4-Sabrımı taşırma!

1675 Words
Dönüm noktası… O noktadaydım ve bu saatten sonra ne olacağını bilmiyordum. Eğer Sungur Alp Çakıroğlu bana yardım etmezse bu saatten sonra kaçmam imkansızdı. Dışarıdan sesler geliyordu, onlar benim için buradaydı. Neden peşimde olduklarını bilmediğim adamlardan kaçmak için nefesi yüzüme çarpan adama sığınmaktan başka şansım yoktu. Gözleri gözlerimdeyken ona yalvarırcasına bakmaya devam ediyordum. Beni onlara verirse bana ne yapacaklarını bilmiyordum. Kendimi ilk defa çaresiz hissetmiyordum ama şu an belirsizlik ağır basıyordu. Daha önce kimseye yalvarmamıştım. Şu an mecburdum. Sungur Alp’in kaşları çatıldı. Hiçbir şey söylemedi. “Ne olur! Onların bana ne yapacağını bilmiyorum.” Kapıya sertçe vurdular. “Aç kapıyı! Burada saklandığını biliyoruz! Bizden kaçamazsın! Arya aç kapıyı!” Adımı bile biliyorlardı. Gözlerim büyüdü. Sungur Alp ise konuşmuyordu. Aniden ayağa kalktı. Ben şöminenin karşısında kalakaldım. Az sonra kolumdan tutup ya beni dışarı atarsa? Ama bana korkma demişti. Yine de güvenemiyordum. Ayşegül abla hep ‘Kimseye gerçekten güvenme’ derdi. Birden belinden silahını çıkarttı. Bakışları bana kaydı. Benim çaresizliğimi fark etti. “Sakin ol, seni kimseye vermiyorum! Benim yanıma sığınmış bir kadını benden kimse alamaz! Şu an benim himayem altındasın!” dediğinde yutkundum. Öfkeliydi ama bu öfkesi bana değildi. Silah hâlâ elindeyken cebinden telefonunu çıkarttı. Bir numarayı tuşladı. “Alo, dışarıda misafir var. Destek gönder. Az sonra onları atlatacağım ama temizlenmeleri gerek.” deyip kapattı. Bu kadardı. Başka hiçbir şey söylemedi. Telefonu cebine geri koydu. Bakışlarını yine bana sabitledi. Ben yerimden kıpırdayamadım bile. Yanıma gelip elini uzattı. Bir ona bir de eline baktım. Hiç düşünmeden elini tuttum. Ona güvenmek zorundaydım. Başka şansım da yoktu. Ellerimiz birleştiğinde yine bunun ilk olmadığını hissettim. Sanki daha önce de o eli tutmuştum. O el bana daha fazla güven verdi. Tek eliyle kalkmama yardım etti. Kapının önüne ilerledik. Kapının yanında küçük pencere vardı. Tülü hareket ettirmeden dışarıya baktı. Ben de parmak uçlarımda yükselip ona biraz yaklaştım. O kadar cüsseliydi ki dışarıyı bile göremiyordum. Görebildiğim kadarıyla çok kalabalıklardı. Aniden bana dönünce burunlarımız birbirine sürtündü. Kalbim zaten hızlı atarken aniden daha da hızlandı. Kalp krizi geçirdiğimi düşündüm. Bayılacak gibi olunca az daha üstüne düşüyordum. Belimi kavradı. Yine çok yakındık. Gözleri gözlerimdeydi. “Ne yapıyorsun?” diye fısıldadı. Konuşunca nefesi dudaklarıma doğru aktı. Ben de olabildiğince kısık sesle konuştum. “Dışarıya bakıyordum.” “Çok meraklı bir kızsın.” “Ama…” dediğimde kaşlarını çattı. “Konuşma da yürü. Az sonra kapıyı kıracaklar. Gitmemiz gerek.” Elimi daha fazla sıktı ve beni peşinden sürüklemeye başladı. Arada da arkaya bakıyordu. “Sen bunu nereden biliyorsun ki?” Alt