5-Bana yardım et!

1562 Words
Gece boyu sağa sola dönüp durmuştum. Doğru düzgün uyuyamamıştım ama bunun nedeni güvensizlik değildi. Sungur Alp’e güveniyordum. Özellikle de dün o adamlar geldiğinde elimden tutup beni o tehlikeden çekip çıkartması sonrasında yaşadığım o güven… Onunlayken sanki tanıdık bir duygu etrafımı sarıyordu. Yanındayken güvende hissediyordum. Buna emin olmuştum. Ama o yokken ne yapacaktım? Uyuyamama nedenim de tam olarak buydu. Ayşegül ablayı da düşünmüştüm. Başı belada mıydı yoksa o adamların elinden kurtulmuş muydu? Eğer kurtulduysa beni merak ediyor muydu? Telefonum çantada kalmıştı. O çanta kim bilir, neredeydi? Yataktan kalkıp çıplak ayaklarımı yerle buluşturdum. Yatağın sol tarafında aynalı bir dolap vardı. Kendime baktım. Çok aciz ve çaresiz görünüyordum. “Annem ve babamın bunu yaptığına inanamıyorum! Ben onlara olmaz demiştim! Ne zamandan beri benim kararlarıma saygı duyulmuyor? O masanın başına beni bu yüzden mi geçirdiler?” diye bağıran Sungur Alp’le irkildim. Sesindeki öfkeyi iliklerime kadar hissetmiştim. Sungur Alp normalde korumacı ve duvarlıydı ama öfkelendiğinde de gözünün hiçbir şey görmediğini davette anlamıştım. Neden bağırıyordu ki? Anne ve babasıyla bir sorunu mu vardı? Bir ailesi olması bile çok güzeldi. Benim annem ve babam ölmüştü. “Miray, saçmalama!” diye bağırmaya devam etti. Miray kimdi? Elinde yüzük yoktu ama evli olabilirdi. Ben bu ihtimali hiç düşünmemiştim. Dudaklarımı dişledim. İstemsiz ayaklarım odasının kapısına doğru ilerledi. Kulağımı kapıya doğru yasladım. Resmen onu dinliyordum ama neler olduğunu merak etmiştim. “Miray, canım ikizim beni delirtmeyin!” dediğinde kaşlarım havaya kalktı. Onun ikizi vardı. Acaba ona benziyor muydu? Sungur Alp oldukça yakışıklıydı. Kesin ikizi de ona benziyordur ve çok güzeldir. Kafamı iki yana salladım. Ne diyordum ben? Yaşadığım o boşluk hissinin Sungur Alp’ten sonra değişmesi beni farklı duygulara itmeye başlamıştı. İç çektim. Sungur Alp bir süre sessiz kaldı. “Ama delirdim! Gülüp durma! Delirdiğimde neler olduğunu çok iyi biliyorsun! Ben annemlere ne dedim? Olmaz! Ben evlenmem! Hele o kızla asla!” Evli değildi ama evlenmesini istiyorlardı. O istemiyordu. İç sesim sanki onunla evlenmese seninle evlenecek dedi. İç sesimin de kafası iyice karışmıştı. Sungur Alp ve ben… İyice Sinem’e dönmüştüm. Olmayacak bir şeydi. Kulağımı iyice kapıya yasladım. Kapıyı aniden açsa kesin yere yapışırdım ama merak daha baskındı. “Akşam Trabzon’a döneceğim!” O an yutkundum. O gidecekti. Ben ne yapacaktım? Bir daha onu göremeyecek miydim? Ne diyordum ben? O sadece dün gece için bana yardım etti. Tabii ki gidecekti. İç sesimi susturmaya çalıştım. Kafamın ne kadar karışık olduğunu iç sesimin tezatlığından anlamıştım. Sungur Alp’in sert bir sesle devam etti. “Eğer gelirlerse rezillik çıkar. Annem akşam ‘Uy, olduk el aleme maskara’ demek istiyorsa Turan Boztepe’yi ve ailesini çağırsın!” dediğinde istemsiz dudağımın kenarı kıvrıldı. Karadeniz ağzının ona ne kadar yakıştığını fark ettim. Ağız yapmıyordu ama yapınca da çok yakışıyordu. Ben hâlâ onu dinlemeye çalışırken kapı aniden açıldı. Kapının açılmasıyla dengemi kaybetmem ve üstüne doğru düşmem bir oldu. İstemsiz kısık sesli bir çığlık attım. Ellerimi göğsüne koydum. O da elini belime koydum. Üstü çıplaktı… Elimin altındaki kaslar o kadar sert ve belirgindi ki bütün bedenim alev aldı. “Sungur Alp, o bir kız sesi miydi? Senin yanında biri mi var?” Ses, telefondan geliyordu. Ellerim göğsünde, kolu belimdeyken yavaşça kafamı kaldırdım. