Tan nefeslerini sesli bir biçimde alıp verirken kalbi göğüs kafesini yırtarmış gibi dövüyordu.
Bir çok popo görmüştü evet, bu ilk değildi. Zaten sekreterlerini sadece bu iş için alındığı Can da dahil olmak üzere şirkette bilinen bir şeydi. Ama kalp şeklindeki kalçalar onu çok fena uyarmıştı. Kalkıp kalçalarını okşama güdüsünü çok zor bastırmış, popo yanaklarını şaplaklamamak için çenesini sıkmıştı.
Sekreterleri bile isteye onunla olmak için can atarlardı. Seçici bir adamdı aslında, takıntılı derecede ona has kriterleri vardı. Her sekreteriyle yatmamıştı elbette, her sekreterine dokunmamıştı bile. Kadınlar onun dokunmasını arzulayadursun, O onları izlemekten öteye geçmezdi çoğu zaman. Nadirdi dokunma hatta çiftleşme isteği uyandıran sekreterinin olması. Ama bu plaza da bulunmak onun için bir tür işkence gibi geldiği için, böyle şeyler yaparak veya yaptırarak kendi eğlencesini yaratmıştı. Sadece zevk için yapıyordu kendi tabiriyle eğlencesine takılıyordu.
Çoğu kadın onun altında olmayı, onunla türlü türlü fantazi yaşamayı kendileri istiyordu. Hastalıklı derecede bunu isteyen sekreterleri işten çıkartıyordu. Kendi hastalıklı yaptırdıkları neticesinde bu hale geldiklerini umursamadan hem de…
Diğer sekreter maaşlarından iki katı maaş vererek aslında ona sunduğu görsel şölenler için kızların hakkını verdiğini düşünüyordu. Kızların hayatlarını alt üst ettiğinden habersiz…
*****
Öğlen olduğunda tekrar zil çaldı. Yüreği ağzında Sedef bu işten istifa etmeyi düşünüyordu. Kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Biraz dişlerini sıkarak,
“Beni görmek istemişsiniz efendim.” dedi tükürürcesine.
Tan bir kaşını kaldırarak Sedef’in güzel yüzünü süzdü. Sedef bu sefer bakışlarını kaçırmadı. O da Tan beyi süzerek oldukça öfkeli olduğunu, Tan beye hissettirmek ister gibi baktı.
Tan elbette bu bakışları daha önce görmüştü. Etkilenmiyordu artık, hiç oralı değilmiş gibi, hiç umursamıyor gibi ayağa kalktı Sedef’e doğru ilerledi. “Öğlen yemeğimi 1’de yerim.” dedi Tan “Onu getirmekte senin görevin. 1 dakika geçerse yemeğin gelmesi cezalandırılırsın.” diye devam etti.
Gözlerini kızın gözlerinden ayırmayarak tepkisini ölçmeye çalıştı. Sedef o konuşurken zaten tepkisini içinden “Zıkkım ye!” diye düşünerek geçirmişti. Tan bu tepkiyi çoktan kaçırmıştı. Ela gözlerin içine derinlemesine bakarken de dalıp gitmişti.
*****
İçimden küfürler ettiğimi sanırım anlamıyor. Yeşil gözleriyle derinlemesine gözlerime bakmıyor mu deli ediyor beni. Oldukça yakışıklı bir adam ama belli ki hastalıklı bir tip diye düşünüyorum. “Tıpta mutlaka bir adı vardır bunun… Ama ne?” diye düşünüyorum “Keşke bölümüme devam edebilseydim, tıp fakültesini binbir zorlukla kazan, sonun bu adama kendimi sergilemek olsun! Ah Sedef!” diye içimden dövünüp duruyorum hayıflanarak…
Derinlemesine bakışı sona erdiğinde “Çık!” dedi sertçe.
Kapıyı kapatıp nefesimi bıraktım. Diken üstünde duruyordum resmen, her bir hücrem tetikteymiş gibiydim. Gerginlikten patlayacağım sanırım.
Tam bu sıralarda masaya geçememişken Can bey geldi. Ben ayakta ona bakakalmıştım. Metroda gördüğümün aksine bugün gri bir takım elbise giymişti. Ona çok yakışmıştı. Etkileyici bir adam olduğu zaten aşikardı fakat etkileyici kelimesi az bile kalıyordu. Adam yürüyüşüyle yaydığı aura bile başlı başına cazibe merkezi desem az kalırdı.
Can baş selamı verdi ve “Adın neydi?” diye sordu.
Biraz heyecanlandıktan sonra “Sedef.” diye kalbimin ritminin hızlandığını anlamasın diye umarak küçük bir sesle yanıt verebildim.
Can bey “Bize iki kahve söyler misin?” diye söyledi.
“Kahve? Immm tabi Can bey.” diye karşılık verebildim.
Kapıyı açıp içeri girecekti ki “Kahveler nasıl olsun?” diye sorabildim.
Can kapı aralık durarak bedenini bana doğru döndürdü ve “Mutfak personeline Tan beyin odasına 2 kahve diye söyle, onlar bilir.” dedi ve içeri girdiğinde kapı sertçe kapandı.
