Cihan’ın villası, o gece bir yuvadan çok, ormanın ortasında inşa edilmiş soğuk bir zindanı andırıyordu. Dışarıdaki fırtına camları zorlarken, içerideki sessizlik çok daha tekinsizdi. Cihan, Ayşe’nin kolunu kapıdan içeri girer girmez bıraktı ama bakışlarını bir saniye bile üzerinden çekmedi. Cihan, ıslanmış paltosunu yere fırlattı. Gözlerindeki o alışıldık tutku gitmiş, yerine hayal kırıklığıyla harmanlanmış saf bir öfke gelmişti. Ayşe ise salonun ortasında, sırılsıklam elbiseleriyle titreyerek duruyordu. "Buna inanamıyorum Ayşe," dedi Cihan, sesi fısıltı kadar alçak ama bir bıçak kadar keskindi. "Bir yabancıya... Geçmişi karanlık, ne olduğu belirsiz bir adama güvendin. Benim sana sunduğum her şeyi elinin tersiyle itip, o çamura mı koştun?" "Senin sunduğun her şey bir yalan!" diye bağır