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu. “Kapat, Miray! Kimse yok! Sana öyle gelmiş!” deyip telefonu kulağından çekti ve kapının yanındaki masanın üstüne bıraktı. Ama diğer kolu hala belimdeydi. Kendimi birden duvarla onun arasında buldum. Ne yapıyordu? Ellerim göğsünde kalmıştı. Ne itebiliyordum ne de hareket edebiliyordum. O ise ellerini iki yanıma koydu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken gözlerine bakamıyordum. “N-ne yapıyorsun?” diye sordum ama gözlerim diğer taraftaydı. Elini çeneme koyup kaldırdı. Ona bakmaya zorladı. Gözlerimiz çakışınca yutkundum. Gözleri yine çok derindi. O gözlerde ne varsa beni kendine çekiyordu? “Asıl sen ne yapıyorsun? Kapı mı dinliyorsun?” “Ne münasebet! Hem benim kapı dinlememe gerek yok ki sen zaten bağırıyordun! Herkes duydu!” dediğimde kaşları daha fazla çatıldı. “Ama odanın önündeydin. Neyi merak ettin?” diye sordu, sert bir sesle. “Hiçbir şeyi merak etmedim. Sadece odana gelecektim. Aniden kapıyı açınca üstüne düştüm.” Kaşları havaya kalktı. Bu yakınlık çok fazlaydı. Dizleri de dizlerime değiyordu. Yutkundum. Onun da ademelması hareket etti. Bakışları gözlerimde gezinirken birden dudaklarıma bakınca bütün sistemim kilitlenmiş gibi hissettim. “Çekilir misin?” Sesimi ayarlamaya çalıştım ama istemsiz titrek çıkmıştı. Onu itmeye çalıştım ama yerinden kıpırdamadı. Bir süre gözlerime bakıp geri çekildi. Göğsüm inip kalkarken bakışlarım bedenine kaydı. Belinden düşecek gibi olan eşofmanı ve uzun ve kaslı gövdesi… Odanın içinde gidip geldi. Ben ise ağzından salya akıtarak onu izliyordum. Ona baktığımı fark edince alayla bana baktı. “Ne oldu? Çok mu beğendin?” diye sordu. “Ne alakası var? Saçmalama!” deyip gözlerimi kaçırdım. Beğenmek ne kelime! Az sonra eriyip gidecektim. İyice kafayı yemiştim. Tam ağzını açacakken odanın kapısı çaldı. Yatağın kenarındaki tişörtü giyip kapıya ilerledi. Ben hala aynı yerde beklerken derin nefesler aldım. Ben az önce ne yaşamıştım? Beni duvara yaslanması ve yakınlığı… Sonra kasları… “Efendim, kahvaltınızı getirdim hem de kız arkadaşınız için kıyafet istemişsiniz.” Sungur Alp hiçbir şey söylemeden poşeti aldı. Kız arkadaş ben oluyordum. Kahvaltılıkları masaya bırakıp giderken Sungur Alp “Bekle.” dedi. Odaya geri gelip cüzdanından para aldı. Görevliye uzattı. “Kolay gelsin.” Adamın gözleri parladı. “Sağ olun, efendim. İyi günler.” Baya iyi bahşiş vermişti. Bu, onun ne kadar merhametli olduğunu gösteriyordu. Hayran olası biriydi. Odanın kapısı kapanınca “Kahvaltı!” dediğinde yanına ilerledim. Masada bir kuş sütü eksikti. Her şey vardı. Bazılarını ilk defa görüyordum. Sandalye çekti. “Otur,” dediğinde ben de sandalye çekip karşısına oturdum. Sungur Alp iştahla yemek yerken ben pek yiyemiyordum. Aklım karmakarışıktı. Bir saat sonra ne olacağını düşünüyordum. İster istemez… Kafasını kaldırıp bana baktı. “Neden yemiyorsun?” “Aç değilim.” Yüzüme baktı. Çayından bir yudum aldı. İnce belli bardakla çay içiyordu. Bu ayrıntıyı fark etmiştim. “Sen neden odaya geliyordun? Sesten dolayı mı?” “Hayır, senin özel hayatın beni ilgilendirmiyor.” Güldü. “O yüzden mi odayı dinledin?” diye sordu. Çay bardağını masaya bıraktı. Gözleri hala üstümdeydi. “Hem akşam Trabzon’a dönecekmişsin. Ben artık gitsem iyi olur. Yollarımızın ayrılma vakti. Başına yeterince bela oldum. Hem senin de başında bela var. Galiba evlenmen gerekiyor.” Merak ettiğimi çok fazla belli ediyordum. Kesin anlamıştı. Aslında diğer taraftan anlarsa anlasın, dedim. Onunla bir saat sonra yollarımız ayrılacaktı. Bir daha onu görmeyecektim. Trabzon’dan İstanbul’a