Kapı sesine ürkmüştüm ve hafifçe beni zıplatmıştı bu gürültü.
“Pekala…” dedim kendime “Sakin ol Sedef, bu senin ilk görevin. Yapabilirsin. Mutfağı arayıp kahve söylemek ne kadar zor olabilir. Mutfak telefon numarasını bul!” diyerek etraftaki telefon numaraları yazılı bir kâğıt bulmaya çalıştım.
*****
Kalem aldığı anı hatırlamak dahi istemiyordu Sedef. Unutup gitmişti Can onla konuştuğunda. Numarayı bulup Can’ın kendine söylediği gibi söyledi. Mutfak hizmetlisi geldiğinde tepsiyi Sedef’e bıraktı ve gitti.
Kapıyı tıklattı ve elinde tepsiyi sıkı sıkıya tutarak “Gel!” sesini duyduğunda içeri girdi.
Kahveleri teslim ederken Tan beyin masasına koymak için Can’ın yanında kalçalarını dışarı çıkarıp eğilmek durumunda kaldı. Eteği çekiştiremediği için bir kez daha eteğe de kendine de kızdı.
Can oralı değil gibiydi. Tamamen yüzü Tan’ın üzerindeydi. Hararetli bir şey konuştukları çok belliydi. Tan “Çık!” diyerek Sedef’e bakarken, Sedef başını hafif salladı eteğini düzeltir gibi yapıp çıktı.
İki adam oldukça farklı bir yapıya sahip gibi görünse de dış görünüşleri benziyor diye düşündü Sedef.
Yemek saatine az kaldığını gören Sedef ceza almak istemiyordu. O yüzden yemek için telefon defterini tekrar eline aldı ve yemekle ilgili bir numara kaydını bulmaya çalıştı.
*****
Can ve Tan hararetli bir şekilde iş konusunda tartışırken Sedef’in içeri girmesiyle konu yeni sekreter olarak bizzat Sedef olmuştu.
Can “Bu kız diğerlerine benzemiyor.” dedi. Tan omuz silkti ve “Benzemiyor olabilir alışacaktır.” dedi. “O da diğerleri gibi hoşlanarak yapacak dediklerimi…” diye devam etti ve güldü.
Can Tan’ın yüzüne patlatmak ister gibi elini yumruk yaptı ve “Neden hastalıklı bir patron olmak yerine düzgün olmayı deneyemiyorsun?” diye yüksek sesle sordu.
“Hastalıklı patron mu?” diye daha çok güldü Tan.
Can ayağa kalktı ve “Senle uğraşılmaz.” dedi. Tam gitmek üzereydi ki Tan arkasından konuştu.
“Bu kızı işe almamı söyleyen sendin Can! Ne olacağını biliyordun. Şimdi ki bu tavrın da ne!” diye bağırdı. “Beni bu plazaya tıkarken aklınız neredeydi?” diye bağırmaya devam etti.
Can gözlerini devirip duraksamadan ordan ayrıldı. Odadan çıktığında telefonla konuşan Sedef’e baktı, güzel bir kızdı itiraf etmesi gerekirse bu yüzden tekrar pişmanlık duydu. Ne diye bu kızı bu hastalıklı adama işe almasını söylemişti ki?! Yazık olacak diye düşündü. Bu düşüncelerle ordan uzaklaştı.
*****
Tan işine karışılmasından gerçekten hoşlanmazdı. Büyük tepki gösterir ona ne yapacağını söyleyen insanlardan ise nefret ederdi. Gerçekten kızgındı ve rahatlaması gerekiyordu. Zili çaldırdı ve Sedef’i çağırdı.
Sedef çalan zil sesini duyup hemen Tan’ın odasına koştu. Eteğini çekti, kapıyı tıklattı ve içeri girdi.
“Beni istemişsiniz efendim?” dedi tekrar saygılı bir tonla.
“Evet.” dedi Tan buyurgan sesiyle “Git ve cama doğru yürü.” dedi.
“Peki efendim.” dedi Sedef ve cam kenarına doğru gitti.
“Ellerini cama koy! Kalçalarını dışarı doğru eğ!” diye bağırdı.
Sedef bunu yapmayacaktı. Bir daha böyle bir şey isterse istifa edeceğini söyleyip durmuştu kendine ama öyle egemen bir ses tonuydu ki duyduğu ses korkmuştu. Göğüs kafesi korkuyla dolarken damarlarında kan yerine adrenalin akıyordu.
Denileni yaptı ve bekledi. “Ama” diye itiraz cümlesi kuracak kelimeleri yuttu. Tan “Çık!” diye bağırınca Sedef ona doğru bakmadan odadan koşarak çıktı.
Tan biraz rahatlamıştı. Şimdi çalışabilirdi. Önce pantolonun önünü düzeltti ve bilgisayarına odaklandı. Yemeğe kadar 45 dakikası vardı. Elindeki işi o zamana kadar bitirebilirdi.
Devam edecek…