kata inen bir merdivene doğru beni sürükledi. Konuşmuyordu. Ben ise hem merak ediyor hem de stresle baş etmeye çalışıyordum. Alt kata indiğimizde kapıyı açtı. İçeride lüks bir araba vardı. Sungur Alp’in dediği gibi kapı sertçe kırıldı. Yutkundum. “Arabaya bin!” dedi. Söylediğini yaptım. Bunu yaparken sakinleşmeye çalışıyordum. O, yanımdaydı ve bana bir şey olmayacaktı ama bundan sonra ne olacağını da bilmiyordum. Arabaya bindiğimde Sungur Alp de arabaya binip silahı ortadaki alana koydu. Boynunu kütletti. “Hazır mısın?” dediğinde kafamı salladım ama neye hazır olduğumuzu bile bilmiyordum. “Kemerini bağla!” Ellerim heyecandan titrerken kemerimi bağladım. Kalbim de yerinden çıkacak gibi atıyordu. O ise bir eliyle silahını tutarken diğer eliyle direksiyonu sertçe kırdı. Araba yanlandı. Lastikler zeminde çığlık atar gibi bir ses çıkarttı. Sertçe yutkundum. Şu an peşimde adamlar varken ben onun yaptığı harekete düşmüştüm. Garajın dışarıya açılan kapısı kapalıydı. “Garaj kapısı kapalı!” Ama o bana bakmadı bile. Gözleri yola kilitlenmişti. Ne olacağını kestirmeye çalışırken evle bağlantılı iç kapı açıldı. Sungur Alp’in dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. Bıyık altından güldü. Çıkışa doğru giderken gaza daha da bastı. “Ne yapıyorsun?” diye bağırdım. Birkaç saniye sonra garaj kapısına çarptık. Kapı gürültüyle yerinden koptu. Camlar bile titremişti. Gözlerimi büyütmüş az önce olanı izlerken o gülüyordu. Arkamızdan ateş ettiler ama biz çoktan çıkmıştık. Ona doğru döndüm. Hâlâ şoktaydım. “Sen delisin. O kapıyı öyle kırmak zorunda mıydın?” Bana kısa bir bakış attı. “Zorundaydım ki kırdım.” Sonra ekledi. “Hem evet. Deli derler.” Gözleri yan ve dikiz aynada gidip gelirken “Çok konuşuyorsun. Yardım istedin ama yöntemlerime karışma. Sadece kafanı eğ!” derken gözlerimin içine bakıyordu. Sungur Alp gerçekten de normal değildi. “Karadenizlilerin deli olduklarını duymuştum ama bu kadarını beklemiyordum.” “Şu an korkup ağlaman gerekirken bana laf yetiştiriyorsun! Asıl sen ne tür bir manyaksın?” dediğinde gözlerimi kaçırdım. Haklıydı. Saçmalamıştım. Ve ben ondan yardım istemiştim. Denize düşen yılana sarılır bu demek miydi? Sert bir soluk aldım. Arabayı o kadar hızlı kullanıyordu ki nefesim kesilmişti. Ellerimi koltuğunun iki yanına koyup sertçe bastırdım. “Üzgünüm, benim yüzünden başın belaya girdi.” Bana bakmadı bile. “Ben sana geçen gün davette de söyledim. Ben zaten belanın ta kendisiyim.” Tekrar yan aynadan arkayı kontrol etti. “Bizi takip eden iki korkakla baş ederim. Neden sürekli açıklama yapıyorsun?” “Heyecanlandığımda ve aşırı adrenalin içeren bir olay yaşadığımda dilim açılır,” dediğimde ademelmasının hareket ettiğini gördüm. Bakışlarımız yine birbirine değdi. Yine derin baktı. Silah sesiyle irkildik. “Başını eğ!” dedi. Refleksle eğildim. Yan aynalardan bakıyordum. Peşimizde iki araba vardı. Topraklı yola