geldiğinde de denk gelmemiz zordu. “Bir de özel hayatın beni ilgilendirmez diyorsun. Deli gibi ne olduğunu merak ediyorsun ama soramıyorsun, Arya…” dediğinde gözlerimi kaçırdım. Direkt anlamıştı. “Hayır, tabii ki bana ne, beni ilgilendirmez. Sadece duyduğumu söyledim.” O hiçbir şey söylemeyince konuyu değiştirmek için “Arkadaşımı arayabilir miyim? En azından nerede olduklarını öğreneyim. Artık gitmek istiyorum.” dedim. Kafasını salladı. Ayağa kalktı. Odadan telefonunu getirip bana uzattı. Sinem’in numarasını ezbere biliyordum. Tuşladım. Kulağıma koydum. Biriyle konuşurken odanın hatta evin içinde tur attığım için ayaklandım. Pencereye doğru ilerledim. Sungur Alp’in bakışları da üstümdeydi. Birkaç kez çaldıktan sonra açtı. “Alo,” derken sesi ağlamaklı geliyordu. “Sinem benim.” dediğimde karşı taraftan derin nefes sesi duydum. Titrek bir sesle konuştu. “Arya sen misin? Ay, şükürler olsun. Allah’ım ödümüz koptu. Şükürler olsun. Sana bir şey oldu sandık.” Gülümsedim. İyilerdi. “İyiyim. Onlardan kurtuldum.” Tekrar derin nefes aldı. “Kim sana yardım etti? Şu an neredesin?” “Oteldeyim. Sungur Alp Bey bana yardım etti.” Bunu söylerken bakışlarının sırtımda olduğuna emindim. Sinem’in soru sormasına izin vermeden “Ayşegül abla nerede?” diye sordum. Bir süre ses gelmedi. “Bilmiyoruz, Arya.” O an kalbime bıçak saplanmış gibi oldu. Bir an hareket edemedim. “Nasıl yani? Sinem ona bir şey mi oldu?” diye sordum. Arkamı döndüğümde bana bakıyordu. Kaşları çatılmıştı. “Teyzemden haber alamıyoruz, Arya.” Gözlerim doldu. Ayşegül abla… Gözyaşlarım anında akmaya başladı. “Tamam, ben yanınıza geliyorum. Buluruz, onu değil mi?” diye sordum. Sinem de hıçkırdı. “Arya onlar senin de peşinde. Sakın buraya gelme. Sabah eve iki adam geldi. Seni sordular. Polisi ararsak bizi öldürmekle tehdit ettiler. Annemin başına silah dayadılar. Hala mahalledeler. Pencereden baktığımda her an onları görüyorum. Biz şu an güvendeyiz ama sen gelirsen seni de alacaklar. Sungur Alp Bey’in yanında kal.” Burada kalamazdım ki… O gidecekti. Gözyaşlarım akmaya devam ederken Sinem de hıçkırdı. “Arya kendine iyi bak. Ben seni yine arayacağım.” Telefon kapandı. Telefonu kulağımdan alıp masanın üstüne koydum. Yanıma yaklaştı. “Ne oldu?” diye sordu. Ellerim hatta bütün bedenim zangır zangır titriyordu. “Ayşegül ablayı aldılar.” Hıçkırdım. Ellerimi yüzüme koydum ve ağlamaya başladım. Bacaklarım titrediği için yere düşecek gibi oldum ama hemen kolumdan tutup beni koltuğa oturttu. Ağlamaya devam ederken “B-ben şimdi ne yapacağım? Eve de dönemiyorum,” diye mırıldandım. Sungur Alp yanıma oturdu. “Arkadaşım eve gelme, dedi. Sabah evi basıp beni sormuşlar. Onları tehdit etmişler. Ben ne yapacağımı bilmiyorum. Hayatım sadece bir gecede mahvoldu.” Hâlâ konuşmuyordu. Kafamı kaldırıp ona baktım. Gözlerimden akan gözyaşlarına baktı. “Lütfen, bir süre burada kalayım. Onlardan kurtulunca çalışıp sana parasını veririm. Başka çarem yok.” Şu an o kadar çaresizdim ki… Yalvarırcasına ona baktım. “Bana yardım et.” Kafasını salladı. “Sana yardım ederim ama bu iyiliğin bir karşılığı olacak. Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz, Arya.” Yutkundum. “Tamam, ne istersen yaparım ama ben sana nasıl bir iyilik yapabilirim ki?” diye sordum. “Benimle evleneceksin ve karım olacaksın. Bu akşam benimle Trabzon’a geleceksin.” Sungur Alp Çakıroğlu, Trabzon’un en güçlü ve tehlikeli mafyası benimle evlenmek istiyordu. Benim ise başka şansım yoktu. Ya peşimdeki adamlara mahkûm olacaktım ya da onunla evlenecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD