var.”
“Gonca’nın da yaşamaya hakkı vardı Yağız, şimdi bak burada böylece toprağa yem oluyor...”
Derin bir nefes aldı, benimle mücadele etmek istemediğini anladım. Onu her seferinde yıldırırdım ve o da benimle mücadele etmekten hemen cayardı. Genç ama yorgun bir adam olduğu için benimle savaşma ya da çatışma sadece kabullenirdi. Benim geri adım atmayacağımı bildiğinden benimle olan her tartışması ona boşa harcanan bir efor gibi gelirdi.
“Evleneceksin yani öyle mi?”
“Sorma! Babam evlenip bir aile kurarsam Şura’yı terk edeceğimi ya da işlevsizleşip Şura’nın benden elini eteğini çekeceğini sanıyor.”
“Aslında çok büyük bir yanılgı da değil. Şura giderek elini her yere uzatmaya başladı. İşlevsiz görülürsen eğer çıkartabilirler.”
“Şura kimseyi çıkartmaz sadece zamanı geldiğinde işine yaraması için kenarda bekletir ama kimseyi bünyesinde çıkartmaz.”
“O da doğru... Bazen Şura’nın koyduğu her kurala sanki onlar da esnetemezmiş gibi inanasım geliyor. Neyse, bunları geçersek. Düğünün ne zaman?”
“Bilmiyorum... Sanırım bir iki güne düğün tantanasını tamamlarlar. Babam, her şeyin zaten hazır olduğunu söyledi. Malum, aslında karım bir başkasıydı!”
“Tanımadığın biriyle evlenmek seni ürkütüyor mu?”
“Bunu sen mi soruyorsun?”
“Gece hayatına hakimim.”
“Gece hayatıma karışmaması için zaten tanımadığım biriyle evleniyorum. Bana karışmayacak, beni umursamayacak biriyle evleneceğim ki işime burnunu sokmasın.”
“Ya aşık olursa?”
“Çok üzülür... Çok da umurumda değil.”
“Ya sen ona aşık olursan?”
Beklemediğim bir soruydu, kafam aniden Yağız’a döndü ancak ona karşı olan bakışlarımı farkında bile değildim,
“Kızacağın bir soru sormadım, öldürmek istercesine bakma bana.”
“İlk ve son aşkım Gonca, ondan sonrası olmayacak.”
“Böyle olmak zorunda değil. Bir aile kurabilirsin.”
“Benden daha hevesli gibi konuşuyorsun.”
“Bir aile kurabilmek fikri beni bazen cezbediyor ama sonra ömrümün sonuna kadar bağlı kalmam gereken yer aklıma gelince kimseyi tehlikeye atmak istemiyorum. Şura’yı öğrenen olursa eşlerimizden, Şura’ya katılmak zorundalardır biliyorsun yoksa öldürülürler.”
“Mercan, Şura’yı asla öğrenmeyecek!”
“Kızın adı Mercan demek! Çok güzel bir ismi varmış.”
“Boş ver şimdi onu, Sustalı ve Çakır neden geliyor gerçekten bir fikrin yok mu?”
“Asıl niyetlerini bilmiyorum ancak seni tebrik etmek ve düğün hediyesi vermek için geldiklerini söylediler.”
“Siktirsinler oradan!”
“Onları daha anlayışlı şekilde karşılamanı umuyorum. Böyle karşılarsan çok tepki alırsın biliyorsun değil mi? Onu şikayet edenin sen olduğunu biliyor ve bunu bir ateşkes gibi gösterirse bu agresif tavrını kullanarak o da senin aleyhine bir söylemde bulunur.”
“Şura beni inceleme altına alsa ne olabilir ki? Aykırı hiçbir ticaretin içinde bulunmadım.”
“Sustalı senden daha fazla kişiyi tanıyor ve senden daha uzun süredir Şura’da. İsterse ipini çekebilir.”
“Yapacak olsa çoktan yapardı.”
“Eğer bunu asılsız dediği bir suçlamanın ardından yapmak istese dikkat çekerdi, eline koz verme ve neden verme ki olduğu yerde durmaya devam etsin.”
“Çok kuruyorsun kafanda.”
“Sen de aşırı gamsız geliyorsun bana.”
“Ben ölmem Yağız...”
“Gonca da öyle diyordu ve gülüyordu ama bak bir senesi doldu bile! Seni de kaybedemem!”
“Duygusallıktan hoşlanmam...”
Yanından geçip arabaya doğru yürürken o da peşime takıldı ve omzuma sert bir yumruk attı, ardından ellerini cebine sokup yanımda yürümeye başladı.
“Karın duygusallığı seviyorsa ne yapacaksın?”
“Bu öylesine bir evlilik!”
“Yazık, belki de kızcağız senden etkilenip bir sevgi beklentisini girecektir, nereden biliyorsun?”
“Yağız, daha ne kadar umurumda değil diyeceğim. Hem zaten onun aşk ile ilgili bir beklentisi olduğunu sanmıyorum. Yakın arkadaşı ve sevgilisini sevişirken yakalamış. Anlayacağın onun için de kapanmış bir mevzu sayılır gibi duruyor.”
“Öyle mi dersin?”
“Bence öyle...”
Arabaların önüne geldiğimizde ikimizde ayrı yönlere gideceğimiz için durduk ve birbirimize döndük,
“Onu koruyabilecek misin?”
“Öğrenmeyecek!”
“Öğrenirse onu isterler ve alamazlarsa eğer biliyorsun, öldürürler.”
“Öğrenmeyecekler dedim! O kadar zeki olduğunu sanmıyorum.”
“Ama yakalamış öyle değil mi?”
“Ama aklı sikinde olan biriyle yıllarca sevgili kaldığını anlamamış öyle değil mi?”
Yağız kahkaha attı, ben de elimde olmadan gülmeye başladım. Arabanın kapısını açıp içine girdiğimde Yağız hala bana bakıyordu. Ona ne var dercesine bakınca manidar bir gülümseme ile yüzüme baktı,
“Üzmemeye çalış...”
“Çok zor...”