girmiştik ama o sanki asfalttaymışız gibi sürüyordu. Araba sarsılmıyordu bile. Kurşunlar yine patladı. Arka cam paramparça oldu. Çığlık attım, kulaklarımı kapattım. Bir araba bize iyice yaklaştı. Arkadan sertçe çarptı. Araba savruldu ama Sungur Alp kontrolü kaybetmedi. Gazı kökledi, arayı açtı. Sonra camı indirdi. Kolunu dışarı çıkardı. Yan aynadan arkaya bakarak ateş etti. Araba bir anda yalpaladı. Lastik patlama sesi duyuldu. Sonra da sert bir fren sesi… Bizi takip eden araba durmuştu. Onun arkasındaki araba da sertçe çarpıp savruldu. Sungur Alp kahkaha attı. “Bana da eğlence çıktı.” Gaza biraz daha bastı. Gerçekten onları atlamıştık. Sungur Alp Çakıroğlu’na neden tehlikeli dediklerini şimdi daha iyi anlamıştım. Arkamızda bizi takip eden bir sürü kişi varken onları tek başına atlatmıştı. Birini aradı. “Onları atlattım. İşlerini bitirin. Kim olduklarını da bulun. Evde de birkaç hasar var, onları halledin.” Sadece bunları söyleyip telefonu kapattı. Araba nihayet anayola çıkmıştı. Artık başımda bela yoktu. Tabii ki şu anlık… Adamlar benim adımı bile biliyordu. Sungur Alp’le yollarımız ayrıldıktan sonra ne olacağını bilmiyordum. Bana döndü. “Onları atlattık. Artık güvendesin. Bu gece otelde kalacağım. Şu an evine dönersen tehlikeli olabilir. Sen de benimle gel. Yarın ne yapacağını konuşuruz.” Minnetle ona baktım. “Sungur Alp, çok teşekkür ederim. Sen olmasan bana ne yaparlardı bilmiyorum. Senin orada olman benim hayatımı kurtardı.” Onun orada olması ve beni kurtarması tesadüf gibi basit bir kelimeyle anlatılmazdı. Kaderin ta kendisiydi. “Başına bela açtım ama sen zaten belanın ta kendisiyim diyorsun.” Bakışları anlık bana kaydı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. “Hâlâ çok konuşuyorsun, Arya. Yardım ettim, bitti. Bu kadar abartma.” En iyisi susmaktı ama konuşmak istiyordum. Dudaklarımı dişledim. Stres altındayken konuşmak iyi geliyordu çünkü kendimle konuşmak zorunda kalmıyordum. Beynimden o kadar şey geçiyordu ki… Bundan sonra ne yapacağım diye düşünüyordum ama bulamıyordum. O an aklıma Ayşegül abla geldi. “Ayşegül abla? Ona ulaşmam lazım.” Telaşlı sesimle yeniden bana baktı. “Adamlarım eve bakmış, kimse yokmuş. Sordurmaya devam ediyorlar. Gidebileceği bir yer var mı?” diye sordu. Orada değilse ya kurtulmuştu ya da ona bir şey yapmışlardı. İkinci ihtimali düşünmek bile istemiyordum. Ben ‘sıradan biri değilim’ demişti. Belki de ellerinden kurtulmuştu. “Kız kardeşi Neriman teyze var. Aslında benim de oraya gitmemi istedi ama gidemeden beni kaçırdılar. Ben oraya gitsem daha iyi. Ayşegül abla da oraya gelecekti. Yeterince yardım ettin. Gerisini ben hallederim.” dediğimde kaşlarını çattı. Kırmızı ışıkta durdu. “Bu adamlar sizin hakkınızda her şeyi biliyorsa ablanın kız kardeşinin evini de biliyorlardır. Şu an orası senin için tehlikeli olur. Bilmiyorlarsa bile onların da hayatı tehlikeye girer. Yarın sabah birlikte gideriz.” dediğinde nefes aldım. Şu an başka şansım yoktu. Sungur Alp ne diyorsa uymak zorundaydım. Kafamı salladım. Işık yeşile dönünce yola odaklanmaya devam etti. Kollarımı kendime çektim ve kafamı koltuğa yasladım. Gözlerimi kapatıp her şeyin rüya olmasını diledim. Ama değildi. Rüya olmayacak kadar gerçekti. Otele geldiğimizde arabadan indi. Ben de peşinden indim. Kafamı kaldırdım. Geçen gün garson olarak geldiğim otelde mi kalacaktım? Hayat çok garipti. Ben otele bakarken birkaç kişinin bakışlarını üstümde hissettim. Utançla yanaklarım kızardı. Üstümde Sungur Alp’in kıyafetleri vardı. “Hadi, neden orada dikiliyorsun?” deyip elini bileğime koydu. Asla acıtmıyordu. Resepsiyona geldiğimizde görevli ikimize baktı. “Sungur Alp Bey, hoş geldiniz? Her zamanki gibi süit odanızı ayarlıyorum.” Kafasını salladı. Kadının bakışları arada bana kayıyordu. Gözlerimi kaçırdım. Üstümdeki kıyafetlerden dolayı bana bakıyordu. Ben de olsam bakardım. Çok komik duruyordu. “Hanımefendi de sizinle mi kalacak?” Sungur Alp ona öyle bir bakış attı ki kadın sustu ve işleme devam etti. Ben bile bakışından tırsmıştım. Anahtarı uzatınca yine bileğime uzandı. Asansöre ilerlerken bir anda durdu. Az daha kafamı sırtına çarpıyordum. Görevliye “Kız arkadaşıma uygun kıyafetler gönderin.” dediğinde gözlerim büyüdü. Kız arkadaş? Beni neden öyle tanıtmıştı ki? Kadın kafasını salladı. “Tabii, Sungur Alp Bey.” Asansöre bindiğimizde kapılar kapanınca bileğimi bıraktı. “Sen beni kız arkadaşın olarak mı tanıttın? Neden? Hem biz aynı odada mı kalacağız?” diye sordum. Sustu ve cevaplama tenezzülünde bile bulunmadı. “Hey! Bir şey sordum!” Aynadan bana baktı. “Sabrımı taşırma! Yeterince sabrettim! Yaptıklarımı sorgulama!” dedi. Sonra aynadan beni süzdü. Gözlerim hariç her yere baktı. “Hem sen benim tipim değilsin, merak etme!” dediğinde göz devirdim. “Ben de sana çok meraklıydım. Sen de benim tipim değilsin!” dedim. Kafasını iki yana salladı. “Çok garip bir kızsın. Başka biri olsa bu adam beni otelden attırır diye korkar ama sen bana laf yetiştirmeye devam ediyorsun. Diyorum sen de manyaksın!” dediğinde dudağımı dişledim. “Attırır mısın?” Kafasını iki yana sallayıp sert bir soluk aldı. “Dua et…” deyip sustu. Devamında ne diyeceğini merak etsem de sormadım. Zaten söylemezdi ki… Süit odaya geldiğimizde gözlerimi büyüttüm. Çünkü bizim evden daha büyüktü. Sungur Alp olmasa burada asla kalamazdım. Bana yatak gösterdi. “Burada kalırsın. Ben diğer odadayım.” Kafamı salladım. “Sağ ol.” Hiçbir şey söylemeden giderken iç çektim. Yarın ne olacağını düşünerek yatağa uzandım. Biri elimden tutup beni bu karmaşadan çıkartacak mıydı? Yoksa benim hayatım peşimde neden olduğunu bilmediğim adamlardan kaçmakla mı geçecekti? Bir mucize olmasını diledim. Belki de o mucize kaderime ve geçmişime giden yolun ta kendisiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD